Solcu tanımı, Fransız devrimi ve akabinde kurulan meclisteki oturma düzeni ile beraber insanlık hayatına girmiştir. Daha sonra, Avrupa’da ortaya çıkan kapitalist modern üretim ilişkileri insanlık tarihinde yeni sınıfları ortaya çıkartmış ve bu kesimler arasındaki “çatışmalı ilişki” solculuk fikriyatına yeni şeyler katmış ve bunun üzerinden farklı siyasal hareketler ortaya çıkmıştır. Doğu toplumlarına ise kapitalizm geç gelmiş ve bu yüzden modern ekonomik ilişkilerin yarattığı yeni toplum daha geç, yavaş ve güdük olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’de ortaya çıkan solculuk ise evrensel sol hareketlere pek benzemeyen bir sol olduğunu da bu noktada belirtmek gerekmektedir.
★★★
Alevi toplumu yaşadığı dini-siyasal baskılardan dolayı genelde “kuş uçmaz, kervan geçmez” yerlere çekilmişlerdir. Dolayısıyla, ekonomik-sosyal konumlarını tahayyül etmek zor olmasa gerek. Bu durumda: Kapitalist üretim ilişkilerinin daha yok denecek kadar az olduğu, ticaretin gelişmediği, üstüne bilinçli olarak engellendiği, başta Dersim olmak üzere Alevi yerleşkelerinde nasıl olurda sol “taban bulmuştur?” Daha fabrika görmemiş, şehirli olmayan Alevi gençleri nasıl “anti kapitalist” oldu? Oysa ki solculuk, kapitalistler(burjuvazi) ve üretici güçler ( işçiler) arasındaki çatışmadan doğmuştur… Öyleyse bu garabet durum nasıl izah edilir? Aleviler yüzyıllar boyunca Müslümanların (isteyen Sünni diye okuyabilir) baskısı altında kalmış ve hep “öteki” olarak İslami yönetimlerce tanımlanmıştır. İşte bu sebepten dolayı, başta ticaret olmak üzere, siyasi ve askeri alana mümkün mertebe sokulmamış, “yarı kapalı devre” bir hayatı sürmüştür.
★★★
Osmanlı devleti sürekli olarak Alevi toplumunu katliama tabii tutmuş ve de asimile etmiştir. Daha sonraları ise kapitalizmin geliştirdiği teknolojiyi de kullanarak Alevilerin yaşam alanlarını daha da daraltmıştır.
l. Dünya savaşında yenilen Osmanlı ortadan kalkmış, yerini ise T.C devleti almıştır. Bu değişiklik, Alevilere karşı eski siyasi bakış açısını değiştirmemiş aksine baskı dozajı katlanarak devam etmiştir. Bu anlamda devlet politikasın da bir devamlılık söz konusu olduğu görülmektedir. Yeni kurulan T.C, Osmanlıdan farklı olarak ideolojisine İslamın (Sunni Hanefi) yanında Türklüğü de monte etmiştir. Böylece, Alevi toplumu üzerindeki baskıya birde inkar ve yok saymayı eklemiştir. Üstüne, batıdan ihraç edilen kapitalizm ve onun nimetlerini (teknoloji ve modern ilişkiler) kullanarak Alevi toplumunu daha fazla asimile etme imkanına kavuşmuştur.
Tarihsel olarak insanlık için büyük bir sıçrama olan kapitalizm, içine kapanık, yarı kapalı devre yaşayan Alevi toplumu için bu anlamda pekte olumlu olmamıştır.
Yarı kapalı Alevi toplumu, dinsel ve etnik olarak T.C`den baskı görüp dışlanırken diğer yandan sermaye yoğunlaşmasını (kapitalin) ellerine geçmesi-oluşması mümkün mertebe engellenmiştir. Alevi toplumu, tamda bu yüzden kapitalizmin getirdiği sosyal-siyasal sisteme dengeli olarak uyum sağlayamamıştır. Daha doğrusu bu durum engellenmiştir.
★★★
Türkiye`de 1950’li yılların başında kapitalizm atağa kalkmış, neticesinde kırsal alanda yaşayan bir çok Alevi şehirlere göç etmiştir. İşte bu şehirlere göçen kitle başta olmak üzere, Alevilerin geneli kapitalizmin sosyal-ekonomik nimetlerinden faydalanmak istemiş, tam da bu yüzden devlet bürokrasisinde kısmi reformlar yapmak isteyen kapitalist DP`ye ekseriyetle oy vermiştir.
Dünya sol hareketi ise aynı dönemde yani 2. Dünya savaşından sonra bir hayli gelişmiştir. Bu gelişme Türkiye’yi de etkilemiş, sol ise göreceli olarak yoğunluk kazanmıştır…
Böylece, “baskıcı devlete” muhalefet eden solcular, hem dinsel hemde etnik baskı gören, kendini ifade edemeyen ve de üstüne engellenen Alevi toplumunun (genellikle genç kesime) önemli bir kısmına sempatik gelmiş, buluşma sağlanmış ve Aleviler böylece solcular üzerinden siyasi ortama girme imkanı elde etmiştir. Böylelikle solcular için, ezilen Alevi toplumu, potansiyel taban olmuştur. Kuşkusuz, bunda solcuların “her melanetin sorumluluğunu kapitalizme fatura etme” zihniyetinin de etkili olduğunu belirtmek gerekmektedir. Başka bir deyişle, hatırı sayılır bir kısım Alevi genç için, kapitalizm “tek dişi kalmış bir canavar” görüntüsündedir. Oysaki, kapitalizm etnik ve dinsel kimlikleri yok saymamaktadır. Aksine Alevi toplumunun en büyük sorunu; din ve vicdan hürriyetine zerre saygısı olmayan, tarihsel islam kültürü ile yoğrulmuş devlet ideolojisi olanTürklük zihniyetidir. Yeri gelmişken, Türk solculuğunun her olumsuzluğu kapitalizme atan mantığının kaba bir manipülasyon olduğunu da belirtmem gerekiyor. İronik olarak, manipüle edilen bu Alevi gençler, kısa bir süre sonra Alevi inancına ”gericilik” diye saldırıp, düşmanlık yapacak ve yine bu toplumun başına bela olacaklardır. İşin başka bir yönüde, sol üzerinden siyaseten kendisini ifade eden Aleviler, aynı zamanda Türk siyaset sistemine enteğre de (asimile diye okunması lazım) olmuşlardır. Böylece, bir devlet projesi olan ”Türk yaratma” siyaseti sol hareketler üzerinden yürümüş ve sonucunda bir kısım Alevi Türklüğe asimile edilmiştir. Bu noktada, devletten çok solcuların Alevileri asimile ettiği iddiası abartı olmayacaktır.
Basit bir anlatımla, batıda ortaya çıkan kapitalizm ve onun getirdiği olumsuzluklara karşı bir tepki hareketi olan solculuk, bizde islam ve Türkçülüğün baskısı altında olan Alevi toplumunun kendini ifade edebilme aracı olmuştur. Aynı durum, Lazlar başta olmak üzere, Karadenizde asimile edilmiş ama yine de bir türlü “Türklüğe” tam olarak uyum sağlayamamış kesimler ve Nusayriler üzerinde de rahatlıkla görülmektedir.
★★★
Aslında, Alevilerin solculuğunu daha açık izah edecek olursak; tarihsel olarak müslüman-Türklere karşı “yenilgiyi kabul etmiş” Alevi toplumunun çaresizliğini anlatır. Bu anlamda tarihsel yenilginin yani “iktidarsızlığın” ve ironik olarak tutunmaya çalışmanın sığınağıdır solculuk.
Şu an içinden geçtiğimiz zaman dilimi dahilinde normal şartlarda kapitalizmin yarattığı nimetlerden yararlanmak ve modern dünya ile entegre iliskiler kurmak isteyen Alevi toplumu, Türk ve İslam’ın baskısından dolayı, garip, millici Türk solu ve Türk ulusalcılığının esiri olmuş bulunmaktadır. Yada farklı bir ifade ile; bu iki kesimin elinde rehin durumdadır…
