Prof. Dr. Şükrü Aslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyaset
  4. Cumhuriyetin Diyanet’i

Cumhuriyetin Diyanet’i

featured

Kuruluşun Arka Planı: Siyaset, Strateji ve Hilafet

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Cumhuriyetçi kadrolar tarafından kurulması, bu çevrede genellikle bir övünç vak’ası gibi anlatılır. Oysa arka planında İslam dinine yakınlık ya da karşıtlıktan çok, çeşitli siyasal eğilimler ve stratejiler etkili olmuştur.

Mesela 1922’de Saltanat kaldırılırken Hilafet’in varlığına bir süre izin verilmesi, Müslüman dünyanın Türkiye’deki yeni rejime dair olumsuz tutum almasını önlemekle ilgiliydi. Bu nedenle Saltanat kaldırılırken, Hilafet yüceltilmişti.

Saltanatın kaldırıldığı gün, İslam dünyasında birliğin Halifelik ile sağlanabileceği ve Türkiye’nin Hilafetle güçlü konuma yükseleceğine özel vurgu yapılmış, ardından da ‘en uygun aday’ olarak Abdülmecit Efendi Halife seçilmişti.

Hilafetin Kaldırılması ve Diyanet’in Doğuşu

Yetkileri kısıtlandığı için sembolik bir kuruma dönüşen Hilafet, 16 ay daha varlığını sürdürse de neticede aynı akıbetle karşılaştı. Üstelik bu karar adeta görülmemiş bir hızla alınmıştı.

M. Kemal, 1 Mart 1924’te “dünyevi ve uhrevi işlerin selameti için din ve siyaset işlerinin ayrılması gerektiğini” vurgulamış, 2 Mart’ta CHP ilgili yasa tasarısını TBMM’ye sunmuş, 3 Mart 1924’te de yasalaşarak Hilafet ortadan kaldırılmıştı.

İstanbul Müftüsünün o gün, Halife yerine artık hükümete dua edilmesini tavsiye etmesi ise dönemin ruhunu özetliyordu.

Dini Alanın Devletleştirilmesi

Aynı günlerde din işleri ile siyaseti birbirinden ayırmak, dini “siyasetin mahzurlu tesirinden” kurtarmak gerekçesiyle Şer’iye Vekâleti de feshedildi. Zekeriya Sertel, “Bir haftada memleket büyük inkılaplara şahitlik etmiş, din adına ne kadar müessese varsa yıkıldı” diye yazmıştı.

İşte “Cumhuriyetin Diyaneti”, yetki alanı ibadet ve itikatla sınırlı olsa da, tam olarak böyle bir iklimde kurulmuştu. Bu yeni kurum, her bakımdan hükümete bağlı kılınmış, dini alan devlete tabi hale getirilmişti.

Laiklik Değil, Kontrol Politikası

Bu kararlar alınırken, Anayasa’da hâlâ “devletin dini İslam’dır” maddesi yer alıyordu. Ancak devlet, İslami alanı yeniden tanzim etme çabasındaydı. Yeni rejim, din ve devletin kurumsal olarak ayrılmasından çok, dini hayat üzerinde katı bir devlet kontrolü kurmaya yönelmişti.

Önemli olan devletin bekasıydı. Türlü yasal girişimlerle devlet “dinden kurtulmuş” gibiydi ama tersi geçerli değildi.

Modernleşme Hamleleri ve Diyanet’in Rolü

1928’de “devletin dini İslam’dır” maddesi anayasadan çıkarıldıktan sonra bu alanı kontrol ve dizayn çalışmaları hız kazandı.

Birbiri ardına gelen düzenlemeler — yeni rakamların benimsenmesi (1928), Osmanlıca yazının kamuda yasaklanması (1928), Arapça ve Farsça’nın müfredattan çıkarılması (1929), metrik sisteme geçilmesi (1933), camilerde Kuran ve ezanın Türkçe okunması (1932), Soyadı Kanunu (1934), dini kıyafet yasağı (1934), haftasonu tatilinin Cumartesi-Pazar günlerine alınması (1935), Ayasofya’nın müze yapılması (1935) — hep bu politik eğilimle bağlantılıydı.

Ve Diyanet İşleri Başkanlığı, bütün bu süreçlerde üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştı.

CHP Kurultayı ve Dinin Siyasetle İmtihanı

Tek parti döneminde din ve laiklik politikalarının en kapsamlı biçimde tartışıldığı platform, 17 Kasım 1947’de başlayan CHP 7. Kurultayı idi. İki hafta süren bu kurultay, CHP’nin kendini sorguladığı nadir anlardan biriydi.

Sonrasında DP iktidarı geldi; dini alanı yeniden tanzim eden ilk yasal düzenlemeler yapıldı ve süreç artık çorap söküğü gibi ilerledi.

Bugün: Devleti Denetleyen Bir Diyanet

Kuruluşundan beri diğer inançlara kapalı, yalnızca Sünni Müslüman dünyayla ilgili olan Diyanet İşleri Başkanlığı, bugün Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kurum olarak varlığını sürdürüyor.

Ancak artık yetkileri, ekonomik kaynakları, örgütlenme sahaları ve kamusal görünürlüğü açısından kuruluş döneminin çok ötesine geçmiş durumda.

Bir zamanlar devletin dini hayatı kontrol etme aracı olarak kurulan Diyanet, bugün neredeyse devleti kontrol eden devasa bir güce dönüşmüş durumda.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin “laik” olduğu ise sadece bir anayasa maddesi olarak yerinde duruyor — ama işlevsiz.

Cumhuriyetin Diyanet’i
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir