Her sabaha ayrı bir acıyla başlıyoruz. Narin’in cinayet haberi içimizi hala yakarken…
İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil’in yarım saat içinde vahşice katledilmesini konuşurken… Yaşam hakkı elinden alınan yenidoğanlar acısını yaşarken; her gece “yarın daha güzel olacak” diyerek uyuyoruz.
Yaşar Kemal’in dediği gibi “Bu ülkede dört şey olmayacaksın; kadın, çocuk, ağaç, sokak hayvanı.”

Şiddetin kanıksanması ve normalleşmesi!
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre Türkiye’de 2017’den 2023’e şüpheli kadın cinayetleri %82 arttı. Ölüm, taciz, tecavüz, gasp, hırsızlık olayları sürekli gündemde olduğundan toplum bu durumu kanıksıyor. Haberler evinde, işyerinde, okulunda, sokağında, sosyal medyasında insanın başına gelen insanlık dışı olayları paylaşıyor. Ardından olayın cezası ne olduğu, yargılanma süreci kısmı belirsizce silinip gidiyor. Suçlu yargılandı mı? Hapse mi girdi? İyi hal indirimi mi aldı? Denetimli serbest mi kaldı?
Halk herhangi birinin başına gelen olayda genelde mağdurda da suç arayarak suçluyu masumlaştırıyor.
Çoğunluğun yorumu şöyle: “Karşı tarafta suça davetiye çıkarmış”. “Ne işi vardı sokakta?” “E tabi o kıyafetle sokakta gezerse olacağı bu.” “Okulda neymiş, evinde otursaydı.” “Suçlu takım elbiseli kravatlı çıktı hakim karşısına düzgün insan bu.” “Bir anda kendini kaybetmiş demek ki.” “Alkollüydü, madde bağımlısıydı, akli dengesi yerinde değildi.”
Toplum güvenliğini riske atma ihtimali varsa neden hastanede değil bu kişiler? Madde bağımlısı insanları aileleri ihbar edip polis çağırırken neden tedavi altında değiller? Neden insanların kıyafeti, olduğu mekân suç işlenmesine zemin hazırlıyor?
Albert Camus diyor ki: “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.”
Kırılmayan şiddet döngüsü nesilden nesile aktarılıyor…
İnsanlığa sığmayan bu olayların olumsuz travmatik sonuçları şiddete tanık olan insanlara da sirayet ediyor. Türkiye’de ahlak çoğunlukla kadınlara indirgendiği için kusur da kadına, anneye, çocuğa paylaştırılıyor. Aile içinde “büyüyünce babam gibi olmayacağım.” diyen çocuklar, istemeseler de babalarını rol model gördükleri için onlar gibi oluyorlar. Şiddete uğrayan kişiler de ileri de şiddete meyilli oluyor. Şiddet öğrenilmiş bir davranış biçimidir.
Doğan Cüceloğlu değerlerin ve vicdanın bir insana çocukken verildiğini anlatırken çok haklıydı. En güçlü otorite ve denetim mekanizması temelde vicdandır. Daha vicdanlı, duyarlı olmak gerekiyor. Birey korktuğu için değil iç muhasebesi sonucu canlıya saygı duymalı.

Toplum sağlığı nasıl korunacak?
Tüm bu işaretler toplum sağlığı açısından yetkililerin acilen önlemler alması gerektiğini gösteriyor. Aile kültürünün zedelendiği toplumsal duyarlılığın tükendiği vakitte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ‘sıfır tolerans’ ile suçlara karşı yaptırım olduğunu paylaştı. Acaba İstanbul sözleşmesine geri dönülecek mi? Caydırıcı tedbirler ile suç oranı düşürülebilecek mi? Kadından, çocuktan, hayvandan alınan yaşam hakkı korunabilecek mi? Suç işleyen kişiler tahliye olsa dahi takip edilecek mi? Sosyolog, psikolog, toplum sağlığı uzmanları gibi meslek mensuplarının daha aktif çalışması sağlanabilecek mi?
Yetkililer neler yapacak, merakla bekliyoruz.
