Günümüzün popüler eğlence mekanları ışıltılı diskolar ve şık barlar olsa da Türkiye’nin sosyal dokusuna derinlemesine işlemiş özel bir mekan türü var: Pavyonlar. Türkiye’nin hemen her şehrinde karşılaşılan bu mekanlar, yıllardır aynı amaca hizmet ediyor.
Son yıllarda “bar”, “gece kulübü”, “casino” veya “disco” gibi isimler alsa da pavyon kavramı Türkiye’de kökleşmiş bir eğlence mekânı kültürünü ifade eder. Kelime kökeni, 13. yüzyıla kadar gider. “Paviloun” Fransızca kökenli bir kelimedir ve “büyük çadır; kelebek” anlamına gelir. Zamanla Türkçeye “içkili gece kulübü” olarak uyarlanmıştır.
Pavyonlar: “Mutsuz Erkekler”in Mekanları
Pavyonlar çoğu zaman, toplumun dışına itilmiş veya toplumun dışına çıkmış bireylerin sığındığı limanlardır. Pavyonların loş ışıkları birçok şeyi gizlediği gibi birçok şeyi de açıklığa kavuşturur. Ağlamanın, hüzünlenmenin, kızmanın, kavganın, küfrün, isyanın, gülmenin, özlemin, sevginin becerikli diller ve cilvelerle hizmete sunulduğu yerler… Orada paran varsa her şeyi satın alabilirsin; istediğin kadar hüzün, istediğin kadar keder, istediğin kadar eğlence, istediğin kadar güzel söz…
Ama sadece bir günlük… Kişi ertesi gün hayata daha önce başladığı yerin gerisinden başlaması gerekir.
Oralarda hiçbir şey çözülmez, ileriye gitmez. Oralarda hayatın yıkıntılarına gidilir; yitip giden umutlara ve harcanan zamanlara…
Bazı insanlar oralara mutsuzluğunu gidermeye gider; pavyonlar onların “rehabilitasyon” mekanlarıdır! Bazıları küçük servetini hiç etmeye; “çatır çatır” ürettiği mahsulün parasını yemeye… Bazıları, “hayat geldi geçti, bir şey yapamadım” telaşıyla küçük emekli maaşlarını yeni bulduğu (!) kadına yedirmeye…
Ah babacık!

Dersim’de Pavyonlar ve Bölgesel Farklılıklar
Pavyonlar; yedirenler ve yiyenlerin mekanları! Kaçışların mekanları… Kaçışların, maddi ve manevi çöküşlerin mekanları…
Hayatımda hiç pavyona gitmedim. Dersim’de -mahpus sonrası- bir dönem Tepebaşı Otelinde kalıyordum. Kaldığım odanın sağında solundaki odalarda “birahanelerde çalışan kadınlar” (konsomatrisler) kalıyordu. Akşam saat 01-02 gibi ağzında küfürlerle gelirlerdi. Bağırtılar, çağırtılar, naralar, ağlamalar…
“…. koyduğumun çocuğu seksen altı voll içtim ulan, ib… yetmez mi?”
Sabahları saat 10-11 gibi öksürükle ve yine küfürlerle kalkarlardı; en okkalı küfürleri onlar ediyordu.
“Voll” de nedir dedim, orada çalışan Hüseyin’e?
“Elma suyu” dedi, “konsomatristeler bira veya viski yerine elma suyu içiyor”.
“Kadın seksen altı bardak elma suyu mu içmiş?”
“Ne seksen altı ne yüz altı… Kadın adamın karşısına oturursa içtiği her elma suyundan normal içkinin iki katı fiyat yazılıyor” dedi.
“Kimler gidiyor” dedim.
“Kimler gitmiyor ki” diye yanıt verdi.
Merak ettim. Biraz araştırdım, inceledim, gidenlerle ve çalışanlarla sohbet ettim. “Bir belgesel yapılabilir” dedim.
O günlerde Dersim’de kadınların çalıştığı birahaneler sorun olmaya başlamıştı. Yürüyüşler, protestolar yapıldı. Siyasi bir mesele haline dönüştü. Bazıları kapandı, bazıları kapatıldı. Bir de ilginç adları vardı buraların…

Dersim’de, eski otobüsçüler, zenginler kazandığı paraların çoğunu Ankara pavyonlarında yerlermiş…
Ankara pavyon konusunda Türkiye’de önde gelen şehirdir.
Az otobüs yememiştir.
Bir dönem ilgimi çekti, sosyologlarla psikologlarla konuştum, sonra unuttum… Kaldı!
Sonradan “birahaneler” (Dersim’deki adı birahane) azaldı. Biraz Pertek’e sonra da Elazığ Hozat Garajı’na yayıldı. Hozat Garajı’nda eksi kafeler, lokantalar, kadınların çalıştığı birahanelere dönüştürülmüş durumda. En çok sürü sahipleri, emekliler, Elazığ gagoşları, tıfıl müteahhitler, racon kesmeye çalışan “bıçkın” delikanlıların mekanları olmuş durumda…
Ege Pavyonları; Zeytin Bahçeleri!
Son yıllarda Ege’ye sık sık geliyorum ve kalıyorum. Dikkatimi çeken şey, illerin, kasabaların hatta büyük köylerin yakınlarında bolca pavyonların olması…
Sonbaharda açılıp baharda kapanan pavyonlar! İş zamanı iş! Oraya giden köylüler zeytini, sebzeyi satıyor, parayı pavyonlara yatırıyor!
Tarlayı satıyor, zeytinliği satıyor. Önümüzdeki yılın mahsulünü satıyor. Senet veriyor. Çoluğun çocuğun rızkını, emeğini pavyonun loş ışıkları altında yağları yandan sarkmış, ucuz makyajlı; dokunmadan edemediği, ondan da ileri gidemediği kadınlara yediriyor…
Pavyonlarda değişmeyen iki şey var; tüketilmeye hazır para ve yemek üzere olan kadınlar (pavyon sahipleri)!
Eskiden pavyonlar daha çok “nezaket”, “mertlik” ve “delikanlılık” kavramlarıyla anılırken, bugün daha ticari ve yüzeysel bir kimlik kazanmıştır. Pavyon müdavimleri toplumun her kesiminden olabilir; ancak yalnızlık, mutsuzluk ve geçmişle yüzleşme isteği hepsinde ortaktır.

Pavyonlarda Çalışan Kadınlar: Konsomatrisler
Pavyonların olmazsa olmazı konsomatrislerdir.
Kapıdan giren insanı hemen tanıyan, tartan, biçen, kimlik veren!
Psikolog ve filozof kadınlar; acının ve mutluluğun ustaları! “Her derde deva” kadınlar!
Her birinin hikayesi kendi başına roman.
Kederli, yalnız, dışlanmış, şiddet görmüş, ihanet edilmiş…
Bazıları okumuş, bazıları zengin ailesi tarafından terk edilmiş…
Hikayeleri farklı yerlerde başlayıp aynı yere çıkan o kadınlar…
Maddi sömürü ve şiddet altında ezilirken en okkalı küfrü onlar ederler…
Kederi terkilerinde gittikleri yere taşıyan kadınlar…
Toplumsal Aynadaki Yansıma
Pavyonlar, toplumun karanlık yüzünü yansıtan bir aynadır. Yalnızlık, yoksulluk, eşitsizlik ve şiddet gibi konular bu mekanların varlığının temel nedenleridir. Bu sorunları çözmek için bireysel ve toplumsal çabaların bir araya gelmesi gerekmektedir. Pavyonların geleceği belirsiz olabilir, ancak özellikle insanın yalnızlık ve kaçış ihtiyacı sürdüğü müddetçe bu mekanlar da var olmaya devam edecektir.

Kadınların maddi manevi arayış içinde oldukları ortam.