escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Prof. Dr. Şükrü Aslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Tarih
  4. Cumhuriyetin “Aydınları” ve Aleviler

Cumhuriyetin “Aydınları” ve Aleviler

featured
Cumhuriyetin “Aydınları” ve Aleviler

Cumhuriyetin, genellikle devlet elitleri etrafında toplanmış ‘aydın zümre’sine ilişkin geniş ve çoğunlukla yüceltici bir literatür bulunmaktadır. Dahası bu yüceltici anlatı, büyük ölçüde olumlu yargıların etkisiyle sol/demokrat ve Alevi geleneğinde de bir ölçüde karşılık bulmuştur. Fakat arşivler, bunun tam tersi bir duruma; bu ‘aydınların’ Alevilere-Aleviliğe dair söylem ve pratiklerinin genellikle aşağılayıcı, dışlayıcı ve düşmanca olduğuna işaret etmektedir.

Bu düşmanca dil ve halin başlıca sözcüklerinden birisi Osmanlıda şeriatçı çevrelerin, Alevi kimliğini aşağılamak için sıkça kullandıkları ‘Mum Söndü’ söylemiydi. Yeni rejimin ilanına giden süreçte ve sonrasında bu söylem, Cumhuriyet entelektüellerinin başlıca ilgilerinden biri gibiydi. İktidar elitleri etrafında toplanan bu kişilerden birisi yıllarca milletvekilliği yapmış, Kemalizm’i bir doktrin haline getirmeyi denemiş Kadro Dergisi kurucularından Yakup Kadri Karaosmanoğlu idi. 1922’de yayınlanan ünlü Nur Baba romanında, Alevi inanç törenlerinde olduğunu iddia ettiği, tümüyle gerçek dışı ‘Mum Söndü’ söylencesini işlemişti. ‘Bir Bektaşi Tekkesinde Mumlar Nasıl Söner’ başlığı altında yazdıkları son derece aşağılayıcıydı.

Cumhuriyet aydınlarından Muhsin Ertuğrul da Nur Baba romanının filmini çekmişti. Boğaziçi Esrarı adıyla 1922’de çekilen ve 1923’te gösterime giren filmin başrolünde kendisi vardı. 1930’da bu kez sıra Muhasipzade Celal’e gelmiş görünüyordu. Kendisi Mum Söndü adıyla bir oyun yazmış ve 1931’de sahnelemişti. Bu ifade Cumhuriyet elitlerinin rutin sözcüğü gibi 30’lu yılların gazetelerinde de yer bulmuştu. Vakit, 12 Aralık 1932’de ‘Mum Söndü’ başlığıyla bir haber yayınlamış; ayinleri basılanların Tahtacı Alevileri olduğunu da açıkça yazmıştı. Cumhuriyetin ‘aydınları’, bu ülkenin kadim inanç kültürlerinden biri olan Alevileri/Aleviliği alenen aşağılayan bu söylemi adeta paslaşarak sürdürüyorlardı.

30’lu yıllarda en önemli politik sorun olan Dersim vesilesiyle Aleviler, siyasi iktidarın da gündemindeydi. Haber Gazetesi 16 Haziran 1937’de manşetten, 1516’da Yavuz Sultan Selim’in yaptığı Kızılbaş kıyımını övmüş ve 37’de Dersim’de bunun ikinci kez yaşandığını yazarak, Yavuz Selim ve Atatürk arasında bağ kurmuştu. Aynı yıllarda Cumhuriyetçi kamuoyunun yakından tanıdığı Vedat Örfi Bengi, tümüyle nüfusa kapatılan Dersim coğrafyasını gezerek 15 Aralık 1938’de Yarım Ay Dergisine ‘Seyit Rıza’nın Yedi Meşum Evi’ başlıklı bir yazı yazmıştı. Oysa gezdiğini söylediği köyler bütünüyle boşaltılmış ve insan girişine kapatılmıştı. Ama ülkenin ‘aydın-demokrat’ olarak tanıdığı Vedat Örfi Bengi, her nasılsa ‘yasak mıntıka’da serbestçe dolaşmış ve Dersim kırımını açıkça savunmuştu.

Yıllar içinde iktidarlar değişmiş ama Alevileri/Aleviliği aşağılayan zihin dünyası değişmemişti. 1930’ların ünlü ‘Mum Söndü’ oyunu, 1960 darbesinden sonra yeniden sahnelerde görünmeye başlamıştı. Görünüşe göre askeri darbe sonrası devletin en üst katında Alevilere bir alan açılmış görünüyordu ama her nasılsa ‘Mum Söndü’ yine tedavüldeydi. Bu kez oyunda rol alan sanatçılardan biri Behzat Haki Butak’tı. Sanayi Nefise Mektebinde tiyatroyu kuran kişi ve Türk tiyatrosunun en önemli isimlerinden olarak kayıtlara geçmişti. Butak da ölümüne yakın zamanda bu kampanyaya katkıda bulunmuştu. Ama bu kez bir ilk yaşanmış; İstanbul Üniversitesindeki Alevi öğrenciler bu isimde bir tiyatroyu 1963’te protesto etmişlerdi.

Esasen Alevileri ve Aleviliği aşağılayan bu dil-söylem rejimin entellektüel çevresinde her dönem devam etti denebilir. Mesela Reşat Nuri Güntekin’in Tanrı Dağı Ziyafeti- Balıkesir Muhasebecisi eseri ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Toraman romanında da aynı söyleme uygun olarak Alevileri aşağılayan ifadeler yer almıştı. Bütün bunlar Cumhuriyet ve Aleviler ilişkisinin sanıldığı gibi koruyucu bir ilişki olmadığını ve bu ikisinin birbirini tamamlayan bir bütünmüş gibi sunulmalarının hiç bir sahici temeli olmadığını gösteriyordu. Dahası Türkiye, bu Alevifobik hal ile köklü bir yüzleşme yapmayı hiç bir zaman denemedi bile. Bu yüzden bu ülkede ne tarih doğru okunuyor ne de geleceğe dair samimi, barışçı bir tahayyül kurulabiliyor.

Cumhuriyetin “Aydınları” ve Aleviler
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir