Bu ay hikâyelerimizin üçüncüsünü yazdık. Bundan önceki hikâyemizde Palanîli ve Harunlu atalarımızın dili nasıl öğrendiğini anlatmıştık. Harun ile Palanî klanları birbirlerini anlıyor muydu, nasıl anlaşıyorlardı?
O hikâyede dil meselesini irdelerken, insanların ilk önce hayvan seslerini taklit ederek dili geliştirdiğini anlamaya çalışmıştık. “İnsanın dili yaratması en büyük meziyetidir” demiştik.
Bir bilim insanına atıfla, insanı tarif ederken “insan konuşan bir hayvandır” dediğini aktarmıştık. Bir başka bilim insanı ise insanı “toplumsal bir hayvandır” diye tanımlamıştı. Gözlemlerimiz, bu sözlerin doğruluğunu açıkça gösteriyor.

Klan Yaşamı ve Kadının Egemenliği
Zira Palanî ve Harun klanlarında kadın ve erkek birlikte, dayanışma içinde yaşardı. Toplumsallaşma fikri o günlerde de hayatiydi, bugün olduğu gibi. Her birey, bir başkasının yardımına muhtaç olduğunu kısa sürede öğrendi. Tek başına ava çıkmanın tehlikeli ve çoğu zaman başarısız olduğunu gördü; birlikte hareket edildiğinde hem korunmanın hem de başarının mümkün olduğunu fark etti.
Kadınlar erkeklere eşlik ederdi. Yiyecek toplar, ava katılırdı. Bazı konularda erkekten daha da başarılıydı. Erkeğin pazılarının güçlü, kemik yapısının iri olması dışında aralarında belirgin bir fark yoktu. Kadının ise erkekten daha yüce bir gücü vardı: doğurganlık. Erkek bu güce sahip değildi; ama kadın da bu süreci tek başına yürütemezdi. Bu, doğanın şartıydı. Hayvanlarda ve bitkilerde olduğu gibi erillik ve dişilik bir bütünlük oluşturuyordu.
Kadın klan içinde güçlü konumunu sürdürdü. Klana hâkim olan kadındı. Yapılacak her iş, kadının kararıyla yürürdü. Bu, klan içindeki tartışmasız egemenliğini gösteriyordu. Kadın iyi bir at binicisiydi, iyi bir avcıydı. Hem klanın yönetiminden sorumluydu hem de çocuk bakımını üstlenmişti. Bu hâkimiyet, saygınlık uyandırıyordu. Ancak kadının bu egemenliği, bir hayvanın evcilleşmesiyle birlikte sarsılmaya başladı.

Atın Evcilleşmesi ve Yerleşik Hayata Geçiş
Klan her gün büyüyordu. Palanî’de büyüme sürerken, Harun’da da aynı süreç yaşanıyordu. Büyüyen klanlar yerleştikleri alanlara sığmaz oldu. Yeni ihtiyaçlar doğdu; beslenme çeşitlendi, giyim için yeni yollar bulundu. Yüzyıllar süren yaşam, gözle görülür biçimde değişti.
Günümüze on bin yıl kala hava ısındı, buzullar eridi, toprak yumuşadı. İnsanlar daha elverişli alanlara taşınmak zorunda kaldı. On bin yıl önce at evcilleştirildi. Bu kolay olmadı; atın evcilleşmesi diğer hayvanlardan daha zorlu bir süreçti. Ama sonuç devrim niteliğindeydi. Palanî ve Harun klanları süvarileşti. At sayesinde uzaklar yakınlaştı, klanların ufku genişledi.
Klanlar artık dar alanlara sıkışmadan, geniş coğrafyalarda hareket edebiliyordu. Aralarında iyi ve kötü ilişkiler yaşandı. Palanî klanı, Pirine’yi yurt edindi. Belki de ilk yerleşik düzen, Pirine yerleşenlerle başladı.

Mülkiyet, Savaş ve Devletin Doğuşu
Her klan, sahip olduğu alanı diğer klanlardan koruma güdüsüne girdi. Sahip olma duygusu gelişti. Önceleri “hepimizin olan”, zamanla “benim olan” hâline geldi. Benim olanı korumak için emek verildi; hatta onun için ölümü göze alma fikri doğdu.
On bin yıl önce ekim, dikim, biçim hayatın vazgeçilmezi oldu. Toplayıcılığın yerini üretim aldı. Üretimin kaynağı topraktı. Toprağın önemi anlaşıldı. Bin yıllar sonra ozanların “benim sadık yarim kara topraktır” sözü işte bu bilinçten filizlendi. Toprak önem kazandıkça, klanlar arası rekabet de sertleşti. Rekabet kavgaya dönüştü.
Taş, sopa ve sapan uzun süre savaşın araçları oldu. Galip gelen, mağlubun toprağına ve malına el koydu. Bu, ilk büyük haksızlığın başlangıcıydı. Zorla alınana “zafer”, zor kullananlara “kahraman” denildi. Kadının egemenliği, savaşta öne çıkan kahramanın gölgesinde kaldı. Klanın otoritesi, savaşta başarı kazananın eline geçti. Kadın ikinci plana itildi; egemenliği sona erdi.
Kahraman, klanın güvenliğini sağlamak için silahlı bir güç örgütledi. Böylece ilk ordunun nüvesi oluştu. Emir-komuta onun elindeydi. Klan üretiminden pay aldı, zamanla erişilmez bir güç olarak tanımlandı. Kahramanın adı değişti: Kral, Şah, Padişah, Çar, Mir, Şef, Nemrut, Firavun… Bu unvanları taşıyanlar kendilerine ilahi özellikler atfetti. Kral-tanrı fikri doğdu. Yeni bir kavram sahneye çıktı: Devlet.
Devletin yöneticileri kendilerine imtiyazlar tanıdı. Güç klana yabancılaştı. Güçlendikçe alanını genişletti; yeni topraklar, yeni köleler elde etti. Zor kullanarak başkasına ait olanı almak olağanlaştı.
Devam edeceğim.
