DOLAR

32,7936$% -0.18

EURO

35,5980% -0.27

STERLİN

42,4744£% -0.05

GRAM ALTIN

2.530,34%-0,57

ONS

2.397,78%-0,46

BİST100

10.991,57%-0,88

BİTCOİN

2160687฿%0.24716

Tunceli AÇIK 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Kültürel Asimilasyon

Asimilasyon, bir kültürün, çeşitli nedenlerle başka bir kültürü absorbe ederek kendi bünyesine katma sürecidir. T

Asimilasyon, bir kültürün, çeşitli nedenlerle başka bir kültürü absorbe ederek kendi bünyesine katma sürecidir. Toplumdaki etnik veya kültürel azınlıklar, genellikle egemen kültürün norm ve değerlerini benimseyerek kendi kültürel kimliklerini kaybetme veya zayıflatma eğilimindedirler.Asimilasyonun gerçekleşmesi için, etkileşim içinde bulunulan kültürün genellikle dinamik bir gelişim seviyesine ve canlı bir ekonomik yapıya sahip olması, düşünsel olarak da yüksek seviyede bir kültürü benimsemiş olması önemlidir. Kültürün dinamizmi, bireylerin bağlamında ortaya çıkar. Geçmişten gelen eylemler ve kabul edilmiş değerler, gelenekler aracılığıyla kültürel değişimi şekillendirir. Bu geleneksel kodlar, kültürün aktarılmasında ve yaşanmasında önemli bir rol oynar.

Kültürel asimilasyon, bir kültürün istekli ya da isteksiz şekilde, başka bir kültürle kaynaşarak bütünleşme sürecidir. Bazen bir kültür, hiçbir baskı olmadan farklı bir kültürü benimserken, bazen de daha güçlü ve köklü kültürler, kendi kültürel kimliklerini koruyamayan diğer kültürleri kendilerine katmaya çalışır. Asimilasyon genellikle yeni bir ülkeye yerleşen göçmenler ve farklı etnik gruplarla ilişkilendirilir. Bireyler, etkileşim ve iletişim yoluyla egemen kültüre uyum sağlayarak yeni bir kültür ve değerler kazanırlar. Bu etkileşim karşılıklı olduğundan, değişim tek yönlü değildir. Asimilasyon, zamanla varlığını koruyamayan ve fiziksel ile beşeri özelliklerini kaybetmiş bir kültürün egemen kültürle bütünleşmesini ifade eder. Bu süreç, günlük yaşamda sosyal etkileşimler ve uyumlar yoluyla gerçekleşir. Asimilasyon terimi, göçlerin artmasıyla özellikle zayıf kültürlere sahip göçmenlere atıfta bulunmak için kullanılır. Kültürel asimilasyon, göçün yaşandığı her ülkede ortaya çıkabileceği için belirli bir sınıra sahip değildir. Farklı kültürlere mensup insanlar, göç ettikleri ülkenin sosyal yaşamındaki çeşitliliğe katkıda bulunurlar.

Kültürel asimilasyon, bireylerin kendi kültürel kimliklerini değiştirmesi veya kaybetmesi anlamına gelirken, başka bir bakış açısıyla ise farklı bir kültürü benimseme ve entegrasyon sürecini ifade eder. Yani, asimilasyon kavramı, bir kültürün diğerine entegre olması veya onu tamamen benimsemesi olarak yorumlanabilir. Örneğin, göçmenlerin yeni bir ülkeye yerleştiğinde, yerel kültüre adapte olmaları ve onu benimsemeleri süreci kültürel asimilasyonu temsil eder. Bu süreç, genellikle karşılıklı etkileşim, iletişim ve çeşitli sosyal etkinlikler aracılığıyla gerçekleşir. Bireyler, yeni kültürü benimseyerek kendi kültürel kimliklerini şekillendirirler ve bu süreç, genellikle zaman içinde evrilen bir süreçtir. Kültürel asimilasyonun belirleyicileri arasında sosyoekonomik durum, dil öğrenimi ve sosyal ilişkilerin yanı sıra aile yapısı da yer alabilir. Örneğin, farklı kültürlere sahip kişiler arasındaki evlilikler, kültürel asimilasyon sürecini hızlandırabilir veya kolaylaştırabilir. Ancak, kültürel asimilasyonun sonuçları her zaman olumlu olmayabilir. Bazı durumlarda, bireyler kendi kültürel kimliklerini kaybettiklerini veya reddettiklerini hissedebilirler. Bu durum özellikle, göçmen kadınlar için kültürel asimilasyonun olumsuz etkilerini vurgular.

Göç olaylarında ve farklı kültürlerle etkileşimde, özellikle göçmenlerin kültürel yaşamları üzerine düşünüldüğünde, asimilasyon kavramı ön plana çıkar. Asimilasyon, bireyin kendi kültüründen farklı bir kültüre adım atması ve zaman içinde bu kültürü benimseyerek o kültüre ait olma sürecini ifade eder. Bu sürecin ilk adımı genellikle kültürel asimilasyon olarak adlandırılır. Burada birey, toplumda kabul görmek için gerekli olan beklentileri, davranış kalıplarını, normları ve değerleri benimser. Sosyal veya yapısal asimilasyon ise azınlık kültürünün ana kültür içinde erimesini ifade eder.

Göçmenlerle ilgili ilk araştırmalarda, asimilasyon teorisi öncelikli bir rol oynamıştır. Bu teori, göç olgusunu “itme-çekme” faktörleri etrafında açıklamaya odaklanır ve özellikle 1900’lerde Amerika’daki göç deneyimini anlamak için kullanılmıştır. Asimilasyon teorisine göre, göçmenler iki farklı seçenek arasında seçim yaparlar: Ya yeni geldikleri ülkenin ve toplumun yaşam tarzına uyum sağlarlar, ya da bir süre sonra kendi ülkelerine geri dönerler. Bu bağlamda, göçmenin yeni ülkede yerleşmesi ve kendi toplumsal pratiklerinden ve siyasi bağlılıklarından vazgeçerek, bu yeni ülkenin sosyo-kültürel ve ekonomik sistemine asimile olması beklenir. Göçmenlerin entegrasyonu ve asimilasyonu konusu, göç çalışmalarının temel taşlarından biridir.

Bireyin veya topluluğun, kendi özgün kültürel kimliğinden uzaklaşarak başka bir kültürü benimsemesi olarak tanımlanan asimilasyon sürecinde, değişim sadece dışsal davranışlarda değil, aynı zamanda içsel düşünsel düzeyde de gerçekleşir. Bu değişim genellikle, hâkim toplumun kültürünün tamamen benimsenmesiyle sonuçlanır ve bireyin veya topluluğun özgün kültürel farklılıkları belirsizleşir, neredeyse tamamen kaybolur. Yani, asimilasyonun sonucu olarak, özgün kültürel farklılıklara sahip olan bir kültürün, hâkim sosyo-kültürel yapı içinde “erimesi” şeklinde tanımlanabilir.

Asimilasyon politikalarının etkinliğine yönelik olarak, özellikle eğitim gibi kurumların, hâkim kültürün belirleyici olduğu işleyiş kurallarını belirlemesinin etkisi büyüktür. Bu bağlamda, asimilasyon sürecinde avantaj genellikle hakim kültürel yapıya sahip tarafta olmaktadır. Ancak, ekonomik ve politik açıdan güçlü bir toplumsal yapıda, kültürel farklılıkların tüm taraflardan kaynaklandığını görmek önemlidir. Bu durumda, kültürel farklılıkların doğrudan azınlıklara atfedilmesi yanıltıcı olabilir .

Asimilasyon, kültürel baskı ve zorlama ile köken kültürünün tamamen yok olması olarak tanımlanır ve günümüzde toplumların kültürel çeşitliliğine aykırı bir politika olarak ortaya çıkar.Bu nedenle, göç çalışmalarının başlangıcında temel paradigma olan asimilasyon teorisi, son otuz yılda köklü değişikliklere uğramıştır. Günümüzde asimilasyon kavramı neredeyse terk edilmiş durumda olup, toplumların kültürel çeşitliliği bağlamında önem kazanan kavram genellikle “entegrasyon” olarak adlandırılmaktadır; yani, ulusal ve siyasi kültüre uyum sağlama düşüncesi.

Toplumda uyumun önemli bir unsuru olarak kabul edilen entegrasyon kavramı, sosyolojinin temel taşlarından biridir. Göç araştırmalarıyla özellikle ilgi odağı haline gelen entegrasyon, kurucu sosyologlar Durkheim ve Weber’in önemli katkılarıyla zenginleşmiştir. Durkheim’ın toplumsal uyum ve bütünleşme üzerine düşünceleri, entegrasyon çalışmalarının temelini oluştururken, Weber ise dahil etme ve dışlama kavramları üzerinde durmuştur. Ayrıca, Parsons’un sosyal düzenin denge bağlamındaki çalışmaları da entegrasyon kavramını derinden etkilemiştir. Entegrasyon, toplumun grupları, kurumları ve diğer sosyal unsurları arasındaki uyumu ifade eder. Sistemin bozulmasını ve istikrarını koruyan birlik halinde işleyen sistemin birimlerinin ilişki tarzını simgeler. Bu bağlamda, entegrasyon kavramı, toplumsal yapıların işleyişinde temel bir rol oynamaktadır.

Sosyoloji disiplini içinde, işlevselci kuramın önemli bir parçası olan entegrasyon kavramı, David Lockwood’un 1950’lerde toplumsal entegrasyon ve sistem entegrasyonu gibi alt kavramlarıyla derinlemesine incelenmiştir. Toplumsal entegrasyon, bir toplum içindeki bireylerin veya aktörlerin birbirleriyle ilişkilerini ve bu ilişkilerin temel ilkelerini ifade ederken, sistem entegrasyonu ise bir toplumun veya toplumsal sistemin parçaları arasındaki ilişkilerin niteliğini açıklar. Ancak, bu terimlerin kullanılmasına rağmen, betimlenen ilişkilerin “uyumlu” olduğu varsayımının kesin olmadığını belirtmek önemlidir. Dolayısıyla, toplumsal entegrasyon ve sistem entegrasyonu terimleri, toplumsal düzeni ve çatışmayı içerebilir.

Kültürel entegrasyonun temel kaynaklarına dair sosyologların fikir birliği, ileri kapitalist toplumlarda sınıf sistemine dayalı olduğu yönündedir. Örneğin, feodal toplumlarda zümrelerin ve Hint toplumundaki kast sistemlerinin benzer bir rol oynadığı gözlemlenir. Genellikle, statüye dayalı toplumlar daha uyumlu bir entegrasyon biçimine sahipken, sınıflı toplumlar çatışmalı entegrasyon biçimlerini teşvik edebilirler. Ayrıca, sistem entegrasyonu, bir toplumsal sistemin farklı kurumlar arasındaki ilişkilerini açıklar.

Entegrasyon, David Lockwood’un 1950’lerde geliştirdiği toplumsal entegrasyon ve sistem entegrasyonu kavramlarıyla daha derinlemesine ele alınmıştır. Toplumsal entegrasyon, bir toplum içindeki bireylerin ve grupların birbirleriyle olan ilişkilerini ve bu ilişkilerin temel prensiplerini ifade eder. Öte yandan, sistem entegrasyonu, bir toplumun veya sosyal sistemin parçaları arasındaki ilişkilerin niteliğini açıklar. Çatışma kuramcıları, toplumsal değişimin temelinde aktör grupları arasındaki çatışmayı vurgularken, normatif işlevselciler ise toplumun kurumları arasındaki ilişkilere odaklanır. Her iki yaklaşım da yapının karşılaştığı eylemsizlik sorununun sadece bir yönüne odaklandığı için yetersizdir. Lockwood’a göre, sosyolojik kuramın temel görevi, bu ikiliği aşmak ve daha kapsamlı bir bakış açısı sunmaktır.

Sonuç olarak; kültürel asimilasyon, bir toplumun veya bireyin, başka bir toplumun veya kültürün baskın unsurlarını benimsemesi veya kabul etmesi sürecidir. Bu süreç genellikle göç, işgal, kolonizasyon veya uzun süreli etkileşimler gibi çeşitli faktörler sonucunda gerçekleşebilir. Kültürel asimilasyon, genellikle üstün veya baskın bir kültürün diğer kültürel grupları kendi normlarına uyum sağlamaya zorlamasıyla gerçekleşir. Bu süreç, kültürel değişim ve adaptasyonu içerirken, bazen azınlık kültürlerin öğeleri kaybolabilir veya bastırılabilir. Kültürel asimilasyon süreci genellikle bir entegrasyon sürecini içerir. Entegrasyon, farklı kültürel grupların bir araya gelerek ortak bir kültürel kimlik oluşturması anlamına gelir. Ancak, bu süreçte bazen azınlık kültürlerin öğeleri kaybolabilir veya bastırılabilir. Örneğin, dil, gelenekler, giyim tarzları gibi kültürel uygulamalar zamanla değişebilir veya yok olabilmektedir. Kültürel asimilasyon süreci aynı zamanda kimlikle ilgili karmaşık sorunları da beraberinde getirir. Bireyler veya gruplar, kendi kültürel kimliklerini koruma veya vurgulama ihtiyacı hissedebilirler. Bu, kültürel asimilasyona karşı direnişe veya kültürel yeniden canlanmaya yol açabilir. Örneğin, azınlık gruplar, kendi kültürel kimliklerini korumak için çeşitli mücadeleler verebilir veya kültürel etkinlikler düzenleyebilirler. Kültürel asimilasyon süreci aslında çift yönlü bir etkileşimi de içerir. Baskın kültür, asimile olan kültürden etkilenir ve değişir. Bu süreç, karşılıklı kültürel alışverişi ve etkileşimi içerir. Dolayısıyla, kültürel asimilasyon süreci tek yönlü bir zorlama veya bastırma değil, karşılıklı etkileşimi de içerir.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Mecidiyeköy istasyonunda intihar girişimi

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

SON YAZI

TÜM YAZARLAR
Trafik Kazaları mı Trafik Cinayetleri mi?..

Trafikte ölüm, yaralanma ve mal kayıpları önlenebilir bir sağlık sorunudur. Bu sorunun diğer sorunlar gibi içinden çıkılmaz bir şekle dönüşmesinin nedeni bilimden ve akıldan uzaklaşmış, dışa bağımlı, taşeronlaşmış, kural tanımayan, liyakatten uzak üstenci siyasi anlayıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.