Türkiye’de anayasa değişikliği tartışmaları, toplumsal ihtiyaçların ötesinde siyasi dinamiklerin ve dış etkilerin belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor. Sivil haklar ve özgürlüklerin yerini alan siyasi hesaplarla şekillenen bu süreç, toplumun gerçek ihtiyaçlarını yansıtıp yansıtmadığı konusunda soru işaretleri barındırıyor.
Anayasa Değişikliği Bir İhtiyaç mı?
Anayasa değişikliği, bir ülkenin temel hukuk sistemini ve yönetim biçimini doğrudan etkileyen önemli bir süreçtir. Değişen toplumsal ihtiyaçları karışlamak; hukukun üstünlüğü, demokratik değişim, hak ve özgürlükler, uluslararası standartları yakalamak gibi amaçlar taşır. Mevcut anayasanın toplumsal değişim ve gelişime yanıt veremediği zamanlarda bir ihtiyaç haline gelir.
Ülkemizde ise, sıklıkla siyasi istikrarsızlık, iktidarın daha güçlendirilmesi, ortak iradeden ziyade belli bir kesimin iradesinin siyasi hesapları sonucunda gündeme gelir. Anayasa değişikliği düşüncesi, çeşitli siyasi oluşumlarla gündeme taşınır. AKP’nin 22 yıllık iktidarı döneminde, 177 maddelik anayasayı 134 maddesi toplam 12 kez değiştirdi; bu değişikliklerden üçü referandumla gerçekleştirildi.
Anayasa Değişikliği Tartışmaları
Mevcut anayasa değişikliği tartışmaları HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun, Anayasa’nın 4. Maddesinin değiştirilebileceği üzerine yaptığı açıklamalarla başladı. Nedir bu 4. Madde?
Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı, yönetim şekli, başkentini tarif eden ilk üç maddesinin değiştirilmesinin “teklif edilemeyeceğini düzenleyen madde”. Yani değişmezliği değiştirmeyi teklif ediyor ilk önce. Bununla ne yapıyor, ilk üç maddede belirtilen “Cumhuriyet”, “Başkent”, “İstiklal Marşı” gibi hususları tartışmıyor, Laiklik yerine “Devletin dini İslam’dır” diyerek, devlete din ekliyor ve “Resmi dili Türkçe’dir” yerine “…resmi dili Türkçe ve Kürtçe’dir” ekliyor.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu; konuşmalarında öncelikle ekonomik sorunların çözülmesi gerektiğini vurgulayarak “parlamenter sisteme geçiş” şartıyla anayasa değişikliklerine kapıyı açık bırakıyor.

CHP “mevcut anayasa değişiklikleri tartışılmadan önce, yürürlükteki anayasa ve Anayasa Mahkemesi kararlarının tam olarak uygulanması gerektiğini” tartışmak gerektiğini söylüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, “Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasının, hukukun askıya alınmasına ve yargının kişiye göre karar vermesini önlemek gerekiyor” diyor.
DEM Parti, “toplumla birlikte yapmak üzere” hazırlıklara başladığını belirtti. DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Toplumun hakiki ihtiyaçları üzerinden anayasa tartışmaları ilerlemelidir. Siyasi partileri aşan en geniş mutabakatı hedefleyen bir anayasa tartışmaları hedeflemeliyiz” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Kim olursa olsun, hangi mevkide bulunursa bulunsun, Anayasanın ilk 4 maddesine şaşı bakanlar ve şaibeli tavır gösterenler bizim için yok hükmündedir.” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da (Meclis konuşmasında) “Yeni ve sivil anayasa yapması millete karşı ödevidir. Meclis’in bu vazifesini yerine getirebilmesi için elimizden geleni yapacağız.”
En son konuşmasında ise, “Türkiye’nin ekonomide, demokraside, küresel siyasette, hak ve özgürlüklerde hedeflerine ulaşabilmesi için yeni anayasaya gereksinim olduğunu” söyledi. Erdoğan, “Tekrar altını çizerek söylüyorum. Anayasanın ilk 4 maddesiyle ilgili bizim açımızdan herhangi bir tartışma yoktur. Özellikle Cumhur İttifakı’nın böyle bir sıkıntısı, böyle bir derdi de yoktur” dedi. (BBC Türkçe)
Toplumsal Mutabakat mı, Siyasal Mutabakat mı?
Toplumun birçok kesimi Anayasa değişiklik tartışmalarına “gündem değiştirme” olarak bakıyor. Gerçekten bir “gündem değiştirme” mi, yoksa iç dinamiklerin ya da bölgesel gelişmelerin zorunlu kıldığı bir gereksinim mi? Anayasa değişiklikleri neyi hedefliyor ve nasıl bir anayasa öngörülüyor?

İç dinamiklere bakıldığında; Türkiye’de sivil hak ve özgürlüklere dönük toplumsal hareketler neredeyse yok…
Kadın haklarıyla ilgili mücadele eden STK’lar ve aktivistler, İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesinden beri mücadele etmelerine karşın herhangi bir yasal düzenlemeye yol açacak kadar ilerlemediler.
Ekonomik sorunlarla ilgili sendikal hareketler, emek hareketleri; işçi hakları, sosyal güvence, asgari ücret vb. konularla ilgili hükümeti değişikliğe zorlayacak bir eylemlilik içinde değiller.
Demokrasi ve adalet hareketleri, haklar ve özgürlükler uğruna kitlesel protestolar -Arap Baharında olduğu gibi- yok.
Çevre hareketleri, doğal kaynakların korunması vb. anayasal haklarla güvenceye alınacak değişim hareketleri yok…
Üniversiteler, gençlik. Fırsat eşitliği, ifade özgürlüğü, siyasi katılım, kültürel haklar gibi talepleri içeren harekiler yok.
Kürt sorunu etrafında şekillenen siyasal yapılar da son yıllarda baskılarla etkisizleştirilerek “tehdit olmaktan” çıkarılmış gözüküyor. Geçmiş yıllarla kıyaslanacak kitlesel ve politik hareketlilik yok…
Demek ki biz demokratik ülkelerdeki gibi değişim süreci yaşamıyoruz. Zaten onun için gerekli siyasal zemin, adil ve özgür bir rekabet ortamı da yok. Anayasa değişiklik talebi iç dinamiklerin zorunladığı bir süreç/talep değil…
Öyleyse bu değişim talebi nereden geliyor?
Anayasa Değişikliğinin Nedenleri
Türkiye, sadece ekonomik anlamda değil, siyasal olarak da dış etkilere bağlı bir ülkedir. Bir NATO üyesi olan Türkiye’nin, başta ABD olmak üzere, emperyal güçlerin bölgeye yönelik politikalarının dışında kalması beklenemez. Bölgenin yeniden düzenlenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu yeni dönemde Türkiye, BOP gibi çerçevesi tartışmalı projelerde etkili ve yetkili bir şekilde yer almak isteyecektir. Türkiye’nin bölgede etkili bir güç olması, Kürtlerin yardımcı güç olarak konumlandırılmasına bağlıdır. “İçteki sıkıntıların giderilmesi” bu sürecin bir hazırlığı olarak görülmelidir. Anayasa değişikliği ve yeniden “barış süreci” tartışmalarının birlikte yürütülmesinin nedeni budur.
Asıl hedef, Türkiye’nin Ortadoğu’daki yeniden yapılanma sürecinde etkili ve yetkili bir rol almasıdır. Bunun için Türkiye’nin ilk önce iç sorunlarını çözmesi ve gerekli yasal dayanakları oluşturması gerekiyor. Bu amaçla, Suriye, Irak ve İran gibi ülkelerde Kürtlerle iş birliği yapması öngörülebilir.

Anayasa Değişikliği İçin Politik İttifak
Türkiye’de faaliyet gösteren, en sağdan en sola kadar hiçbir siyasi partinin bu sürecin dışında kalacağını düşünmüyorum. Anayasa değişikliği konusunda uzlaşı siyasi bir uzlaşıdır. Partilerin uzlaşısı… İçine bir takım büyük STK veya sendikalar da dahil edilebilir.
Bu nedenle parlamenter sisteme geçiş içteki muhalefet partilerine verilecek güvencedir. CHP, DEM, DEVA ve İYİ Parti gibi partilerin talepleri arasında yer almaktadır. Erdoğan, buna karşılık geçiş sürecinde bir kez daha yetki isteyecektir. Anayasa değişikliği ile ara seçimler gündeme gelebilir. Meclisin yetkileri artırılarak aşamalı bir şekilde tam parlamenter sisteme geçiş sağlanabilir.
Yeni anayasa tartışmalarında eyalet sistemi gündeme gelebilir. Bu, Türkiye’nin mevcut sınırlarının ötesinde, ‘Misak-ı Milli Sınırları’ çerçevesinde de ele alınabilir. Alternatif olarak, 1921 Anayasası’ndaki “TBMM, iller vasıtasıyla yönetim yapısını kurar. Vilayetlerin iç işlerinde serbest olması esastır.” maddesi temel alınabilir. Bu düzenlemeyle iller, merkeze bağlı olmakla birlikte kendi iç işlerinde özerk yetkilere sahip olabilir ve dil sorunu da bu şekilde çözülebilir.
Özetle, Türkiye’de anayasa değişikliği tartışmalarını siyasi irade ve dış dinamikler yönlendiriyor. Bu süreç demokratik taleplerden ve toplumsal ihtiyaçlardan ziyade bu etkenlerle şekilleniyor. Toplumsal taleplerin ve sivil hareketlerin zayıf olduğu bir ortamda, anayasa değişikliğinin geniş kitlelerin ihtiyaçlarını mı, yoksa iktidarın stratejik çıkarlarını mı yansıttığı sorusu gündemde. İç dinamiklerin talep etmediği bu süreç, değişikliğin halkın gerçek ihtiyaçları yerine siyasi hedeflere hizmet edip etmediği konusunda belirsizlik yaratıyor. Bu nedenle, anayasa değişikliği sürecini toplumun tamamını kapsayan bir mutabakatla ele almalı ve tartışmalıyız.
