Alevilik, Osmanlı’da sosyal ve askeri bir olgu
M. Bidav: Bir de Alevilik ve alevi gençlik var. Daha özgün bir yapı… 68 Kuşağı veya 1970’lerdeki gençlik hareketleri Alevi gençliği nasıl etkilediği sorusunu yönelteceğim. Ancak sanırım konunun Alevilik-sistem bağıntısı ile de ilişkisi var. Önce bunu sorayım: Alevilik nasıl bir yer tutuyor?
D. Karakoçan: Doğru bir giriş. Siyasal ve toplumsal tarih güncele ışık tutar. Aslında Osmanlı’da Alevilik kültürel inançsal bir figür olmaktan çok sosyal askeri ve idari bir olgudur başlarda. Tarihi yanlış da yorumlamış olabilirim. Affınıza sığınıyorum. Osmanlı’yı kuranların Yörük Aleviler olduğu söylenir. Birçok zaviye, vakıf bunlara bağlıdır. Hatta Osmanlı ordusunda da varlar. Mezhep yapıları görece aktiftir. Sanırım 1400’lü yıllardan 1500’lere kadar böyledir. Ancak bu duruma karşın resmi mezhep ya da inanç olarak kabul görmezler. “Kızılbaş”, “Rafızi” vb. olarak adlandırmaları da bundandır.
Burada dikkat çekici durum şudur: Osmanlı Ortodoks Sünni İslam yapısı üzerine oturdukça Aleviler dışlanır. Mesela Bektaşi Yeniçeri Ocakları vardır. Onlar kaldırılır, birçoğu katledilir. Tarih yazar. Buna karşı 1400-15000’lerde Alevi ayaklanmaları görülür. Sanırım Şeyh Bedrettin İsyanı, Celaliler böyle bir sürecin ürünüdür.

Osmanlı’da Alevilerin ötekileştirilmesi ve ayaklanmalar
M. Bidav: Bu aynı zamanda bir tasfiye süreci, öyle mi?
D. Karakoçan: Kesinlikle… Heterodoks Müslümanlarla Osmanlı arasında problemler var. Dediğim gibi; Ortodoks İslam’a kayışla ötekileştirilmiş Alevilere karşı tazyik artar. Tebaa içinde yer bulması güçleşir. Osmanlıda merkezi yan gelişip otonom yerel iktidarlar/yapılar tasfiye edildikçe ötekiler odağa alınır. Burası ilginç. Aslında merkezi devlet/iktidar yapılarının nasıl oluştuğuna da iyi bir örnek.
Cumhuriyet Döneminde Alevilik ve Merkeziyetçi Yönetim
M. Bidav: Aynı şey Cumhuriyet sonrasında da var…
D. Karakoçan: Var. Merkezi yönetimler güçlendikçe Ortodoks tutumlar artar. Merkez dışı yapılar ötekileşir. Aleviliğin dergahlar, tekkeler, zaviyeler, dernekler, vakıflar, Cem ve kültür evleri biçiminde örgütlendiklerini görüyoruz. Özellikle 1.Selim döneminde Safevilere karşı savaşla alevi tasfiyesi derinleşir. Tekke ve zaviyelerin kapatılması da bir yönüyle buna hizmet eder. Osmanlı’nın Ortodokslaşması sürecine kadar Alevilik sadece bir inanç sistemi değil, bir yaşam ve kısmen sosyal idari nizam olarak da kendinden söz ettirir. Hasan Sabah, Şeyh Bedrettin bir örnek deneyimi sayılabilir.
M. Bidav: Ya sonrası?
D. Karakoçan: Sonrasında sosyal zeminini kaybederek yozlaşır. Alevilik sosyal gerçeklikten yoksun bir inanç/ibadet biçimine, içe dönük bir ritüele dönüşür. Sosyal yaşam ve inanç olarak “tehlike” olmaktan çıkar. Yine de ötekileşmekten kurtulmaz.
Alevilik ve gençlik hareketleri: 68 kuşağı ve sonrası
Alevilik olgusu yarattığı algı bakımından seküler, ilerici devrimci çağrışımlar yapar. Böyle bir rol oynamış mıdır? Hayır! Türkiye Aleviliği Sol’a yatkınlık gösterse de Kemalist eğilimler taşır. Yaşatılan tedip ve tenkiller sonrası karakteristiği daha çok değişir. Bir tür rehabilite olmuş, entegre olmuş hatta, Sünni davranışlar sergilemeye başlamış Aleviliğe dönüşür. 80 darbesiyle, Sünnici asimilasyon sadece dilde değil, inançsal açıdan da derin yarılmalar yaratarak Aleviliği siyasal erkin yedeğine düşürdüğünü görüyoruz. Dünden bugüne bu rolü özellikle CHP ve türevleri harika oynadı! Kısacası darbeyle birlikte Alevilik düzen açısından kabul edilebilir sınırlara çekildi. Neydi bu? İnanç ve yaşam derinliği olmayan kültürel ve folklorik Alevilik!
M. Bidav: Çok mu umutsuz?
D. Karakoçan: Bilemiyorum.Bir de hayatın gerçekliği var tabi, dünya giderek küçük bir köye dönüşüyor. İnançlar, inanışlar, kültür ve sosyal davranışlar birbirini etkiliyor. Ağır basan hâkim oluyor. Geri kalanlar ise ötekileşerek daha çok içe kapanıyor. Dergahlar, Dernekler, evler tamamen içe dönük ayin yapıları özelliğinde. Hepsi kendine münhasır. 90’lı yıllar sonrası demokratik hareket ve görece Kürt aydınlanması “din ve inançlara” doğru yaklaşımla Aleviler ve Alevilik daha doğru tanımlanmaya başlandıysa da tablo pek de değişmiş değil. Özellikle son yıllarda gelişen siyasal İslam ve Sünni siyasetinin ağır etkileri Alevileri daha çok boğmuş oldu. Seküler Türkiye’de Sünnilik doğal bir inanç düzeyinde kalırken günümüzde aktive olarak baskın hale geldi. Belki bunu çıplak gözle göremiyoruz ama yaşamın her alanında var.
Alevilerin solcu, Sünni gençliğin sağcı olduğunu savlamak büyük hata olur.
M. Bidav: Biraz daha gençliğe ve yakın tarihe dönersek; 1970’lerdeki gençlik hareketleri Alevi gençliği nasıl etkiledi? Dönüştürücü olmuş mudur mesela?
D. Karakoçan: “Alevi gençliği” diye kategorik bir olgu yok. “Alevi gençler” demek daha doğru gibi. 70’li yılların gençlik hareketleri mezhepsel davranışlar göstermez. Daha çok sınıfsal hatta toplumsal davranışlar gösterir. Dolaysıyla ideolojik disiplinlerdir. Örneğin 70’li yıllarda sıkça yaşanan “sağ-sol problemi”, asla bir “alevi-Sünni problemi” değildir. Olmadı da. Alevilerin solcu, Sünni gençliğin sağcı olduğunu savlamak büyük hata olur. Dediğim gibi, Sol, daha çok sınıfsal tercihler sonucu şekillenmiştir. Sınıfsaldır.

Alevilik: Bir inanç sisteminden fazlası
M. Bidav: Burada araya girmek istiyorum: O zaman neden Çorum’da Maraş’ta Alevilerin yoğun olduğu yerlerde katliamlar yapıldı? Neden katliamların çoğu alevi ve Sünnilerin iç içe yaşadığı illerde yoğunlaştı? Elâzığ, Erzincan Malatya, Maraş gibi? Neden Sünni gençlerin çoğu sağcı?
D. Karakoçan: Sağ’ın hedefi öncelikle aleviler olmadı. Devrimciler, Sol sosyalistler, aydınlar oldu. Halk arasında “sağ-sol kavgası” denen şey de budur. Politik görüş ve sosyal hareketle bağlantılı bir durumdur. Demek istediğim bu. Bahsettiğiniz katliamlar ise doğrudan alevi kimliğine yönelik gelişen, Türkiye’deki demografik yapı ve inanç sistemini bozmayı amaçlayan operasyonlardır. 1400’lerin, 1500’lerin devamı niteliğindedir. Adı geçen illerde yoğunlaşması ise, sosyal olarak ayrışıktır. Alevi mahalleler, köyler vardır mesela. Sindirme göçertme gibi bir özel amaç vardır.
Sünni gençlerinin çoğunun sağcı olması da siyasal İslam ve buna dayalı yönetim biçimleri, Sünni kültür vs. ile ilgili bir durumdur.
Alevi gençler Alevi kimlikleriyle değil, ideolojik, politik sosyal tercihleriyle sola yatkındı…
M. Bidav: Devam edebilirsiniz…
D. Karakoçan: Konuya dönersek: Alevi gençlerin her şeye rağmen sola yatkınlığı, seküler yapısı, tevekküle kısmen kapalı oluşları ve sosyal olarak görece özgür yapıları “gençlik hareketleri”ne ilgi duymalarını sağladı. Ancak bu, Alevi kimlikleriyle değil; ideolojik, politik ve sosyal tercihlerinin sonucu gelişti. Kendilerini alevi olarak tanımlamadı. “Solcu, devrimci, demokrat, aydın” olarak tanımladı. Böyle bir aidiyet üzerinden hareket etti. Doğru da yaptı. Bazı sol yapılar ağırlıkla alevi gençliğe dayanmış olsa da bu mezhepsel bir tercih değildi. Alevi gençlerin Sol’a yatkın oluşunun, bu kesimleri “örgütlemede” yarattığı kolaylıktı!
70’li yıllardaki örgütlü Sol ve Sağ’da mezhepsel yapılar ve çelişmeler üzerinden yürümedi; politik farklılık ve karşıtlıklar üzerinden yürüdü. Aynı yıllarda görülen mezhepsel problemler ise, sanırım daha başka merkezler ve birimler tarafından yaratıldı!
Dönüştürücülüğe gelince… Dönüştürmedi ama 68, 78 hareketleri dini inanç ve mezhep yapılarından bağımsız, Türk ve Kürt gençliği arasında ilgi gördü…
M. Bidav: O dönemde sanki bütün sol, sosyalist hareketleri Aleviler taşıyormuş gibi bir izlenim vardı…
D. Karakoçan: Bu yanlış ve yanılgılı bir algı. Sanırım biraz da merkezi aygıtların geliştirdiği bir şey. Alevi gençliğin ciddi ve baskın bir ağırlık merkezi oluşturduğunu söylemek doğru olmaz. Politik tercihler, yapılar ve saflaşmanın böyle bir özelliği yoktur.
Solculuk, devrimcilik yükselen bir değerdi…
M. Bidav: O dönemde Alevi kültürünü ifade etme özgürlüğü ne kadardı? Örneğin herhangi bir Alevi genci sol, sosyalist veya ulusal hareketler içinde yer aldığında Alevi kimliğini taşıyor muydu? “Yoksa sosyalist felsefe varken, Aleviliğe ihtiyaç yok” düşüncesi mi ağı basıyordu?
D. Karakoçan: Sol içinde farklı inançların problem olduğunu sanmıyorum. Alevi Sünni, ateist, Müslüman, Hristiyan… Bunlar tartışma konusu bile edilmemiştir. Dediğim gibi, herkes kendini sol, sosyalist ve devrimci olarak tanımladığını görüyoruz. O yıllarda solculuk, devrimcilik yükselen bir değerdir. Ve giderek kendi içinde sosyal, moral ve ahlaki normları oluşturduğunu da görüyoruz. Bu aynı zamanda kimliktir. Saygın bir kimlik…
M. Bidav: 1978-80 yılları arasındaki olaylar Alevi gençliği üzerinde nasıl bir iz bıraktı? Bu Alevi toplumunun kültürel birikimini nasıl etkiledi?
D. Karakoçan: Aslında sol demokratik uyanış ve sınıf bilincinin yarattığı bir farkındalık ve özgüven var. Ancak bu yıllarda din ve inançlara devrimci yaklaşım henüz yok. İnkar demeyelim de (çünkü inkar farklı bir olgu) kaba bir reddediş var. Bu olgu, materyalist düşünce biçimini kaba ve dogmatik biçimde sol felsefe haline getirdiğini görüyoruz. Aleviler ya da alevi gençler açısından bakıldığında bu uyanış, ideolojik değerleri kadar inanç sistemlerini de korudu. Aleviliklerini gizlemeden sakınmadan hatta çok daha rahat biçimde yaşamalarını sağladı.
Alevi gençliği yok…
M. Bidav: 1970’lerden günümüze Alevi gençliğinin yaşadıkları nasıl tanımlayabilir miyiz? Bugün bir Alevi gençliğinden bahsedebilir miyiz?
D. Karakoçan: Alevi gençler inanç ve ibadetlerini Sünni kültürün yoğun olduğu ve siyasallaştığı merkezlerde yapmakta hep zorlandı. Politikleşmiş sağ yapıdaki hakim algı ve tacizkar tutum sürekli baskıladı. Kamusal alana kimlikleriyle pek çıkamadılar. Ağırlıkla okullarda çok daha zorlandılar. Şimdi siyasallaşmış, İslam’ın kapsayıcı özünden kopmuş Sünniliğin yarattığı psikolojik ruhsal bir zemin var. Bu zemin hep baskılayıcı oldu.
Alevilik sembolik figürlerle sınırlı kaldı..
Elbette Alevi gençler var. Ancak sosyal bir örgüyü ifade eden “alevi gençliği” yok. Kültürel inanç olarak da Aleviliği yaşayan bir konumda değil. Vahşi kapitalizm ve kent kültürünün öğütücü asimilasyondu yapısı karşısında direnç gösteremediler. Alevilik de sembolik, ikonik figürlerle sınırlı kaldı. Dersim’deki Seyit Rıza figürü gibi. Folklorik sanatsal alanda kısmen bir varlıktan bahsedebiliriz. Ancak inancın ve geleneğin yaşatılması sorumluluğunu çoktan bıraktılar…
Bu sorumluluk hala yaşlı alevi kuşağında. İnanç, örf ve adetlerini, alevi kültürünü onlar bir biçimde yaşatmaya çalışıyor. Aşiret ya da aşiret konfederasyonlarını tanımlayan Seyitlik, Dedelik, Pirlik gibi sıfatlar ise sosyal zeminini kaybetmiş sembolik olgular…

M. Bidav: Alevi gençliğinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
D. Karakoçan: Bu tabloda gelecek var mı? Yok! 1400, 1500’ler sonrası geliştirilen inanç asimilasyonu ve entegrasyon girişimleri çok yol almış durumda. Küresel kültür ve bu kültürün yarattığı yeni sosyal davranışlar ötekileştirilmiş yapılara yaşama şansı tanımıyor. Uygar toplumlar durumu düzeyi yaşama şansı hatta yüzdesi ne olursa olsun her düşünceye, her inanca yaşama hakkı tanır. Bu bir lütuf değildir. Sosyal hayatın doğası gereğidir. Alevilik mezhepsel algılarla değil, bir inanç ve davranış biçimi olarak yaşamalıdır. Sorumluluğu tamamen yaşlı kuşağa bırakan gençlerin sorumluluk üstleneceği konusunda kuşkuluyum…
Aleviliğin gerçek anlamda yaşanması ve yaşatılması demokratik bir Türkiye’de olacağına göre, Aleviler de demokrasiden, hak ve özgürlüklerden yana tutum belirledikçe inançlarını koruma ve yaşatma şansını bulabilir.
