Kürtlerde bir deyim vardır: “Kurmê darê ji darê ne bê dar narezê.” Doğrudur. Çürüme ve çözülme daha çok içsel bir süreçtir. Çürümenin iki ana dinamiği vardır. Birincisi politik süreçlerin problemli hale gelişidir. İkincisi çürümeyi mayalayan yozlaşmadır. Politik yozlaşma dehşet bir ağırlık merkezi oluşturur. Devrimci arayış ve çıkışlara set çeker. Kaos ve belirsizliği absorban ederek içkin hale getirir. Böylece “kaleyi içten fethetme”nin koşulları oluşur. İç gericilik harekete geçerek bünyeye nüfuz etmeye başlar…
Bu kadar teorik saptama yeter!
Böyle anlarda yapı içindeki ortayolcular, oportünistler ve ahtapotsu dalkavuklar ortaya çıkarak emek hırsızlığına başlar.
Devrimcinin odağında yaşam vardır. Ancak “yaşamak” yoktur. Devrimci yaşamaz. Kendi hayatına ilişkin planlar yapmaz. Hesap kitap bilmez. Fırsat kollamaz. Devrim zamanını kendi zamanına indirgemez.
Devrimin maddi koşullarını oluşturanlar ve devrim yapanlar adanmışlardır. Onlar mitolojik öyküdeki Sisifos (Sisyphos) gibidir. Ancak devrimi yürütenler ise genellikle ortayolcu oportünistler, inançsızlar olur. Sosyal devrimlerin aşılmamış “kaderidir” bu!
Tarih boyunca devrimlerin “dış tehdit” altında olduğu doğrudur. Ancak çürüyerek yıkımını sağlayan bu tehdit değil, iç tehdittir. Önüne geçilemeyen emek gaspıdır.
Fena halde “Şark kurnazı”dır!
“Şark kurnazlığı”, en basit tabiriyle; pragmatist düşünmek, çıkarcı olmak, küçük hesaplar pesinde koşmak anlamına gelir. Bu tanım, egemen sınıf yapısından kopmamış, orta yolcuları işaret eder.
Bunlar, fena halde şark kurnazı ve içten pazarlıkçıdır. Devrimin zorlu yıllarında mütemadiyen kendilerini gizler. Pusuya yatarak bekler. Devrim güvenceye alındığında ya da görece demokratik koşullar oluştuğunda ortaya çıkarak öne atılır. Güzel barışçıl süreçleri sloganlarla karşılar.
Baskı koşullarında devrimcilerin “fiziki tasfiyesi” (ölüm, gözaltı, tutuklama, sürgün vs.) kendilerine müthiş haz verir, geniş alanlar açar. Böylece öncü rol üstlenmelerinin, iktidara koşmalarının, yapıya yön vermelerinin önünde engel kalmaz.
Bu kurnazlar, devrimcilerin aksine hep uzun ve risksiz yaşamayı arzular ve planlar. Kolay kayıp vermez. İçten hesapçıdır. Tehlikenin ne olduğunu, nereden, nasıl ve hangi koşullarda geleceğini iyi bilir. Havayı iyi koklar. Ona göre konumlanır. Dolaysıyla aidiyet oluşturmaz. Hep tetiktedir. Bir yandan iktidar arzularken öte yandan “zor günler için” kaçışlara kapı aralar.
Düşüncesini asla belli etmez!

En belirgin özelliği kendini gizlemesi ve “usta oyuncu” olmasıdır. Bu tipler aslında hiçbir şeydir ama her yerdedir. Değer bilmez ve hoyrattır. Kolay insan harcar. Devrim yıllarında ve devrimci ortamlarda gerçek düşüncelerini asla belli etmez. Merkezden yana radikal tutumlar takınır. Farklı görüş düşünce ve eğilimleri merkez adına anında bastırır. Emek hızsızı ortayolcular, yer kapmak ya da yer açmak için dedikoduyu, yapı içi sorun ve çelişkileri argüman olarak kullanır.
Manevi ve ahlaki nitelikleri son derece zayıftır. Devrimci duygu, sevgi, bağlılık adanmışlık gibi değerler taşımaz. Çağdışı ve bayağı bulur. Korkunç pragmatisttir. Bu özelliğiyle demokrasi mücadelesinin manevi içeriğini sürekli örseler.
Siyasal evrende her yerdedir. Aniden karşınıza çıkar. Değerler üzerinden değil, sahte biat, kafakol, ahbap çavuş ilişkileri üzerinden bünyeye yerleşir. Politik bilinçleri, dünya görüşleri, sosyalizme inançları yoktur. Bu nedenle demokratik devrim ve değişim için çaba sarfetmez.
Demokratik birlik tolere eder… Ama…
Demokratik parti/birlik, demokratik ulus gibi kapsayıcı yapılar bu eğilimleri tolore edebilir. Bünyesine alabilir. Bunlar farklı birey ve kesimlerden, farklı inanç gruplarından oluşan birleşik bir bünyelerdir. Doğal olarak değişim ve demokrasiden yana olan herkes ve her kesimi kapsar. İşçi de köylü de kentli de işsiz de işveren de orta sınıf ta, ortayolcusu da, kararlı olan da olmayan da yer alabilir.
Sorun yok!
Ancak bu yapısına karşın, bünyesinde emek hırsızlarına, otsu inançsızlara, fırsatçı dalkavukçulara yer vermez. Emek vermeyen gözünü sadece iktidara diken, bundan nemalanmak isteyene “buyur” demez. Bunun için dedikodu yapana, çekiştirene, yapı içinde gericiliği, bağnazlığı, sosyal ve ahlaki bozulmayı dayatanlara “zemin” açmaz. Olanak tanımaz. Vekil olmak, Belediye Başkanı seçilmek için çırpındığı ayan beyan belli olan fırsatçıları omuzlamaz!
Ortayolculuk saptırır!

Neden? Çünkü yer almak doğaldır. Demokratik teamüle uyuldukça iyi bir şeydir. Ancak bunların bir çizgi etkin politik güç haline gelmesi çok daha farklı bir şeydir. Bir sapmadır. Siyasal dejenerasyondur. Farklı aidiyetler oluşturmak ve bu aidiyetler üzerinden demokratik çözüm ve değişim sürecini tersine çevirmektir.
Aslında süreci tersine çevirme, demokratik değişim çabasını iktidar bünyesine çekerek politik doğrultuyu melezleştirme çabaları var!
Biraz çevrenize bakın, ortama kulak kabartın, bireylerin geliştirdiği ilişkileri gözlemleyin; göreceksiniz!
