Dersim’de partilerin ittifak arayışları sürüyor. Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Emek ve Özgürlük Cephesi (EÖC) Grand Şaroğlu otelin terasında bir toplantı düzenleyerek yerel seçimde birlikte hareket edeceklerini deklare ettiler.
Halka açık toplantıda, “ortak protokol, ortak programla” hareket etme ‘eğilimi’ ortaya çıktığını vurgulayan SMF adına konuşan Erdal Ataş, “yaklaşık bir yıldır” çeşitli görüşmelerin devam ettiğini, ancak gerek 6 Şubat depremi, seçimler ve HDP’nin partisel sorunları (DEM’e dönüşmesinden ötürü, kongre yapılması) nedeniyle sürecin uzadığını vurguladı.
EMEP adına Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, daha çok politik mesajlar içeren konuşmasında “halkın yönetime katıldığı, söz söylediği bir belediye kurmak” hedeflerine vurgu yaptı ve ittifakın daha çok “sendikalar, minibüsçüler, kooperatifler, meslek odaları, inanç kurumları, sanatçılar, şairler”le yapılmasının önemini vurguladı.
Anlaşıldığı kadarıyla HDP/DEM Partiyle bir yıl öncesinden başlayan bir görüşme trafiği var. Ancak bu konuda somutlaşmış herhangi bir politika yok. DEM Parti ise, 12 Ocak tarihinde Dersim’de kendi adaylarıyla seçimlere gireceklerini açıkladı. Adayları da ön seçimle belirleyeceklerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Dersim Merkez’de ittifak kurulmasına karşı çıkan DEM Parti (Meclis Üyelikleri hariç) İlçelerde her türlü ittifaka açık bir politika izliyor.
Diğer illerde, -özellikle büyük şehirlerde- CHP ile yerel ve genel seçim ittifakı kurulurken/kurulmaya çalışılırken Dersim’de CHP’nin neden “dışlandığını” anlamak güç. Buradaki adaylar diğer bölgelerdeki adaylardan daha mı kötü veya gerici? İhtiyaç mı duyulmuyor? Üstelik yerel sorunların çözümünde kaynak da temin edebilir. “Sol ittifak olursa CHP’ye gerek yok, zaten yeterince var” mantığı…
CHP’de Ali Mustafa Çelik, bağımsız olarak Avukat ve Eski CHP milletvekili Hüseyin Aygün aday. AK Partide henüz netleşmeyen adayıyla yerel seçimlerde yarışacak.

Neden “İstihkaklar”?
Çünkü görünen o ki, ittifak arayışlarında “sen”, “ben” yarışı yapılıyor:
“Benim bu kadar üyem var, en az bir belediye başkan yardımcılığı, üç de ilçe başkanlığı isterim.”
“Daha önce başkanlık sendeydi, bu kez bende olsun!”
“Şu ilçede sen ol, bu ilçede ben!”
“Belediye başkanı ve yardımcıları şu partiden oluşsun, meclis üyelikleri eşit dağıtılsın!”
“Merkezde başkanlığı kimse ile paylaşmam, meclisi, ilçeleri tartışabiliriz!”
Veya ittifak kuracağı partilere;
“Şu aday olmasın, onu bizimkiler kabul etmez!”
“Şu geçmişte, şu partinin üyesiydi, olmaz! Tepki çeker!”
“Şunun aşireti mi var, kimse oy vermez!”
Görüşmelerin bir bölümü de “görüntü” verme amaçlı yapılıyor;
“Biz kaç kez gittik, görüştük ama anlaşamadık!” İyi de kardeşim, görüştün, tamam! Peki ne taleplerle gittin? Bir kurumla, partiyle, kişiyle görüşme niçin yapılır? Uzlaşı için! Sen uzlaşılabilecek taleplerle mi, yoksa kendi isteklerini dayatmak için mi gittin? Oradan uzlaşı çıkar mı?
Zaten görüşmeler; kentin sorunlarını çözecek bir program üzerine yürütülmediği, “istihkak” üzeri yürütüldüğü zaman, uzlaşı olmaz!
Kısacası; ittifak arayışlarının altında sorunların nasıl çözüleceğine ilişkin bir program tartışması yok, istihkak tartışması var. Şu aşamalarda “kim nerede, hangi mevkide” istihkak sahibi olacak onun tartışmaları yürütülüyor…
Kimse kusura bakmasın, ne yazık ki düzey bu! Politik ve istihkak hesapları…

Yerel ittifaklara yaklaşım
Yerel ittifakla, siyasal ittifakların karıştırılması veya aynılaştırılması görünen en önemli hatadır. Siyasal ittifaklarda kısa süreli politik fayda gözetilir. Örneğin, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi. Yerel ittifaklarda gözetilmesi gereken uzun süreli paradigmalardır. Bu, “toplumcu”, “demokratik ekolojik toplum” veya “öz yönetim modeli” olarak tanımlanabilir. Yerel yönetim ittifakı, alan demokrasisini, yerel demokrasiyi geliştirebilecek toplumsal dinamikleri buluşturabilecek öz yönetimler biçiminde açığa çıkarabilecek iradelere gerek duyar.
Bu nedenle ittifak isteklerinin sorun ve çözüm analizinden ziyade, yönetme arzusundan oluşması ciddi çözümsüzlük doğurur.
Partiler, siyasi kurumlar arasında yer alır. Parlamento da politik bir arenadır ve hükümet, siyasi bir yapıyı temsil eder. Ancak, yerel yönetimler ve belediyeler sadece bir yerel kurum değil, aynı zamanda bir toplumsal alandır. Bu alan, demokratik ilkeleri içinde barındırır ve demokratik toplumun inşası için önemli bir zemin oluşturur. Yerel yönetimler, katılımcılığı teşvik ederek, vatandaşların aktif katılımını sağlayarak demokratik süreçlere değer katarlar. Bu nedenle, yerel yönetimleri sadece siyasi bir arenadan ziyade demokratik bir alan olarak görmek gerekir. Bu, toplumun daha geniş katılımını ve demokratik değerlerin güçlenmesini destekler.
Yereldeki partiler, örgütler ve bireyler, demokratik yaklaşım benimseyerek ittifak oluşturma sürecine dikkatlice yaklaşmalıdır.
Bu da açık iletişim, ortak değerler ve hedefler, katılımcılık ve çeşitlilik, esneklik ve uyum yeteneğiyle olur. Karşılıklı saygı ve güven, toplumsal ihtiyaçları gözetme ve sürdürülebilirlik gibi faktörlerin dikkate alınmasıyla mümkündür.

Burada Türkiye sol cenahı şunu söylüyor, benim güçlü olduğum yerde kimseyi dinlemem. Aslında genel siyaseti de bu. Eğer DEM parti yerine kendilerinin tabanı olsaydı emin olun bu partiyle görüşmeleri bile yapmazlardı. O yüzden DEM parti kendi adayı ve tavrıyla girmeli. Küçük olsun benim olsun ya da Türkiyeyi sadece örgütlü oldukları yerden ibaret sayan bu kafa ile yol gidilmez. Kaldıki Dersim de örgütlü olmalarına Dersimin politik gerçekliğinden kaynaklanıyor…