Yeni ve demokratik bir Cumhuriyet kurulacak ise; ona kazandırılacak özellikler ne kadar kıymetli olursa olsun, bu yeni Cumhuriyet’te Köy Enstitüleri eğitimin bugünkü ihtiyaçlarına göre yeniden kurulmalıdır ve sahipliğini de bilinçlenmiş halk üstlenmelidir. Bu toplumsal kayıp için 85 yıl yetmedi mi?

17 Nisan’da Köy Enstitüleri 84. kuruluş yıldönümünü tamamladı. Enstitü hala anılmaya ve tartışılmaya devam ediyor. O zaman, “bu olgunun toplumda bir karşılığı vardır ki yaşıyor!” diye düşünmek gerekmez mi? Köy Enstitülerinin kuruluşu ile birlikte hala ortada olan bazı gerçeklere değinmek gerekirse özetle;
- Köy Enstitüleri gibi Halkevleri de bir dönemin toplumsal ihtiyaçlarından doğmuştur.
- 1935 nüfus sayımına göre; Türkiye’nin toplam nüfus 16 milyon, bunun 12 milyonu köylerde geriye kalan 4 milyonda kentlerde yaşıyordu.
- Enstitünün kurucularından İsmail Hakkı Tonguç’a göre o dönem için bu kadar nüfusu eğitmek için gerekli öğretmen sayısı 11.500 dolayındadır. Bu sayıya erişmek uzun yılları gerektirdiği için yaratıcı çözüm Köy Enstitülerini doğurmuştur.
- Bu düşünceye göre; “orduda okuma-yazma bilen çavuşlar, ayrıca muhtarların önerdiği diğer köy çocukları kısa sürede özellikle köylerde kalkınmayı sağlayacak atılımlar yapabileceklerdir” diye düşünülüyor ve bu konumdakiler köy okullarında ilk üç sınıfı okutmak üzere “eğitmen” olarak görevlendirilirler.
- Köylerden gelen ve daha sonra beş yıllık ilkokulu tamamlamış gençler öğrendikleri uygulamalı eğitimleri vermeleri için tekrar köylerine atanıyorlardı.
- 17 Nisan 1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri 1954 yılına kadar yaşamıştır. Bu 14 yılın sadece 6 yılı kuruluş felsefesin göre devam edebilmiştir.
- CHP’nin tek parti iktidarında ve ülkenin savaş ve kıtlık içinde olduğu yıllarda İnönü’nün desteğiyle, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde kurulmuştur.
- Köy enstitülerinde derslerin yüzde 50’si kültür dersleri yani Türkçe, fizik, matematik, kimya; yüzde 25’i tarım dersleri, uygulamalı olacak şekilde; yüzde 25’i zanaat dersleri yapıcılık, demircilik, marangozluk gibi teorik ve teknik uygulamalı dersler olarak verilmiştir. Belki de mucizesi burada gizlidir.

Köy Enstitülerinin kapatılmasının başlıca gereçleri
- 1940’lı yıllarda CHP içerisinde yaşanan ayrışmalarla DP/Demokrat Parti’nin kuruluşuna giden sürecin önünü açılmıştır. DP kuruluşundan önce başlattığı köy enstitülerini kapatma gerekçelerini iktidar olduğunda doruğa çıkartmıştır. Gerekçeler adeta yaratılmıştır!
- DP’yi kuranların arasında 1945 yılında çıkartılan ama sonrada uygulanamayan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’ndan rahatsız olanlar da vardır. Emin Sazak ve Adnan Menderes bunların başında gelmektedir. Çünkü birisi Eskişehir’de diğeri Aydın’da geniş topraklara sahip ağalardır.
- Köy Enstitüleri ihtiyaca göre öğretmen yetiştirmekle kalmamış, köylünün de uyanmasını getirmiştir. Bu uyanıştan da doğan rahatsızlık temel etmenler arasındadır.
- DP’nin kuruluşu ve ardından gelen yıllar; Truman Doktrini ve Marshall Planı uygulamaları emperyalist iş birliğinin arttığı süreçleridir. Bu işbirlikçilik Türkiye’nin 1952 de NATO’ya katılmasını ve öncesinde Kore’ye asker göndermesini getirmiştir.
- Hitler faşizminin bütün Avrupa’da yayıldığı yıllarda Türkiye’de de Turancılığın ideolojik etkisinin yayıldığı yıllardır. Ayrıca soğuk savaş başladığı yıllarla gericiliğin beslenip büyütüldüğü yıllardır.
- CHP, köylerdeki yapılanmasını güçlendirmek ve partiye daha fazla destekçi bulmak bakımından başlangıçta desteklediği köy enstitülerini gelen baskılardan sonra yalnız bırakmıştır.
- İnönü hükümeti, Köy Enstitülerine karşı geliştirilen karalama ve propagandalara adeta teslim olmuştur. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç sürecin dışına itilerek görevlerinden ayrılmak zorunda bırakılmışlardır.
- Bu dönemde yapılan karalamaların başında; kız-erkek öğrencilerin birlikte ortak eğitim yapmaları, öğrencilerin yatılı okumaları, bu gerekçelerle yapılan anti-komünist propagandalar, laikliğe karşı oluşan dinci yobazlık diğer önemli etkenlerin arasındadır.
- Çoğu dinsel temelli propagandalar süreçte CHP muhalifi kitle üzerinde etkili olmuş, bu propagandaları etkisiz kılmak yerine oy endişesiyle sahipsiz bırakılma Köy Enstitülerinin sonunu getirmiştir. Diğer bir yorumla Türkiye’de ABD’nin de etkin bir rol oynamasıyla Köy Enstitüleri yıkılış sürecine girmiştir denilebilir.

Özetle; Köy Enstitüleri Türkiye’nin gereksinimleri göz önüne alınarak oluşturulmuş, Türkiye’ye özgü kurumlardır. Toplamda 21 tane olan bu enstitülerin çoğu öğrenciler ve eğitmenler tarafından -devlet bütçesinden çok az miktarda yararlanılarak veya hiç yararlanılmayarak- inşa edilmiştir.
Köy Enstitülerinin ve benzer şekilde kardeş kuruluş Halkevlerinin kapatılmasından sonra Türkiye, kendi kendine orijinal projeler üretmekte olan bir ülke konumundan giderek uzaklaşmıştır. Çünkü, herhangi bir olay, durum, sistem veya kurumlar içinde bulunduğu zamanın ruhuna uygun bir şekilde doğar veya ölür.

Dolayısıyla Köy Enstitülerini kuruluşundan, yıkılışına ve var oluş sürecine kadar bir bütün olarak ele aldığımızda; yukarıda açıklanmaya çalıştığımız “dönemin koşulları” tüm bu süreçleri etkileyen en önemli faktör olmuştur. Yeni bir Cumhuriyet kurulacak ise; ona kazandırılacak özellikler ne kadar kıymetli olursa olsun, bu yeni Cumhuriyet’te Köy Enstitüleri eğitimin bugünkü ihtiyaçlarına göre yeniden kurulmalıdır ve sahipliğini de bilinçlenmiş halk üstlenmelidir. Bu toplumsal kayıp için 85 yıl yetmedi mi?
