escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyaset
  4. Arabesk bir yakarışın pençesinde gibiyiz

Arabesk bir yakarışın pençesinde gibiyiz

featured
Yurdum insanında ağlak bir yakarış hali...

Artık daha sık görüyor, duyuyor, okuyor ve izliyoruz. Acınası ifadeler, açıklamalar, paylaşımlar, notlar, dipnotlar: Yurdum insanında ağlak bir yakarış hali... Ruhunda karabasan gibi tevekkül. Geçemediği nice yar. Çözemediği nice fak! Kadere secde eden çaresizlik… Vurgun yemiş itaatkar bilinç.

Bu ülkede normal bir şekilde ölmeyecek miyiz?” “Güvende değiliz.” “Her geçen gün daha da yenildiğimizi hissediyoruz.” “Ölünce hakkımızı kim savunacak?” “İnsana inanmanın çağı geçti…”

Her sokakta, her kavşakta hep bir ağızdan kaderci bir kaçış. Tersine evrim bu: Çözülürken, dönüşüyoruz!

Arabesk bir yakarışın pençesinde gibiyiz. Dilimizde ezik/yenik bir türkü: “Ben yoruldum hayat, gelme üstüme/ Diz çöktüm dünyanın namert yüzüne/ Gözümden, gönlümden düşen düşene/ Bu öksüz başıma gözdağı verme/ Ben yanıldım hayat, vurma yüzüme/ Yol verdim sevdanın en delisine /O yüzden ömrümden giden gidene...” Ve diz çökmüş ruhumuzda ürkek, kaygılı sayısız ayin…

Konuşan, soran, çözüm arayan, alternatif yaratan, bağrından nice Robin Hood’lar çıkaran toplum, tuz buz. Karanlık yüreklerde buzul çağı.  Dağları, ovaları, köyleri, kasabaları bahar görmemiş gibi yılgın… Yüzünü/yönünü umuda ve aşka dönenler, “Dağlarına bahar gelmiş” dizelerini hiç okunmamış gibi,  acınası bir inkara yatmışlık!

Özgürlük, fena halde ürkütücü bir şey artık!

Ruhun, umudun ve inancın köleliği bu…

Türüne güven yitimi, özgüven yitimini de besliyor. Düşler bile, şiir okumayı, türkü söylemeyi bırakmışların göndere çektiği “beyaz bayrak”larla dolu!

Ruhun ve bilincin köleliği bu! Her birimiz koşar adım gönüllü mahpusluğa gidiyoruz. Prangalara, kelepçelere ihtiyaç duymadan kapıları tek tek üzerimize kapatıyoruz. Her birimiz yarattığımız korkuların esiriyiz. Kendi korkularımızın esiri…

Özgürlük fena halde ürkütücü bir şey artık! Ürkütücü ve sakınılası… İnsanın insana öğüdü (oldu) kölelik: “Kabullen, akıllı ol, sen sen ol konuşma. Sus! Otur oturduğun yerde. Hayat kısa ve her şeye rağmen güzel...” “Çağın mitosu kendini yaşamak artık!” “Kendini yaşa…”

Kendini yaşamanın yolu susmak! Suskunluk ortak kabulümüz artık ve en iyi bildiğimiz şey susmak! Aklın da, zamanın da ruhu (oldu) suskunluk!

Ve dilimizde, ruhunu teslim etmiş benliğimizin ezberi, aynı sözcükler:Güvende değiliz.” “İnsana inanmanın çağı geçti…” “Her geçen gün daha da yenildiğimizi hissediyoruz.” “Hep ölecek miyiz?” “Ölünce hakkımızı kim savunacak?” 

Suskunluk ki, içinden nice Golgota yolcusu geçer.

Oysa, ağır bir yüktür suskunluk. Yakınmak  ise çok daha ağır/ arabesk.  İnsanın bitkisel/bitik hali gibi dayanılmazdır. Öyle ki, sırtındaki çarmıhla içinden nice Golgota yolcusu geçer, görünmez. Nice umut can verir, bilinmez…

Artık daha sık görüyor duyuyor okuyor ve izliyoruz. Yurdum insanında ağlak bir  yakarış ve “kendinden kaçış” hali. Gönül gözünü kör eden inkar.

Ama neye yarar, nereye kadar bu tevekkül? Türkü söylemeyi, şiir okumayı bırakmak neye yarar? Suskun, itaakar bir yüreğin kapısını kim çalar? Kimler çalar?

Arabesk bir yakarışın pençesinde gibiyiz
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir