7 yıldır haksız ve hukuksuz olarak cezaevinde tutulan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ın bir cezaevi ziyareti sonrası İBB’ye aday olabileceğini açıklaması siyasetin nabzını oldukça yükseltmişti. Başak Demirtaş’ın bu açıklamasının ardında, Selahattin Demirtaş’ın etkisi büyüktü elbette. Hatta doğrudan Selahattin Demirtaş’ın aldığı bir karar olduğunu söylemek daha doğru olur. Nitekim o tarihlerden bugüne bu yorum sıkça dile getirildi.

Bu gelişmenin ardından DEM Parti ilk olarak kendilerine de sürpriz olduğu yorumunu yaptı, bir süre sonra da İstanbul’da aday çıkarmaya karar verdiklerini duyurdular.
Haliyle kamuoyu bu kez DEM Parti’nin adayının kim olacağı konusuna odaklandı. İstanbul özelinde anketler yapıldı, tüm kamuoyu araştırmalarında Başak Demirtaş’ın ismi ilk sıradaydı. DEM Parti seçmeninin aday çıkarma beklentisinin yüksek olduğu söylendi.

Dolayısıyla gözler bu hafta DEM Parti’nin açıklayacağı adaya çevrilmişti. Parti içinde belli itirazlar olsa da bu ismin Başak Demirtaş olması bekleniyordu.

Ancak yine sürpriz bir gelişme oldu ve Başak Demirtaş kamuoyuyla paylaştığı yazılı bir açıklama ile adaylıktan çekildiğini duyurdu. Ardından da DEM Parti’den resmi bir açıklama geldi.
Her iki açıklamanın özetine baktığımızda bir “ortak görüş” vurgusu yapıldığını görmekteyiz.
Ancak şu sorunun yanıtı kamuoyuna henüz net olarak açıklanmış değil: Başak Demirtaş, aday olabileceğini açıkladığında “Başak Demirtaş bizim yoldaşımız, Siyaset yapacağı yer elbette DEM Parti’dir” diyen parti yönetimi, ne oldu da aday olmaması yönünde ortak bir karara vardı.
Aklıma nedense Selahattin Demirtaş’ın 14-28 Mayıs seçimleri sonrasında aktif siyaseti bırakırken bir röportaj vasıtasıyla kamuoyuna duyurduğu şu sözler geldi:
“Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmaları başlamadan önce ben Genel Merkezimize, Cumhurbaşkanı adayı olmaya hazır olduğumu ve seçimi ikinci tura bırakıp o aşamada demokratik hamlelerle daha fazla katkı sunabileceğimizi belirttim. Ayrıca, benim adaylığım partimizin de oy oranını artırabilir dedim. Aslında siyasi yasağım yoktu ama ola ki Yüksek Seçim Kurulu adaylığımı reddetse bile sonrasında çıkaracağımız adayın tabanımızın sahiplenmesinin daha kolay olacağını belirttim. Fakat bu önerim, herhangi bir gerekçe sunulmadan reddedildi. Gerekçesini halen bilmiyorum.”
Eski adıyla HDP, yeni adıyla DEM’in Selahattin Demirtaş’ın adaylığını hangi gerekçeyle daha sunulmadan reddettiğini öğrendiğimizde, Başak Demirtaş’ın adaylığına DEM MYK’sından neden onay çıkmadığını da anlamış olacağız sanırım.
Ancak DEM Parti kulislerini yokladığımda güçlü bir tonda dile getirilen önemli bir iddia var: Özellikle de Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Leyla Zana’nın 8 yıl sonra verdiği röportajın ardından Zana ve Kandil’e yakın olan DEM Parti içindeki bir klik, Başak Demirtaş’ın aday gösterilmemesinde etkili oldu. Demirtaş’ın adaylığına başından bu yana karşı çıkan da bu ekipti.
Peki Demirtaş’ın aday olmaması kime yarar derseniz, elbette bu işten CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nun avantajlı çıkacağı aşikar. Buna bağlı olarak AK Parti’de de işler epey zora girmiş durumda. Ancak tüm bu denklemleri Yeniden Refah Partisi’nin hala ikna edilebilecek noktada olduğunu göz önünde bulundurarak değerlendirmekte fayda var. Bu noktada asıl odaklanmamız gereken konu ise DEM parti seçmeninin tavrının ne olacağı. Bekleyip göreceğiz.
