Betan Avakare
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Dersim’de Din, Felsefe, Tarihsel Hakikat ve Paulikanlar -1

Dersim’de Din, Felsefe, Tarihsel Hakikat ve Paulikanlar -1

featured
Dersim’de Din, Felsefe, Tarihsel Hakikat ve Paulikanlar -1

Giriş

“Çoban” figürü, dinlerde Tanrı’nın sevgisinin ve varlığının dünyevi düşünsel temsili olarak kabul edilir. Bu kavramın en güzel örneği, Hristiyanlık döneminde Dersim’den çıkmış olan “Hakikatçi Hristiyanlar” mezhebinin özgürlük mücadelesinde görülmektedir.

“Hiç kimse tarafından aldatılmaya izin vermeyin, çünkü bu öğreti size Tanrı’dan miras kalmıştır. Bütün kalbimle size yazıyorum ki, ben bir kapıcı ve iyi bir çobanım; İsa’nın bedeninin öncüsüyüm (Düsünsel) ve Tanrı Evi’nin ışığıyım. Ve ben her zaman yanınızda olacağım, ta ki dünyanın sonu gelinceye dek. Bedenimle burada olmasam bile, ruhumla sizlerin yanındayım. Tekrardan sevinin ve iyi bir cesarete sahip olun. Barış Tanrısı sizinle olsun.” (Vgl. Gfrörer, Kirchengesch. III A, S. 207)

Yukarıdaki Gfrörer’in, Photius ve Sukulus’tan çevirdiği yazısında, Paulikianerlerin son lideri Sergius’un 801 yılında Colonia’daki taraftarlarına yazdığı mektuba değinilmektedir
Çoban teriminin burada ne anlam ifade ettiği oldukça açıktır. Egemenlerin bu kavramı “sürülerini otlatan kişiler” olarak çarpıtması, tarih ve felsefenin bilinçli bir şekilde tahrif edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Hem Hristiyanlık hem de İslam dönemindeki halk liderlerinin kendi geçimlerini sağladıkları meslekleri olduğunu biliyoruz. Örneğin, “Hakikatçi Hristiyanlar” mezhebini kuran Mananali Konstantin ve onun takipçisi Sergius, marangozluk mesleğini icra ediyorlardı. Bu durum, halktan kopmamış, üretim içinde var olan bir liderlik anlayışını yansıtmaktadır.

I. Dersim’in Ahlak, Sosyal Yaşam ve Hakikat Kavramı

Dersim’in inanç ve sosyal yaşam biçimi, binlerce yıl boyunca şekillenmiş, özgün ve derin bir kültürel yapıya dayanır. Bölgede gelişen yaşam felsefesi, ahlaki değerler ve toplumsal ilişkiler geçmiş deneyimlerle yoğrulmuştur.

“Hakikat” kavramı yalnızca bir kelime olarak değil; özgürlük, adalet ve gerçekliğin felsefi bir temsili olarak değerlendirilmelidir. Dersim coğrafyasında bu kavram, çeşitli dönemlerde farklı dillere ve kültürlere göre yorumlanmış ama özü itibarıyla aynı ruhu korumuştur.

II. Hakikat Kavramının Tarihsel ve Dilsel Kökenleri

“Hakikat” terimi, Mezopotamya, İran ve çevresindeki kadim uygarlıklarda da karşımıza çıkmaktadır. Kürtçedeki “reya heq” ifadesi, Sümerce, Hurri, Urartu, Ugarit ve Med dillerindeki karşılıklarıyla paralellik göstermektedir. Partlar ve Dailamlılar döneminde de benzer kavramlara rastlanmaktadır.

Bu durum, “hakikat” kelimesinin sadece bir inanç terimi değil, aynı zamanda köklü bir kültür ve felsefe öğesi olduğunu ortaya koyar. Modern dönemde de Ehlibeyt yorumlarıyla ya da özgürlük temelli kullanımlarıyla çeşitlilik göstermektedir.

III. Hristiyanlık ve Hakikat: Reformlar ve Direniş

Hristiyanlık tarihinde hakikat arayışı, mezhep reformları ve direniş hareketleriyle kendini göstermiştir. MS 1000’li yıllardan itibaren başlayan reform hareketlerinde Jan Hus, Wycliff ve Savonarola gibi figürler “hakikatin şahitleri” olarak anılmıştır.

Paulikianlar, Albigenler ve Katârlar gibi mezhepler, bu süreçte gerçek Hristiyanlığı savunmuş; ancak zulüm ve baskıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu arada Katarlar ve Albigenlerin Paulikianerlerden etkilendikleri Hristiyanlarda oldukça yaygın görüştür.

11. Yüzyılda Bizans Kralı IX.  Konstantin  Magistros`u  Bizans Ermenistan’dan  Paulikianer veya Thondrakiler denen mezhebi kovmak üzere görevlendirir. (E. Gibbon, Roma`nın çöküşü- 54.bölüm)

Bu düşüncenin mimarı olan Mananali (Kuzeydoğu Dersim) Konstantin, 650’li yıllarda kaleme aldığı “Kraft (Güç)” adlı eserinde radikal demokrasinin ilk yapısını ortaya koymuştur. Tüm bu aydınlanma, Dersim’in hakikat felsefesi ışığında şekillenmiştir.

1539 yılında kaleme alınan De Ecclesia ed Autoritate verbi Dei adlı metinde, reform öncesi düşünürlerin “Hakikatin Şahitleri” olarak tanımlanması, Paulikianerlerin adından esinlendiğine dair güçlü bir işarettir.

IV. Dersim ve Eski İnançlar: Ehli-Sarruma ve Kutsal Dağlar

Dersim’in kadim inanç yapısı, M.Ö. 2000’li yıllara dek uzanır. Ishuwa bölgesinde gelişen Ehli-Sarruma anlayışı, halkı koruyan ve kurtaran tanrı-kral figürüne dayanır. “Ehli” kelimesi “gerçekten yardım eden” anlamına gelirken, Ehli-Sarruma, “halkın yardımına koşan kral” demektir.

Bu figür, Gök Tanrı Teşup’un oğlu ve kutsal dağların kralı olarak bilinir. Annesi Hepat, Hitit inancında kutsal bir tanrıçadır. Bu inanç, Dersim’deki Alevi mitolojisine de yansımış, örneğin 12 kurbanlık yer ile Alevilikteki “12 İmam” ilişkisi kurulmuştur.

Kendi gözlemime göre, Düzgün Baba Dağı’nda yapılan incelemeler, bu on iki kurban kesim yerinin varlığını gün yüzüne çıkarabilir.

V. Pir Sultan Abdal Efsanesi ve Tarihsel Yorumlar

Pir Sultan Abdal, Alevi-Bektaşi geleneğinin simge figürü oldugu varsayilmakta. Ancak Osmanlı arşivlerinde adına rastlanmaması, onun tarihsel bir şahsiyetten ziyade efsanevi bir kolektif kimlik olduğunu düşündürmektedir.

Görüşüme göre, Pir Sultan Abdal aslında Hristiyanlığın ilk 500. yada700. Yılı içinde Dersim’de yaşamış bir düşünür ve şairdir. Tıpkı Battalgazi efsanesinde olduğu gibi, burada da İslamlaştırma süreciyle kimlik dönüşümü yapılmıştır.

Yine Safevi döneminde Timur tarafından Dersim ve Koçgiri çevresinden götürülen kölelerin, Sünni Safevi  hanedanligina hediye edilmesi, bir göç olayı değil; zorunlu yer değiştirme olduğuna işaret eder.

VI. Horasan Anlatısının Eleştirisi ve Dersim’in Özgünlüğü

Horasan anlatısının Dersim kültürüne eklemlenmesi, büyük ölçüde 20. yüzyılda gelişmiştir ve tarihsel ya da arkeolojik bir temele oturmaz. Dersim inancı, Horasan kaynaklı bir inanç değil, yerli ve özgün bir mitolojik yapıya sahiptir.

Düzgün Baba gibi figürler, Horasan menşeili anlatılarla bağdaşmaz. “Çoban Oğul” ve “Haydar” gibi isimler de dış kaynaklıdır. Bu durum, Dersim inancının binlerce yıllık yerli gelenekle şekillendiğini gösterir.

VII. Sonuç

Dersim’in tarih, inanç ve ahlak sistemi; dışarıdan gelen din ve ideolojilere rağmen korunmuş, kendi hakikatini binlerce yıl boyunca taşımıştır. Hakikat, burada sadece bir inanç değil, insan yaşamının özgür olma hâlidir. Bu kavramı yalnızca dini bir bağlam içine hapsetmek, onun gerçek anlamını daraltmaktır.

Fırat Nehri’nin doğduğu bölge olan Munzur Dağları, antik metinlerde geçen “gökyüzüne yakın, dağlık ülke” betimlemesiyle uyumludur.

“Subir-Ki” ya da “Uz-bir-ki” gibi nehir adlarının, antik kutsal su kaynaklarıyla bağdaştırılması da Munzur suyu gibi yerel kutsal su kültlerini hatırlatmaktadır

Dersim’in tarihsel gerçekliği, dış anlatılarla değil; kendi coğrafyasının sesiyle, özgün anlatıları ve mitolojik mirasıyla yorumlanmalıdır. Tarihin önündeki en büyük engellerden biri, coğrafyaların ve anlatıların yanlış isimlerle anılmasıdır.

Tarihsel Not: Friedrich Delitzsch ve Subartu-Sahu Bağlantısı

Friedrich Delitzsch, 20. yüzyılın başlarında Mezopotamya ve İncil ilişkisini inceleyen önemli Alman asurologlardan biridir. Özellikle “Wo lag das Paradies?” (Cennet Neredeydi?) adlı eserinde, İncil öncesi kutsal halkları ve coğrafyaları analiz ederken, “Sahu” veya “Sahe” adlı bir halktan ve bu halkın Fırat Nehri’nin kaynağına yakın bir bölgede yaşadığından söz eder.

Delitzsch’e göre, Sahu/Sahe ülkesi kutsal bir coğrafyada, yüksek dağlarla çevrili bir bölgede yer almaktadır. Bu betimleme, bugünkü Dersim havzası ile dikkat çekici biçimde örtüşmektedir. Aynı dönemde Arthur Ungnad’ın “Subartu” adlı eserinde de Subartu halkının coğrafyası tam olarak belirlenememekle birlikte, Kuzey Mezopotamya, Van Gölü ve Urmiye çevresi gibi alanları kapsayan, dağlık bir bölgede yaşadıkları belirtilir.

Delitzsch’in “Sahu/Sahe” halkı ile Ungnad’ın “Subartu” halkı arasında kültürel ve coğrafi bağlamda çok güçlü benzerlikler bulunmaktadır. Bu da her iki araştırmacının farklı adlarla aynı halktan bahsetmiş olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.

Bu bağlamda, Subartu-Sahu halklarının yaşadığı bölge ile Dersim coğrafyasının tarihsel olarak örtüşmesi, bu kadim havzanın tarih boyunca kutsal bir bilinç taşıdığına ve birçok kültürel katmanın üst üste binerek günümüze ulaştığına işaret etmektedir.

Kaynaklar:

Friedrich Delitzsch – Wo lag das Paradies? (1905)
Arthur Ungnad – Subartu: Mesopotamien und seine Nachbarn (1915
Haas, V. (2010). Die Religionen des Alten Orients. Wissenschaftliche Buchgesellschaft.
Kehl-Bodrogi, K. (2006). Syncretistic Religious Communities in the Near East. Brill.
Photius ,  Historia Manicheourum.kap.1-10,II Kap.15-27
Gfrörer, Kirchengeschichte, III.A,S.207
Günter Frank, Reformer als Ketzer S.58
Mathias Flacius Illyricus(1539 );Catalogus Testium Veritates
Giosafat Barbaro (1500) akkoyunlular

Dersim’de Din, Felsefe, Tarihsel Hakikat ve Paulikanlar -1
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter