İhsan BİRGÜL/AĞRI-DOĞUBEYAZIT – Uzun zamandır Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde ticaret yapan ve çevreci kimliği ile tanınan Mehmet Nuri Taşdemir’i farklı kılan başka bir ilgi alanının daha olması. Ofisinin olduğu binanın bir kısmını kendi imkanları ile oluşturduğu müzeye ayıran Taşdemir, başta Ağrı olmak üzere Serhat bölgesi ve Kürt kültürünün izlerini taşıyan eşya ve aletlerle adeta geçmiş ve günümüz arasında bir köprü oluşturuyor.
70 – 80 yıllık el yapımı halı kilimden tutun yün eğirme tarakları ve çıkırıklara kadar, yıllar önce pür dikkat ile “Radyoya Rewanê’nin dinlenildiği kısa dalga radyolardan tutun teke postundan yapılmış seccadeye kadar, kara lastik ayakkabıların tüm çeşitlerinden tutun elek ve bakır sofra alet ve edevatlarına kadar neredeyse ne arasanız mevcut bu müzede.

Bir kültür misyoneri gibi oraya gelen ziyaretçi misafirlerine orada bulunan eşyaların ne işe yaradığından nasıl imal ettiklerine kadar bilgi veren Taşdemir’e bu kez biz Munzur Press adına misafir olduk.
Bu etnografya müzesinin hikâyesini ve mevcut seyrini Taşdemir’den dinledik.
“ORTAK HAFIZA YARATMAK İSTİYORUM”
Geçmişine ve kültürüne olan ilgisinin kendisini bu girişime sevk ettiğini belirten Taşdemir’in hikayesi 30 yılı aşkın bir süreye dayanıyor:
“30 yılı aşkındır bu hobim var. Daha doğrusu bu kültür ve geçmiş sevgisi. Önce bir iki kilim ve halı ile başladım. Sonra birkaç yastık derken çoğalmaya başladı. Her gün birer ikişer parça eklemeye başladım. 30 yıldan fazladır nerede kültürümüze ait bir figür bulsam toplamaya çalışıyorum. Zaten beni bu girişime iten de kendi kültürüme ve özüme duyduğum sevgi ve bağlılıktır. Bu geçmişle buluşmayı gerçekleştirirken benimle beraber başka insanlarımızın da bana eşlik edip ortak hafızayı beraber hatırlamaktır”.

“GEREKİRSE AŞIRIYORUM”
Müzedeki eşyaları temin etme konusunda gerekli tüm yolları denediğini vurgulayan Taşdemir, gerekirse bunları aşırdığını da söylüyor:
“Bu eşyaları temin etme konusunda çeşitli yöntemlerim var. Bir yerde kültürel bir alet ve edevat gördüğümde önce sahibinden rica ederek istiyorum. Eğer hediye etmeyi kabul etmediği zaman da para vererek almak istiyorum.. Eğer bu da kabul edilmezse buna aşırma yöntemiyle sahip oluyorum. Çünkü benim için bunlar çok önemli. Bir geçmiş, bir hafıza yatıyor bu eşyalarda. Hani bizde denilir ya “kendi geçmişini bilmeyen geleceğini bilemez”. İşte bu müzeyle geçmişim ile aramdaki bağı sağlam tutmaya çalışıyorum. Her gün uğrarım buraya. Üç beş saat burada kalıp kıyafetleri giyiyorum. Diğer eşyalarla geçmişe yolculuk yapıyorum.
Bazen de arkadaşlarım geliyor. Toplantılar yapıp, kendi aramızda dengbêj divanı oluşturuyoruz. Bu benim için çok önemli bir duygu. Bunu gelecek nesillere de aktarmak istiyorum”.

“GENÇLERE HEM FİGÜRLER GÖSTERİYORUM HEM TARİHİNİ ANLATIYORUM”
Müzeye gelen gençlere bu figürler hakkında detaylı bilgiler verdiğini de söyleyen Taşdemir, şöyle devam ediyor:
“Gençlerimiz bu figürlerin çoğunu tanımıyorlar. Buraya gelenlere mümkün olduğu kadar kültürümüzü ve burada sergilediğimiz figürleri anlatıyorum. Örneğin; gençlerin çoğu bir kilimi çok basit görebiliyorlar. Bunun böyle olmadığını, bir kilimin yapımında kullanılan iplerin yünlerinin nasıl yıkanıp, yün taraklarından nasıl geçirildiğini, sonra bunların teşi (çıkırık) ile nasıl çeşitli kalınlıklarda eğirildiğini, boyama sürecinin ne nasıl olduğunu tek tek anlatıyorum. Özellikle kök boya elde etmenin ne kadar meşakkatli ve emek isteyen bir üretim olduğunu…

Yine kültürümüzün önemli figürlerinden olan kofî (başlık)yî bilmeyen çok sayıda gencimiz var. Hangi kofî’nin genç kız, hangisinin evli kadın, hangisinin dul kadın için olduğunu detaylarıyla anlatıyorum. İshak Paşa Sarayı’ndan da anlaşılacağı gibi Doğubayazıt hem saray kültürüne ev sahipliği yapmış hem de köy kültürüne. Bu da zengin bir kültürel birikim demek. Bu müze vesilesiyle bunu da genç nesillere aktarmak istiyorum”.
“SERHAT KÜLTÜRÜ İLE BİRLİKTE ORTADOĞU’NUN NÜVELERİ DE MEVCUT”
Serhat kültür öğeleri ile birlikte farklı inanç ve kültürlerin izlerine ev sahipliği yaptığına dikkat çeken Taşdemir, sözlerine şu örneklerle devam ediyor:
“Müzede bulunan figürler genelde Serhat bölgesine ait. En çok da ilimiz Ağrı ve ilçelerine ait. Ama buna rağmen farklı kültür ve inançlara ait kültürel nüveler de mevcut. Örneğin; tablolar ve duvardaki halılarımızda Hz. Musa figürü var, bu Yahudi kültürünü yansıtıyor. Melekê Tawis var, Êzidî Kürtlerin kültür ve inancını yansıtıyor. Yine Kabe var, tüm Müslümanları temsil eden bir figür. Şahmaran tablomuz ise tüm Ortadoğu kültürü ve Kürdistan bölgesi kültürünü yansıtıyor. Bunlarla beraber eşimin kendi el yapımı çeyizlik kaneviçeleri ve oğlumun çocukken giydiği yöresel folklor elbiseleri bu müzede yerlerini alıyorlar”.

“KİŞİ VE KURUMLARIN FAYDALANMASINA OLANAK SAĞLIYORUM”
Kültürel misyonu gereği ihtiyaç duyan herkesin müzeden faydalanmasına imkan sunduğunu dile getiren Taşdemir:
“Bu müzeyi bir turizm ve kültürel misyon olarak kullandığım için Ağrı dışında ikamet eden hemşerilerimiz Ağrı’ya geldiğinde onları buraya davet ediyorum. Çok memnun oluyorlar. Çünkü çoğu ya bu kültürü hiç görmemiş ya da unutmuş. Burayı ziyaret etmekle hem geçmişle bir hasbihal ediyorlar hem de yeni bir bilgiye sahip oluyorlar. Burada bir kitabı okutur gibi bir kültürü okutuyorum. Gençler bundan beslendikçe ben de büyük mutluluk duyuyorum.

Buradan faydalanmak isteyen herkese yardımcı oluyorum. Doğubayazıt belediyesi iki sefer İstanbul’daki “Doğubayazıt Tanıtım Günleri’nde, bir sefer de Van’daki “Doğubayazıt Tanıtım Günleri’nde bu eşyalarımızı kullandılar. Bir öğrencimiz “Kürt kilim kültürü” temalı bitirme tezi için buradaki kilimlerden yararlandı. Bir ilkokulun öğrencileri yerli malı haftası kapsamında götürüp kullandılar” şeklinde sözleriyle yardımcı olduğunu birkaç kişi ve kurumdan örnekler veriyor.

“KÜLTÜREL BİR MİRAS DEVREDECEĞİM GERİDE KALANLARA”
Bir kültür mirası bırakacağını ve kimlerin sahip çıkacağını vurgu yapan Taşdemir, sözlerini şu temennilerle bitiriyor:
“Yaşımız geçiyor haliyle. İleriki zamanlarda çocuklarıma, aileme ve yeni nesillere bunu kültürel bir miras olarak devredeceğim. Bu mirasla hem kendi kültürlerini hem de beni yaşatacaklarına inanıyorum. Bunu belki bir vakıf aracılığıyla belki de bir kültür evi ile yapacaklarına inanıyorum”.

