“Sofrayı bozmayın çekeceğim”,
“Kar da yağmışken kahve keyfimi kar manzarasıyla çekeceğim”,
“Bekle, ödülümle kendimi paylaşacağım”,
“Muhteşem nişan töreni, mükemmel düğün fotoğrafı, çocuk partisi…hemen paylaşacağım.”
Küçük toplumlarda yaşamın en güzel yönü insanlarla samimi ilişkiler kurabilmektir. Mesela; çocuğunun öğretmenini tanıma fırsatı, doktor randevusunu daha erken bir sürede alabilme imkanı, alışveriş yaptığın esnafı tanıyabilme, yerel ürünlere ulaşmanın kolaylığı gibi buna benzer pek çok avantajlı durum sayılabilir. Peki, küçük toplumun yorucu yönü yok mu? Elbette var. Örneğin; mental yorgunluk kaynağı, dedikodu ve eleştiri.
Küçük toplumda yaşam
Nüfus düşüklüğü toplumu ortak paydada birleştirir. Herkes az ya da çok herkesi bilir. Veya gündelik hayat, çoğunlukla sosyal medyada paylaşıldığı için herkes herkesi takip edebilir. Ortak arkadaş gruplarında görüşülür. Neticede her zaman herkesin herkese yorum yapabileceği bir nokta ortaya çıkar. Samimiyet ya da tanışıklık adı altında değerlendirmeler yapılır. Bu bir noktadan sonra bilmeden oldukça yorucu ve bunaltıcı bir noktaya evrilir. Farkında olmadan toplum kendi kendini “mutsuz ve hasta” eder. Bireye dar alanda hareket etmenin verdiği huzursuzluk, geçmişten kalan toplumsal travmalar ve kimliksel yorgunlukla da birleşince oldukça huzursuz ve kaygılı bir toplum ortaya çıkarır.
Toplumda sohbet konusu olmamak ve göze batmamak için bireyler her zaman kendini maskelemek, gerçek duygularını gizlemek amacıyla gündelik paylaştığı paylaşımlarda, her şey güzel ve yolunda imajı vererek maskelemeyi seçer. Misal çoğunluğun yaptığı düğün ve çocuk doğum günü gibi parti konseptleri, ev dizaynı, süslemeler … Dersim’de yaşam oldukça pahalıyken. Gerek var mı? Bu durum biraz da kuklacılığa benzemiyor mu? Kişi, kendi olduğunu sanarken arka planda kümenin baskısı her şeyi şekillendirmiyor mu?
Maskenin ardındaki gerçek
Gerçek duygularını, tepkilerini ve kişiliğini gösteren birey dikkatleri üstüne çekip, samimiyetin getirdiği eleştirilere maruz kalır. Konuyu erken sürede kapatmak için karşı tarafa hep “haklısın.” demek zorunda hisseder. Oysaki içinden “yaw kardeşim sananelerle!” başlayan cümlelerle saydırırken. Veyahut yakın çevrenin tercihleri kişi de “ben de böyle yapacağım.” psikolojisi oluşturur… ‘seçimleri birey değil çevre yapar.’ Dersim de insanların hayattan bıkkın ve huzursuz olmalarının bir sebebi de bu.
Düşününce genç nüfusun göç nedenlerinden biri; kendini gerçekleştirmek için daha özgürce adım atabileceği, tanınmayacağı, tarihsel yorgunluğa sahip toplumundan uzaklarda, farklılığa açık yerlerde yaşamanın hayalini kurması değil mi ?
