Kürt siyaseti bugün bir eşikte duruyor. Bir yanda ortak acıların, ortak tehditlerin ve ortak umutların yarattığı duygusal yakınlaşma; öte yanda tarihsel, siyasal ve ideolojik yarılmaların derinleştirdiği parçalı gerçeklik var. Özellikle Rojava süreciyle birlikte “konsolidasyon” söylemi sıkça dolaşıma girdi. Fakat bu söylem, sahadaki siyasal-toplumsal karşılığıyla örtüşüyor mu? Duygusal tepkiler kalıcı bir politik ortaklığa dönüşebilir mi, yoksa her parçada farklı rejimlerin dayattığı gerçeklik, Kürt siyasetini kaçınılmaz olarak farklı yönlere mi savuruyor?
Bu söyleşide Delil Karakoçan ile, Kürt siyasetinin bugün içinde sıkıştığı tarihsel eşiği; ulus-devlet ile demokratik entegrasyon arasındaki gerilimi, parçalı yapının handikap ve imkânlarını ve her parça için aynı “demokratik çözüm” hattının mümkün olup olmadığını konuşuyoruz. Burada mesele, iyi niyet temennileri değil; çağın dayattığı siyasal gerçeklikle yüzleşmek.
Mehmet BİDAV: Kürtlerde bugün konsolide olmuş bir siyasal yapı var mı? Kürtlerin siyasal yapısını, içinde bulunduğumuz tarihsel süreçte nasıl buluyorsunuz?
Delil KARAKOÇAN: Sanmıyorum. Bazı çevreler özellikle son süreçte böyle bir konsolidasyonun oluştuğu iddiasındalar. Konsolidasyon “birleştirme, sağlamlaştırma, takviye etme, ortaklaşma” gibi pozitif anlamlar taşır. Aslında bu ebedi bir istek, bir arzu gibi. Ancak arayışın da aynı yoğunlukta olduğunu söyleyemeyiz. Konsolide bir durum yok. Evet Suriye zemini Kürtler arasında; her parça özgülünde ve diaspora da belli bir yakınlaşma duygusal duyarlılık yarattı. Bunu görebiliyoruz. Ancak ilerisi yok. Hatta oluşan pozitif hava kayboldu bile.
M.BİDAV: Neden peki?
D. KARAKOÇAN: Çünkü ağırlıkla duygusal bir yönelimdi. Suriye Kürtlerinin maruz kaldığı orantısız güç kullanımı, ciddi bir tepkiye yol açtı, evet. Ancak bu tepki sürdürülebilir politik dayanışmaya, ortaklaşma ve yakınlaşmaya dönüşmedi. Duygusal sonuçlarından bahsedebiliriz ancak aynı oranda maddi sonuçlarından bahsedemeyiz. Ayrıca Kürtler arasındaki derin çelişki, yarılma ve farklılıkların mevcudiyeti de durumu etkiledi. Özellikle politik-toplumsal hedeflerdeki farklılaşma konsolide olmasını güçleştiriyor… Etkenlerden biri budur. İkincisi ise, Kürtlerin yaşadığı her parçada farklı siyasal rejimlerin olması ve bu rejimlerin Kürtleri farklı sorunlarla karşı karşıya bırakmış olmasıdır. Bu da Kürtleri hayli kriminal hale getiriyor.
Sorunuzun ikinci bölümüne gelince: Kürtler siyasal olarak Ulus Devlet ile demokratik entegrasyon arasında sıkışmış durumdadır. Geleneksellik ile güncel çağın; bir diğer ifadeyle demokratik modernitenin gerekleri çatışıyor. Kürt siyasal yapıları arasındaki sorunsallık taktik ya da öznel bir mesele değildir. Çağ ve toplum yorumuyla ilgili bir sorunsaldır. Bu da her şeyi etkiliyor. Çağa, sorunlara, ittifak ve ilişkilere bakış açısını, tutum ve yaklaşımları her şeyi…
M. BİDAV: Bu husus sanırım önemli. Biraz daha açar mısınız? Yani kırılmalar, ayrışmalar öznel bir durumdan kaynaklanmıyor mu?
D. KARAKOÇAN: Öznel nedenler var tabii Ancak sorunun kaynağı bu değil. Ortadoğu ölçeğinde düşündüğümüzde; Öcalan çizgisinde somutlaşan “demokratik modernite”ile geleneksel Ulusçu çizgi (KDP gibi) bir arada. Bu iki çizgi nesnel/güncel zorunluluklar bağlamında yakınlaşırken siyasal toplumsal zeminde keskin biçimde ayrışıyor. Modernitenin “Parça”lar ağırlığı var ancak pratik çözümsel görünürlüğünün zayıf oluşu genelleşerek merkezileşmesini engelliyor. Bir diğer ifade ile demokratik çizgi genelleşemiyor.
M. BİDAV: Kürtlerin parçalı yapısı sence aşılması gereken bir zayıflık mı, yoksa doğru bir siyasal akılla avantaja dönüşebilir mi?
D. KARAKOÇAN: Coğrafi anlamda parçalı oluşunun avantaj ve dezavantajları var elbette… Dezavantajı, uluslaşma özellikle de ulusal birlik konusunda fiziksel, siyasal, kültürel ve ruhsal alt yapısının zayıf oluşudur. Parçalar arası ilişki ve iletişim güçlüğü bazı noktalarda imkansızlığı ortak akıl ve duygu kadar, ortak reflekslerin gelişimini de güçleştirmiştir. Kriminal hale getirmiştir.
Avantajı ise, “Parça” özgülünde görece daha uygun koşulların oluşmuş olması ve “Parça” özgürlüğünün ya da demokratikleşmesinin nesnel koşullarının oluşmuş olmasıdır. Örneğin Suriye zemini böyle bir zemindir. Buradaki koşulları bir başka yerde bulamazsınız. Yine Irak zemininde görece avantajlı bir durum doğmuştur. Biraz defakto gelişmiştir ama avantajları vardır.
M. BİDAV: Kürt meselesine her parçada aynı “demokratik çözüm” yaklaşımıyla bakmak doğru mu?
D. KARAKOÇAN: Aslında bu parçalı tablo; bütün ve merkezi bir çözüm perspektifinden çok parça bazlı çözüm biçimlerini zorunlu kılıyor. Örneğin, diğer alanların görece avantajlı durumunu Türkiye sahasının dezavantajlı haline bağlı ele alamazsınız. Almamalısınız. Somut şartların somut tahlili ilkesinden hareket ettiğimizde “demokratik çözüm” ya da “Türkiye kimlikli üniter çözüm” her parçada geçerli değil gibi. Mümkün de değil. Örneğin Irak’ta Kürtlerin mevcut bir statüsü var. Siyasal ve idari bir statü bu. Hatta askeri. Buna “özerk” diyebiliriz. Yine Suriye’de durum hayli ilerlemiştir. Özerk Bölgeler ya da alanlar; bu alanlarda oluşan siyasal ve idari yapıları söz konusudur. Entegrasyon sadece haklar bağlamında değil, idari özerklik ya da özel inisiyatifler bağlamında da mümkün olacak gibidir. Türkiye’de ise tüm bunların dışında demokratik haklar bağlamında bir entegrasyondan bahsedilebilir. Dolaysıyla her parçada “aynı çözümü” arzulamak gerçekçi görünmüyor.
Devam edecek…
