Ortadoğu halkları 13 Haziran 2025 tarihinde yeni bir savaşa tanıklık etti. Yeni savaş taktikleri, yeni stratejiler… Bir anlamda emperyal ve bölge güçleri birbirini sınadılar; güçlerini ölçtüler. Bir önceki yazımızda bunu “Sınırlı Sorumlu Savaş Oyunları” diye anlatmaya çalışmıştık.
İsrail’le İran ve sonradan dahil olan ABD arasındaki savaş ABD’nin müdahalesiyle ateşkes sürecine girdi. Her iki ülke de zafer ilan etti; Pirus Zaferi!
Halklar bölgesel ve süper güçler arasındaki kapışmayı izledi. Her iki ülke de -İran ve İsrail- yenilgilerini ‘zafer’ diye halkına satmaya kalksın, Kürtlerin, tarafsızlık stratejisi kazandıran bir hamle olarak yerini aldı.

Sorunlar çözüldü mü, hayır! Beklemeye alındı. Bir çözüm olası mı? Bu da İran’ın teslim olup olmamasıyla bağlantılı.
Daha önceki yazılarda da belirttiğimiz gibi, emperyal güçlerin dertleri ne İran rejimi ne de orada yaşayan Kürtlerdir. Oyun kurucular bu sorunları dert etmiyor. Yani İran halkının molla rejimi altında ezilmesi, her gün birkaç tanesinin sokaklarda vinçlerle asılması veya kadınların başını açamaması onların sorunu değil. Kürtlere devlet kurmak gibi bir dertleri de yok!
Dertleri, öncelikle İsrail’in güvenliğini sağlamaktır; çünkü İsrail demek ABD demektir. İkincisi, ekonomik; enerji ve petrol yataklarının kontrolüdür. Üçüncüsü, jeopolitik nedenler; Asya’ya açılma, Rusya’yı zayıflatma ve Çine karşı set oluşturmadır.
Yani bu savaş bölge halklarının savaşı değil…

Kürtler: Tarihi bir tercihin eşiğinde
Ancak bu savaş Kürtler arasında tartışma yarattı. Kimileri Kürtlerin İran’a karşı İsrail ve ABD cephesinde yer alarak savaşa dahil olmasını istedi. Onlara göre bu “tarihi bir fırsat”tır. Bunu ‘değerlendirmek’ ve bir statü kazanmak mümkündür.
PJAK gibi etkili güçler ise, tarafsızlık stratejisi izledi. “Bu savaş bizim savaşımız değil” diyerek tarafsızlık ilan etti. ‘Sonu belirsiz’ bir savaşta taraf olmanın büyük risk taşıdığı görüşünde…
İran rejiminin “dış tehditler”i bahane ederek iç muhalefeti ezme geleneğini dikkate aldığımızda PJAK’ın “tarafsızlık politikası” İran’daki Kürtleri korumaya dönük stratejik bir hamle sayılabilir.
Tarafsızlık Stratejisi, sadece ahlaki bir duruş değildi, aynı zamanda önemli bir stratejik hamleydi. Bu duruş bugün Kürtlerin, İran ve diğer güçlerle müzakere yapma zeminini oldukça güçlendirdi. Yine halkların bir arada barış içinde yaşamasına; karşılı güvenin oluşmasına katkı sundu.
Kuşkusuz Kürtler, Ortadoğu’da yalnızca ateşin ortasında değil, aynı zamanda tarihi bir tercihin eşiğinde duruyor. Sabırlı ve hazırlıklı olmak, Kürtler açısından elzemdir.
Tarafsızlığın olası kazanımları ve riskler
Tabi tarafsızlık aynı zamanda riskler de taşıyor. Bu durum PJAK’ın siyasi ve askerî olarak zayıflamasına yeni radikal veya bağlantılı yapıların oluşmasına yer açabilir.
Savaşın sürmesi ve olası İran’ın bölünmesi durumunda -Kürtler aktif rol almazsa- yeni sınırlar ve statüler dışında kalabilir. Dahil olursa Kürtleri savaşın ortasına çekebilir.
Rojava deneyimi, bu stratejinin pratik bir başarısı olarak öne çıkıyor. Suriye’de Kürtler, Esad rejimine karşı doğrudan savaşmak yerine İŞİD’e karşı direnerek uluslararası meşruiyet kazandı. Demokratik toplum; kadın hakları, çoğulculuk ve yerel meclis sistemiyle özgün bir model oluşturdular. Rojava, İran’daki Kürtler açısından önemli bir deneyim ve model oluşturdu.
PJAK, sabırla halk tabanıyla güçlü bağ kurup Kürtler arası birliktelik sağlayarak tarihsel eşikten başarıyla geçebilir.
