Günümüzde sosyalist olmanın ölçüsü: kendini her türlü bilgiyle donatmış, günümüz sistemlerini çözecek bir yapıya ulaşmış, dünya halklarıyla temasa geçebilecek dil bilgisi, sosyo-kültürel bilgi ve siyasi sistemlerin birikiminin olması ve bu birikimini kendi halkının bilinçlenmesinde kullanabilmesidir. Ve bu da günümüz Dersim’inde olmayandır. Kaldı ki Avrupa’ya yerleşen Dersimliler arasında da bu durumdan söz etmek nafiledir.
Halkların düşmanı olan kötülüğü yenebilmek için, kötülüğün öğrenilmesi gerekmekte. Zira planlı olan kötülüktür ve bu yüzden hep kazanan olmuştur. Bundan ötürü kötülüğü öğrenip ve kendine menfaat sağlamayıp, onu çok sevdiğin halkın ve coğrafyanın kurtuluşu için, ölümüne bir uğraş içine girerek, onu yok etmede başarılı olduğunda: İşte o zaman mutlu bir coğrafyada, bir sosyalist olmanın gururunu yaşayabilirsin.
Medeniyetlerin çöküşü yalanlarla bezenmiş gerici sistemlerin iktidarındaki yolsuzlukların tavan yapmasındadır. Bir başka deyişle medeniyetlerin ortaya çıkmasına vesile olan insani değerler; sosyal yaşam, kültür-sanat ve demokratik siyasi sistemlerin çabaları ile olmaktayken; yine bu medeniyetlerin çöküşünü hazırlayanlar ise baskıcı-bireysel sömürü sistemini uygulayan insanlarca olmakta.
Topraklar; üzerinde yaşayan insanlarla açıklanır, şayet bu insanlar hepten yok olmuşsa, doğa da asıl değerini bulamamanın hoşnutsuzluğuyla yaşar. Kendisine verilen yakışıksız isimlendirmeler veya methiyeler, bedende durmayan pantolona benzer. Ve her hareketinde bedenin çıplaklığı kendisini gösterir. Dersim’deki felsefe ve dini durum aynen buna benzemekte, sahte övgülerle gelen sahte anlayışlar; Dersim felsefesine çarptığında; tüm bu sahteciliğin çıplak bedendeki yapısı, ortaya çıkacaktır.
Sistemlerin çatışması sonucunda hile ve yalanlarla, ekonominin bireysel olduğu feodalizmin, insanlığa düşman olmasıyla birlikte, insanların açlığa ve sefalete sürüklenmesinde başrol oynaması, ortaya çok büyük bir barbarlık çıkarmış ve halkların ne yapacağını bilmediği ve korkunun hâkim olduğu bir dönemde: cesareti ve dürüstlüğüne güvenilen bir kavim olan “Gerçek Hıristiyanlar” (Paulikianerler) ayağa kalkıp, halklara öncülük etmeye başlar. İşte bu öncülük ve Dersim’in kendine has olan sosyalist demokrasi anlayışı, tüm dünya halklarının umudu olur.
Dersim (Sophene) halkı yapısı itibarıyla radikal-demokrat olması ve halkların özgürlüğüne verdiği değerden dolayı ve de döneminin en önde gelen yakın-dövüş tekniğini kullanan halk olması ve savaş tekniğini iyi kullanması nedeniyle, tüm çevre devletlerin savunmasında kullanmak isteği yüzünden oldukça rağbet görmekteydi. Sasaniler, Romalılar, Bizanslılar, Ermeniler bu halk güçlerinden oldukça yararlanmış ve daha sonrasında ise bu halka karşı katliamlar düzenlemekte de geri kalmamışlardır. (At-Tabari, Sasaniler tarihi, Al-Mukaddesi, İran Ansiklopedisi)
Dersim’in paradigmasının saklanması gerçeğinde de, halkımızın bu dünyanın ilk demokrasisini uygulayan halk olmasındandır. Emperyalist sisteme olan düşmanlığından ötürü; hem baskılanıp, ismi değiştirilerek, asıl yeri olan medeniyetlerin en üst kurumundan uzak tutulması için, hem de hiç bir fedakârlıktan kaçınmayan sömürücü sistemlerce hepten yok edilmek istenmesinin artık görülmesi gerekmektedir.
İşte bir dönemin radikal demokratik halkının mücadelesinin saklı olduğu Ortaçağ’da halkların kurtuluş umudu olan Mananalili Konstantin’in kitabı (Manifestosu, kendi yorumum) ile mücadelenin kilit önemdeki Sophene (Dersim) felsefesinin radikal-demokrasiyi tüm halklara taşıdığında; tüm devletler veya imparatorluklar gerici, “karanlık” feodal kilise yönetimlerince insanlık dışı barbarlıkların hâkimiyeti altında yaşamak zorunda bırakılan halkların, yok olma tehdidi altında olduğu, bir döneme denk gelmekteydi. Gerici feodallerin acımasız ve gaddar tutumuna karşı, dünya halklarında herhangi bir kıpırdamaya rastlanmamakta ve keyfi uygulamalarla her gün binlerce insan yok edilmekte ve özgür bir yaşamın izlerine rastlanmayan bir dönemdi Ortaçağ. Öyle ki o dönemde katledilen insan sayısı 20. yüzyıldaki iki dünya savaşında katledilenlerin sayısından daha fazla olduğu söylenmekte.
İlk kez Bizans’la başlayan anti-feodal oluşum ile feodalizm çok hızlı ve kararlı bir mücadeleyle yerle bir edilir, Bizans’ta yaşayan halklar bu muazzam mücadeleyi sokaklarda kutlamalarla karşılar. Zira yolsuzluk ve kokuşmuş olan Bizans devlet yönetimi ve karanlık kiliseler, artık karşılarında kararlı ve demokratik bir halkı bulacaktır.
Ortaçağ’daki bu haksızlığa ve barbarlığa karşı isyan ateşinin yakıldığı Mananali; Sophene (Dersim) 1) eyaletinin kuzey doğusundaki bölgedir. Bu coğrafya kuzeyde Tercan’ı da içine alan, güneyde Nazimiye ile sınır olan, batısında Karasu Nehri ve doğusunda ise Kiğı ve Karlıova’ya komşu olan bir bölge. (Karapet Ter Mkrttchian, Bizans’ta ve Ermenistan’daki kötü mezhepler, Conybeare The Key of Truth) Adını Bağıldağı’nın kuzeybatısında bulunan ve şimdiki adıyla Kırdım Dağı’ndan doğan nehir olan Mananali’den almıştır. Bölgenin merkezi şimdiki Erzurum yolu üzerindeki Yollarüstü’dür (Leontopolis=Bizana). (Honigmann Grenze Ost Byzans) Ve Roma, Bizans döneminde önemli bir kültür ve stratejik bir bölgedir. Burada Romalılar ve Bizans tarafından yapılmış olan kaleler mevcuttur.
- Sophene, Sofene, Suppanini veya Sahe isminin şimdiki Dersim ve çevresini izah ettiğini, Lehman Haupt; Ermenistan einst und jetzt; cuneiform yazıtlarından çıkardığı Urartu yazılarından belirtilmiştir. Ayrıca Mananali coğrafyasını tarif eden haritacılar, Kiepert, Lynch ve Strecker.
