Tüm devrimler radikaldir. Evrimsel gelişmez. Kökten değişimler içerir. Tezler, ideolojiler ve bunların öngördüğü değişimler, mutlak reddedişlere dayanır. Çelişkiler antagonist ve serttir. Yatay, yumuşak geçişler yok gibidir. Sınırlar, farklılıklar da bir o kadar katı ve belirgindir.
Şiddete dayalı devrimler çağı, aynı zamanda “kahraman (lık)lar çağı”dır. Dikkat ettiyseniz tüm radikal devrimler “kahramanlık çağı”na sığmıştır. Bu çağın devrimleri genellikle sınıfsal ya da ulusaldır. Ulus devleti içerir. Adına ister “proletarya” ister “halk diktatörlüğü” densin, “ulusçu/ulusalcı” kimliğiyle öne çıkar.
“Kahramanlık çağı”, genellikle halk ya da toplumların olağanüstü başarılara imza attığı ve bağrından inanılmaz kahramanlar çıkardığı süreçleri ifade eder. Kahraman toplumu çeker, toplum da kahramanı… Çağın bir özelliği vardır; “ölü toprağı” koşullarında bir toplumun, halkın ya da sınıfın küllerinden yeniden doğuşunu sağlayan tarihsel kesitleri anlatıyor olmasıdır.
Burada kahraman, nesnel varlığın ötesinde bir şeydir. Sadece günün değil, geleceğin de “kurtarıcı” öznesidir. Aynı zamanda mitolojik öznedir. Onsuz olunmaz. Misyonu olağanüstüdür. Tarih ve zaman onların adlarını taşır, onlarla anılır. Zayıf toplumlar onlarla motive olur. Yük, kahramanın omzundadır. Yetersiz her toplum, kutsala yani kahramana ihtiyaç duyar. Onunla kendini bulur ve tamamlar. Tarihsel ve güncel örnekleri çoktur…
Kahramandan bilinçli birey ve emeğe geçiş…
Bu çağda halklar “tutsak”, “kahraman” kurtarıcıdır. Kahraman, halkları sırtında taşır. Hatta öyle süreçler gelir/yaşanır ki, “kahramana sığınmak” müzmin bir alışkanlığa dönüşür. Kahramanın kadrajdan çıkması ya da radikal devrimler çağının kapanması, ciddi kırılmalar yaratır. Böyle durumlarda “kutsalın” sıradanlaşmasına, doğal yaşama geri dönmesine izin verilmez. Zira doğal yaşama geri dönüşler, toplumun, kahramana sığınarak bulduğu konfor alanını bozar. Kültürel gerilik kadar, politik tembelliği sorgulatır. Toplumun “kahraman”la kurduğu siyasal, sosyal, ruhsal ve duygusal dengeyi yıkar.
“Kahramanın “insani” yanı, totaliter düzenin işine yaramaz. Bizim de “insani” olana fazla bir saygımız yoktur. Saygıyı kahramana gösteririz.” (*) Kahraman hatasızdır.
Toplum tüm iyi niteliklerini, olmak isteyip de olamadıklarını; düşlerini, umutlarını, arzularını ona yükler, onda somutlar. Kahraman, birey ve toplumun güçsüzlüğünü kapatır, zaaflarını gizler. Daha doğrusu toplum ona bu rolü yükler. Kahramana sevgi, her durumda oynadığı toplumsal rolden dolayı değildir. Toplumların güçsüzlüğünü, çaresizliğini, yetmezliğini, iradesizliğini kapatıyor oluşu da bu pragmatik sevgiyi besler. Kahramanlarını yitiren zayıf toplumlar, sudan çıkmış balığa döner. Çırpınarak can verir!
Bilinçli toplumlar, “kahramanı omuzlama” yerine, rol üstlenir. Yarattığı birikimle özneleşir. Sosyal evrim ve değişimin itici kuvveti olur. Böylece süreç, kahramanlar yerine yaratıcı emeğe, akla ve akil olana ihtiyaç duyar olur. Birey de “kahraman” da sürecin çelişkisi olmaktan kurtulur.
“Kahramandan bilinçli birey ve emeğe geçiş”, yukarıdan aşağı/dikey devrimlerden, yatay ve evrimsel olana geçiş anlamına gelir. Böylece kahraman, üretken toplumla örtüşür. Mitolojik/mistik kimliğinden sıyrılıp doğallaşır.
Bu “geçiş süreci ya da süreçleri”, birey ve toplumun sorunsalıdır. Uyumlanma olmadığında sert kırılmalar yaşanır. “Kahramanların varlığı” üzerine kurulu dünya, yıkılır. Birey ya da toplum, derin boşluk ve yalnızlık duygusuna kapılır. Kahramanı suçlar hale gelir. Tarihsel ve güncel planda çokça yaşanmıştır.
Kürt sosyolojisi, “kahramanlık çağı”nın ürünüdür.

Kürt sosyolojisi de “kahramanlık çağı”nın ürünüdür. Köken olarak radikal değişimler çağına dayanır. Ondan beslenmiştir. İdeolojik mayasında 19. yüzyıl simülasyonu vardır hatta biraz da mistiktir. Bu durum, geçerli zaman diliminde önemli sıçramalar yaratmıştır. Toplum, kahramanlarla yarattığı özdeşlikle kendini bulmuştur. Hatta tarihin belli aralıklarında toplumun önemli bir kesimi “kahramanlaşmıştır”. Doğrudur.
Belki başka bir yazı konusu ama aydın bir dostumun şu ifadelerini ‘ara not’ olarak eklemek doğru olur: “Kahramanlık kültürü ve yarattığı sempati alanı sahte ve rol çalan kahramanlar da yaratır. Hatta bu tamah farklı politik dinamiklerde, kirli ve organize güruhların oluşmasıyla da sonuçlanabilir. Bunlar buldukları her fırsatı ‘kahramanları’ tüketmek için kullanırlar ve çoğunlukla da kazanırlar.”
Kimi halk ve toplumlarda “kahraman”ın bir diğer ifadeyle kutsalın, sahnede daha uzun süre kalması, toplumsal statüyle ilgilidir. Demokratik toplum ve değişimin nesnel şartları bir yana, öznel şartlarının zayıflığı kutsalların daha uzun süre sahnede kalmasına yol açar. Buna bir de Kürtler gibi, geri ve son derece öznel koşullarda şekillenen birey ve toplum gerçekliğini eklemek gerekir.
Ancak bu çağ, nesnel ve öznel anlamda kapanmıştır. “Feda” ve “fedailik”, “kahraman” ve “kahramanlık” kültüne dayanan çağın kapanması; öznel bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur. Dünya, bölge ve ülkedeki sosyokültürel, politik değişimle ilişkilidir. Yukarıdan devrimler döneminin kapanmasıyla ilgilidir.
Aslında “kahramanlık çağından kolektif çağa” (ya da bilinçli birey ve emeğe) geçiş, evrensel bir sorundur. Dünya halklarını ilgilendiren yakıcı bir meseledir. Belli ideolojik formlar bu geçişi sağlamış gibi olsa da, pratik olarak hâlâ problemlidir.
Konjonktürel etkilerin yanı sıra, Kürtlerdeki “ulusçu”, “ulus-devletçi” arayış ile “demokratik değişim/çözüm” arasındaki gelgitler, çelişkili tutumlar da probleme işaret eder. Kürtler de bir çok halk ve toplum gibi “kahramanlık çağından çıkma” güçlüğü yaşıyor… Yeni süreç (eğer gelişirse) bu güçlüğün aşılmasını kolaylaştıracaktır.
Yeni çağda kahraman, yerini kolektife bırakır…

Toplumun yeni sürece (yatay/demokratik toplum) adapte olması, “kahramanlık çağı”nın kapandığını anlamasıyla olasıdır. Anlamak da yetmez, değişim için rol üstlenmesi gerekir. Kahramanlar çağı kapanırken birey, değişim sürecinin öznesi olarak kendini kültürel, akli ve akil anlamda yeniden donatır. Bu donanımın özü, “yönetici” kimlikten, “üretici” kimliğe geçiştir. Bunu “politik kimlikten sosyal kimliğe geçiş” olarak da adlandırabiliriz.
Zira değişim ve demokrasi, birey ve toplumun bilinçli katılımına ihtiyaç duyar. Bu yolculukta yanı başında “kahramanların” olmayacağını bilir. Onlara dayanma/yaslanma gereksinimi duymaz. Böylece bilinçli politik emek, “kahraman”ın yerine geçer. Değişim sürecinin kolektifi olur. Kahraman yerini özgür bireye, kolektife bırakır. Böylece geçişler daha az problemli hale gelir.
Beklentiler, kahramandan, bilinçli birey ve toplumun sorumluluğuna geçer. Toplum bu sıçramayı yapmazsa, evrim yavaşlar ve değişim sekteye uğrar. Toplumla beraber kahramanlar da “ölür”!
__________________________
(*) Gündüz Vassaf
