Mehmet Bidav
Fatma Sevinç Düşünsel‘in hayatı ve mirası, sadece kişisel bir portreyi değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk, kültürel değerler ve hukuki düzenlemelerin karmaşıklığını da içinde barındırıyor.
Sevinç Hanım’ın büyük bir mirası Tunceli Belediyesi’ne bırakması ve mirasın akıbetine ilişkin ilk yazıyı Dersimli araştırmacı yazar Mesut Özcan yapmıştı. F.Sevinç Düşünsel’in iki farklı zamanda yazdığı vasiyetnamelerin nüshalarının da elinde bulunduran Özcan, konuyu çok hayati sorular sorarak gündeme getirmesine karşın ilgililerden bir ses çıkmamıştı.
Biz bu araştırmamızı başta Araştırmacı Mesut Özcan ve aile ile ilgili 4 ciltlik araştırma (Kemalizm ve Kürt Ulusal Sorunu) yapan Sevgili Evin Çiçek’in katkılarıyla sürdürmeye çalışıyoruz.

Fatma Sevinç Düşünsel’in Mirasının özellikle öğrencilere yönelik eğitim ve kültürel gelişim alanlarında kullanılması beklenirken, bu yönde kayda değer herhangi bir faaliyetin yapılmadığını görüyoruz. Yarım yamalak yapılmış ve Milli Eğitime devredilmiş bir yurt ve oldukça yıpranmış ve tesadüfen bulduğumuz 8 tablo dışında…
Öğrencilere burs verilmemiş, resim yarışması gibi etkinlikler düzenlenmemiş, hatta Sevinç Hanım’ın isteği doğrultusunda bir kız yurdu bile yapılmamış. Bu durum, Sevinç Hanım’ın vasiyetiyle ilgili tartışmaları da beraberinde getiriyor ve mirasın nasıl yönetildiği konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Bu yazı, Sevinç Hanım’ın hayatını, ailesinin etkilerini, mirasını ve mirasının kullanımıyla ilgili karmaşık gerçekleri irdeleyerek, bu önemli soruları ele almayı hedefliyor.
Aşağıdaki söyleşiler Araştırmacı Yazar Evin Çiçek’in gazetemize gönderdiği konu ile ilgili çeşitli zamanlarda yaptığı söyleşilerden oluşuyor.

Bir Ailenin Çarpıcı Portresi: Mehmed Munci Bey’in Oğlu ve Av. Feridun Fikri Bey‘in Kızı Fatma Sevinç Düşünsel
F. S. F. Düşünsel’i yakından tanıyan Av. Mustafa Halit Ezman Bey’in sorularıma cevaben kendisiyle ilgili anlatımları.
–F.S. Düşünsel’ in amcanız Hüseyin Sarıtaş’la resmi evlilik yapmadan birlikte yaşadığı doğru mu? Kendileriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
-Babam Hasan Celalettin Ezman, kendisi iki dönem Bingöl milletvekili oldu. Soyadımızı değiştirme kararını alıp, uyguluyor. 1955’te soyadımızı değiştiriyor. Kendisi Ezman [gökyüzü] soyadını tercih etmiş. Fark buradan kaynaklanıyor. Biz Çerme köyündeniz. Yeni adı “Erbaşlar”dır. Nahiyenin eski ismi hem Azapert hem Hösnek’tir. Kıxı-Kıği sancak beyliğidir. T.C.’nin idari şekillendirilişiyle, yeni düzenlemelerle birlikte 7 ayrı ilçeye bölündü. Bir kısmı 1936’ da bir kısmı 1980’den sonra ilçe yapılmış. Kığı dahil yedi ayrı ilçe oluşturuldu. Bunlardan biri de Azapert’ tir. Biz Azapertliyiz.
Siyasi ve İdeolojik Etkileşimlerin Yansımaları: Cemil Meriç’ten Komünizme ve Marksizm’e
-Sizin aileniz Kürd-Alevi. Sevinç Hanım’ın ailesi Kürd-Müslüman. Amcanızın Cemil Meriç’in öğrencisi olduğu, ondan etkilendiği doğru mu? Cemil Meriç’in ideolojisi ve amcanız.
– Amcam Hüseyin Sarıtaş lisedeyken Cemil Meriç Bey’in öğrencisi oluyor ve İstanbul Yüksek İktisat Okulunu bitiriyor. C. Meriç Bey o zaman Marksist dünya görüşünü benimsemiş biri. Sonra “sosyalist dinci” oluyor. Amcam da bu kişinin etkisiyle “Marksist” oluyor. Sanırım 1952’de mezun oluyor. Ondan sonra Eski CHP Elâzığ Senatörü Hasan İldan’ın kız kardeşiyle evleniyor. Bu ailede bizim akrabamızdır. Başarısız bir evlilik yaşıyor. Bu arada Ticaret Bakanlı’ğında müfettiş olarak çalışıyor. 2-3 yıl sonra görevinden istifa ediyor.

Amcam arayış içinde olan, biraz maceracı bir insan. Türkiye dışına çıkıyor. Kendisi 1972’ye kadar yurt dışında yaşıyor. İktisat alanında doktora yapıyor. Bulgaristan mı, Sovyetler Birliği mi yerini bilmiyorum. İkisinden birinde. Ondan sonra Türkiye’ye dönüyor. Babamın etkisiyle bir veya 2 sene sonra CHP hükümeti döneminde Ankara’da Ticaret Bakanlığında 4-5 sene memuriyet yaptı. Sonra istifa etti. Kendisi Almancayı ve Fransızcayı iyi düzeyde biliyordu. Tercüme bürosu açtı. Çevirmenlik yapmaya başladı. Entelektüel çevrelerle iyi düzeyde ilişkisi vardı.
O dönem de “Le Monde” ve diğer gazetelerde yazılanlardan çeviriler yaparak haftada iki kez “Yeni Halkçı” ve “Barış” gazetelerine gönderirdi. Ahmed Arif Bey o gazetelerde düzeltmenlik yapıyordu. Ben o dönemde lise öğrencisiydim. Amcamın çocuğu yoktu. Yaptığı çevirileri, bana verdiği yazılarını götürüp A. Arif Bey’e teslim ederdim, gazeteye bırakırdım. Kürd siyasi şahsiyetlerinden Kemal Burkay Bey’in Ankara Saman Pazarı’nda avukatlık bürosu vardı. Amcam, Burkay ve siyasi çevresinin çıkardığı “Özgürlük Yolu” adlı dergi için de çeviriler yapıyordu. “Özgürlük Yolu” galiba aylıktı. Çevirileri götürüp Kemal Bey’e teslim ederdim. Amcamın Kemal Burkay’la bir irtibatı vardı. Neydi? Bilmiyorum. Çok gençtim, anlayabilecek durumda değildim. Amcam o dönem Sevinç Hanım’la tanıştı. Ondan sonra arkadaş oldular, birlikte yaşamaya başladılar.
Sanat, Kültür ve Hukuk: Sevinç Hanım’ın Hayatında Birleşen Yollar
-Sevinç Hanım’ı anlatın desem?
–Sevinç Hanım mavi gözlü, biraz kilolu, son derece güzel bir kadındı. Kendisi o dönemde Ankara 21. ci noteriydi. İyi para kazanıyordu. Pek noterlik yapmazdı. Bohem bir hayatı vardı. Hukuktan çok sanat, kültür insanıydı. Mutluluk alanı sanattı. Kendisi çok güzel tablolar yapardı. Konserlere, etkinliklere giderdi. Çevresi bayağı genişti, her çeşit insan da vardı.

Ankara’da yaşayan ama kalbi şehrinde olan bir sanat insanıydı. Bir yakınımın deyimiyle “Devlet gibi bir kadın” dı. Kendisi çok itibarlı bir insandı. Memleketine sadık, sahip çıkan özel bir insandı. Hemşerisine değer verirdi ve korurdu. Son derece şefkatli, merhametli, cana yakın, hemşerilerine ve memleketine yönelik sevgi dolu, yardımsever bir insandı.
-Amcanız, çift olarak benzer yanları var mıydı, kültür, sanat, yazım…?
-Amcam yazı insanıydı. Aslında bir sürü denemeleri, yazıları vardı. Özellikle Mezopotamya’ yla……. ilgili. O dönem çok gençtik, aklımız bir karış havadaydı. Yazdıklarının, çevirdiklerinin değerlerini bilmiyorduk. Ne yazık ki kendisinin yazdıklarına sahip çıkamadık. Sanırım kendisinin yazdıkları birlikte yaşadığı Sevinç Hanım’ın evindeydiler. Amcam 1985’te vefat etti. Kendisi öldükten sonra Sevinç Hanım’la ilişkimiz koptu. Bugünkü bilgi, birikim düzeyimiz olsaydı, sahip çıkma, koruma geregini bilseydik, Sevinç Hanım’dan isteyip, alıp, gerekenleri yapıp kitaplaştırır, kalıcılaşmasını sağlardık. Aylarını alan çalışmaları, emekleri kaybolmazlardı. Ne yazık ki gençliğin verdiği tecrübesizlikle yazdıklarına sahip çıkamadık, koruyamadık, bastıramadık. Çalışmaları kayıp olup gittiler.
Amcamı ve Sevinç Hanım’ı görmek için notere giderdim. Amcam da kişilik olarak insanına değer veren biriydi. Bize çok yakındı, sahip çıkardı. İkisi benzer yönlere sahiplerdi ve birbirlerini tamamlıyorlardı. Tam olarakta birbirlerini bulmuşlardı. Uyumlu bir çiftlerdi. Anne olmayan bu sanatçı, hukukçu insanımız beni kendi çocuğu gibi severdi, korurdu.
-Sevinç Hanım Ankara’da siyasette yapıyor muydu, sadece kültür-sanatla mı ilgiliydi?
-Kendisi Ankara’daydı. Diyarbakırlı Kürd Yusuf Azizoğlu’nun partisinden milli bakaya usulüyle -artan sayılara göre bir yerden milletvekili alıyorsunuz- o sistemle Kars milletvekili olmuştu. O zamanki seçim sisteminde böyle tuhaf bir uygulama vardı. Ondan dolayı Kars milletvekili oldu.
1977’de ise Tunceli’den CHP milletvekili aday adayı oldu. Ali Haydar Veziroğlu’yla yarıştı. Kendisi o dönem amcamla birlikte o dağları, vadileri, bölgeyi, memleketini gezdi. Politika da para bayağı etkili olduğu için kendisi o önseçimi kaybetti, Veziroğlu önseçimi aldı. Ankara’da aktif siyaset yapmazdı. Noterlik ofisi Ankara’da sol düşüncedeki insanların buluştukları, sohbet ettikleri bir mekandı.
Sevinç Hanım iyi düzeyde öğrenim görmüş, kendisini eğitmiş bir insanımızdı. Kaprisi, kompleksi olmayan, kendisinden emin, özgüven sahibi, üretici, yaratıcı bir kadındı. Herkesin derdine koşar, yardımcı olurdu. Askerden, askeri darbeden hoşlanmazdı. 12 Eylül geldi. Kendisi hiçbir uygulamaya maruz kalmadı. Ben o zaman 20-21 yaşındaydım. Biz çok gençtik, onlar konuşunca sadece kendilerini dinlerdik, öğrenmeye çalışırdık. Sohbete katılma birikimimiz olmadığı gibi, kültürümüz de büyüklerimizi dinlememizi öngörüyordu. Öyle davranıyorduk.
–Bu aile mensuplarından yaşamlarını öğrendiklerim yetmiş yaşına varamıyorlar, 65 yaş sınır gibi oluyor. Sevinç Hanım da L. Fikri Bey gibi kanser hastalığından ölmüş, doğru mu?
-Sevinç Hanım, başkâtip olarak yanına aldığı, yetki verdiği erkek yeğenine kendisi adına imza atma yetkisi vermişti. Noterdi, noterliğe fazla gitmezdi, kültür-sanatla uğraşırdı. Yeğeni onun yokluğundan faydalanarak suistimaller yapmıştı. Yaptıkları tespit edilmiş ve tutuklanmıştı. Biz bu gelişmeyi duyduk.
Sevinç Hanım’ın noter olarak hukuki sorumluluğu vardı. Hakkında dava açılmıştı. Açılan davanın parasal cezası kendisini ilgilendirmiyordu. Güvendiği yeğeninin böyle bir suistimali yapması, soyadının sahtekarlığa karışması kendisini derinden sarsmıştı. Asil bir insan olarak yapılanı kabullenemedi. Sonuç olarak vucudunda mide kanseri oluşmuştu. O kanserden dolayı öldüğünü duyduk.” Görüşme tarihi:10.12.2023.
Miras ve Mirasçılar: Sevinç Hanım’ın Vasiyeti ve Dersim Belediyesi Üzerindeki Etkileri
F. S. F Düşünsel’i yakından tanıyan Av. Mustafa Halit Ezman Bey’in kendisinin mirasıyla ilgili anlatımları.
Dersim eski belediye başkanlarından birisinin F. S. F Düşünsel’in miras sözleşmesinin kopyası olarak bana verdiği liste de yer alan gayrımenkuller; Ankara, Antalya, Mersin, İstanbul, Aydın, Bursa şehirlerinde yer almaktalar. Banka da Tl ve döviz hesapları da bulunmakta. Altın ve diğer taşınır zenginliğiyse miktar olarak bilinmiyor.
Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi Tereke Hakimliği 1991/45 esas ve 1991/81 karar no.lu kararı ile vasiyetnamenin tespiti yapılmış. Gereğinin yapılması için görevlendirilen tenfiz yetkililerine verilmiş. Bu bilgiyle Sevinç Hanım’ın mirasını Tunceli Belediye’sine bağışladığını öğrendim. Sizlere de miras bırakıldı mı?
-Kendisi amcamla birlikte yaşıyordu. Resmi evli olmadıkları için kendisinden bize miras kalmadı. Amcam kendisinden 6 yıl önce öldü. Amcamın mirası da kendisine değil, bize kaldı. Sevinç Hanım tüm mal varlığını yegenlerine değil de memleketine, Tunceli Belediyesi’ne bırakmıştı. Belediye görevlilerinin memleketinin insanının öğrenimine, eğitimine harcamaları amacıyla, ayrıca şehrin tanıtımı, geliştirilmesi hedefiyle kullanılmasını istemiş. Bu da insanına olan sevgisinin, memleketine verdiği değerin göstergesi oluyor. Memleketinin asil kadını insanının koruyucusu, koruyuculuğunu öldükten sonra da sürdürmek istiyor.
– Kendisinin istediği gibi mirası kullanıldı mı, istekleri yerine getirildi mi, takip edebildiniz mi?
– Amcamla resmi bir ilişkisi yoktu. Bundan dolayı da hukuken biz taraf değildik. Kendisi çok iyi bir miras sözleşmesi hazırlıyor. Zamanında Ankara Adalet Komisyonu Başkanı, aynı zamanda Sulh Hukuk Mahkemesi Hâkimi olan Yılmaz Uğurlu’ya bu görevi veriyor. Bir yemekte bu kişiyle sohbet ediyorduk. Konuşurken, bana Sevinç Hanım’ın vasiyetiyle ilgili anlatımlarda bulunmaya başladı. Sevinç Hanım’ı tanıdığımı söylemedim, dinlemeyi tercih ettim.
Sevinç Hanım, miras sözleşmesin de çok ayrıntılı düzenlemeler yapmış. Ankara Tereke Hakimi’ne görev vermiş. Miras sözleşmesinin hâkimin gözetiminde uygulanmasını, isteklerinin yerine getirilmesi şartını koymuş. Görev verilen hâkim de benimle konuşan bu kişiydi. Bu kişi sözleşmeye göre bir komisyon kurdurucak, kendisinin denetimi altında bu komisyon tarafından istenilen çalışmalar yapılacak. Bu kişi çalışmaları başlatıyor ve Tunceli’nde bir komisyon kuruyorlar.
-O komisyon mensupları koruyucu davranıyorlar mı, gerekenleri yapıyorlar mı?
-Komisyon üyeleri Tunceli’nde bir derenin kenarını, kumluk olan bir yeri, sağlam olmayan bir zemini bina yeri olarak uygun görüyorlar. Düşünün öğrenci yurdu dere yatağı olan kumluk bir yerde yapılacak! Bir vatandaş bu gelişmeyi öğreniyor, amaçları anlıyor ve Ankara’da bulunan bu hâkime ihbarda bulunuyor. Bunun üzerine hâkim de o kişiyi Ankara’ya çağırıyor, kendisini doğrudan dinliyor, yapılanları öğreniyor. Hâkim, bu kişiyi dinledikten sonra ikna oluyor ve yeni bir komisyon oluşturuyor. Bir kısım işleri yeni komisyona yaptırıyor.
Hâkim Yılmaz Uğurlu sağ görüş sahibiydi ve öğünmeyi seven biriydi. Meslek sırrı olan konuların gizli kalmaları gerekir. Kendisi bu görevlendirmeyi öğünme vesilesi olarak kullanıyordu. “Ben böyle güzel bir iş yaptım. İnşallah güzel şeyler yapılacak” diyerek, övünmeye devam etti. Anlatımıyla ben de bu konu hakkında bilgi sahibi oldum. Daha sonra neler yapıldı, istekler yerine getirildi mi, şartlara göre davranıldı mı? Bilmiyorum.” Görüşme tarihi: Görüşma tarihi:10.12.2023.

Sevinç Düşünsel de babasının amcası L. Fikri Bey gibi çocuksuzdur. Çok iyi şekilde hazırladığı miras sözleşmesinde; Yetim, yoksul Dersimli çocukların öğrenimlerinde, eğitimlerinde kullanılması, Dersim’in tanıtılması, tanıtımlarla şehre gelir sağlanması amacıyla varlıklarını Dersim Belediyesi’ne bırakır. Dersim’de kendi adına çocuk bakım ve yetiştirme yurdu inşa edilmesini, korunması gereken çocuklar için gerekli bakımların yapılmasını, öğrenim görmelerinin sağlanmasını, meslek sahibi yapılmalarını, ister.Kendisi aynı zamanda sanatçıdır. Tablolarının korunmasını istediği gibi, Dersim bölgesinin sanatla tanıtılmasını hedefler. Bu amaçla etkinlikler düzenlenmesini şart koşar. Çocuklar konusunda hassas, koruyucu olan Düşünsel’ in yaptığı hata mı?
Noterlik yaparken imza yetkisi verdiği yeğeni tarafından dahi iyi niyeti kullanılmış, mağdur edilmiş, sıkıntı yaşamış bir hukukçudur. Kendisi sağken gerekli girişimlerde bulunmalıydı. Yurtlarını yaptırması, gerekli gördüğü diğer çalışmaları organize etmesi, varlıklarını amacı için kullanması gerekirdi. Sevgilisi 1985’te yaşama veda eder. Kendisi 1991’de mide kanserinden ölür.
Miras konusunu öğrenince 19.9.2022’de Dersim Belediyesi’ni arayarak görevlilerden mirası konusunda bilgi istedim. Belediyenin avukatı olan kişi; Dersim merkez cumhuriyet mahallesinde beş katlı bir kız yurdu yapıldığını, inşaatın 1994’te bitirildiğini, kız öğrencilerin binada kalmakta olduklarını, 2019 itibariyle de Antalya ve Ankara’da da Sevinç Hanım’a ait yeni mülklerin tespit edildiğini, satışın yapılıp, paranın belediyelerine aktarılması için işlemlerin başlatıldığını, açıkladı. Bu kişi bana bu konuda daha fazla bilgi verme, yeniden görüşme sözü verdi. Daha sonra üç kez kendisini özel telefonundan aramama rağmen telefonuma cevap vermedi.
F. Sevinç Düşünsel’in babası da avukat ve mebustu. Annesiyle ilgili bilgi yok. Kendileri iki kardeşler. Kendisine babasından kalan miras. Noter olarak çalışır. Mebusluk ve avukatlık yapar. Konuyu bildiğini belirten, geçmişte belediye başkanlığı yapmış olan bir Dersim’linin bana gönderdiği bilgi de yedi şehir de kendisine ait ondan fazla mülk, arazi mevcut. Kendisi farklı şehirlerdeki gayrimenkullerin sahibidir. Bankalarda para, döviz hesapları mevcut. Bıraktığı tüm varlıkların değeri ne kadardı? Dersimli kimsesiz, yoksul çocukların olan paralar, tablolar, mülkler nasıl kullanıldılar? Kendisinin Dersim Belediyesi’ne bıraktığı para ve diğer mal varlıklarıyla sadece beş katlı sıradan bir bina mı yapıla bilindi?
Dersimli hukukçular, Sevinç Hanım’ın ve bu çocukların adına bu konuyu takip etmeliler. Nasıl takip edilebilinir? T.C. kanunlarına göre Belediye görevlilerinin miras sözleşmesine uygun hareket edip etmediklerini hem İçişleri Bakanlığı hem de Sayıştay denetler. Biri İçişleri Bakanlığı’na şikâyette bulunursa İçişleri Bakanlığı müfettiş gönderir, inceleme yapar, durum netleşir. Ayrıca “Tunceli Barosu” da bu konuda girişimde bulunabilir, durum tespit edilebilinir.
“TBMM Albümü”nde F. S. F. Düşünsel: “Fatma Sevinç Fikri Düşünsel. İstanbul, 1926 doğumlu. Baba: Feridun Fikri, anne: Fatma Jülide. Öğrenim: Hukuk Fakültesi mezunu. Dil: İngilizce bilir. Meslek: Serbest Avukat. Türkiye İş Bankası ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Sözleşmeli Avukatı. Ankara 21. Noteri. Parti; Yeni Türkiye Partisi-YTP [1961’de kurulan YTP, Yusuf Azizoğlu’nun Partisi] Kurucu Üyesi. II. (XIII) Dönem Kars Milletvekili. Bekâr, ölüm tarihi: 16.08.1991”
