Venezuela Devlet Başkanı Maduro, bundan kısa bir süre önce “emperyalist kuşatma ve çok taraflı saldırganlık”la karşı karşıya olduklarını söylemişti. Ardından Maduro, kontra bir operasyonla zincire vurulup götürüldü. Trump, “Onu burada, Amerika’da yargılayacağız; orayı da artık biz yöneteceğiz” dedi. Trump, Maduro’dan çok daha destek aldı. Dehşet verici bir durum bu. Tam bir vandallık. Birleşmiş Milletler, Uluslararası sözleşmeler, Ulusal dokunulmazlık, hükümranlık hakları, evrensel hukuk… Tüm bunlar çöp oldu! Dünya “çok kutuplu bir evriliş” yaşasa da hala ABD baskın güç.
***
Durum bize neyi anlatıyor? Anlaşılan o ki, Sömürgecilik siyaseti revize ediliyor. “Klasik sömürgecilik”, “Yarı” ya da “Yeni sömürgecilik” biçimlerinden çok daha farklı bir durumdur bu… Yatay yayılmacı sömürgeciliğin yerini “dikey sömürgecilik” alıyor: Nokta operasyonlarla beyni etkisizleştir; siyasal rejimleri değiştir, enerji ve altın gibi değerli kaynaklarına el koy, buradan beslenerek olası bir iç krizi engelle!
Bu mekaniğin özellikle Rusya, Çin, Japonya gibi alternatif merkezlerin ortaya çıktığı ancak henüz tam operasyonel olamadığı koşullarda gelişiyor oluşu tesadüf değil…
BİR: Amerika, Rusya, Çin gibi alternatif güçlerin operasyonel güç kazanmadan (küresel ölçekte güçlenmeden) yer kürede önemli kaynaklara el koyacak politik-ekonomik düzenekler yaratıyor.
İKİ: Meta + sermaye ihracı yoluyla kriz ihraç ederken (ki hala da ediyor) bugün ihtiyaç duyduğu altın ve enerji kaynaklarını doğrudan merkeze aktararak olası iç krizleri engelleme yoluna gidiyor.
ÜÇ: Daha geniş ölçekte dün, sözde siyasal bağımsızlığı olan yapılar öngörürken; bugün iki ucu açık rejimler yaratıyor. Ne iktidarı tam tasfiye ediyor ne de muhalefeti tam iktidar pozisyona getiriyor. Böylece iki yapıyı da kendine bağlamış oluyor.
***
Politik-askerî açıdan ise durum şudur: Hiçbir birey, ülke, devlet güvende değil. “Ulusal bağımsızlık”, “ulusal güvenlik”, “uluslararası hukuk” diye bir olgu artık yok. “Ulus devletler” bitti. “Ulusal sınırların, bayrakların hükmü” yok gibi. Küresel tekeller sınır tanımadan ilerliyor. Çok kutuplu dünya gerçeğine karşın baskın tek hegemonik güç var: ABD.
Dünya ulusları tedirgin. İran kaygılı bir bekleyiş içinde. Kolombiya ve daha birçok Latin ve Asya ülkesi de. İran gibi Ülkelerin anti demokratik otoriter baskıcı yapısı ABD’nin işini kolaylaştırıyor. ABD’de fırsatı kaçırmıyor; bu durumu kullanarak müdahaleler gerçekleştiriyor. Genel kanı, “Sıranın İran’a geldiği” yönünde. Kamuoyu çoktan koşullandı bile…
***
Dediğim gibi; Uluslararası sözleşmeler, hukuk, egemenlik hakları, sınırların dokunulmazlığı filan hepsi fasa fiso. Küresel güçleri özellikle de ABD’yi bağlayan bir hukuk yok! Şarkılar, şiirler, türküler “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” diyor ama çoktan oldu bile. “Çok kutuplu dünya” hikâye. Rusya, Çin, Japonya hatta İngiltere önemli direnç merkezleri ancak hiçbiri ABD’nin sahip olduğu kaynaklara sahip değil. Doktrinler, tahliller; uzun-yakın planlar filan hiçbiri işlemiyor. Dünya rezervleri tükendikçe “orman kanunu” daha çok işleyecek. Bu kesin. Kaynaklar tükendikçe vandallık artıyor. Adam kafasına eseni yapıyor. Bu merkeze göre dünyanın geri kalanının “egemenlik hakları” yok! İstediğini devirir istediğini iktidar yapar.
***
Bir de şu var: Halklar, uluslar tarihinin hiçbir döneminde bu kadar zayıf, alternatifsiz olmadı. ABD açık ara baskın güç. 2. Paylaşım savaşında Hitler bile bu kadar ileri gidemedi. Çünkü alternatifler vardı. Özellikle Sovyet direnişi karşısında geri çekildi ve çözüldü.
Bugün ABD’nin en büyük dayanağı toplumsal hareketlerin yokluğu; ideolojik kaos ve bozulmalardır. Toplumların “toplum olma” nitelik ve reflekslerini yitirmiş olmasıdır. Toplum ortak bir amaca odaklı hareket kabiliyetini yitirdiği an “toplum olma” özelliğini yitirerek sıradan kalabalıklara dönüşür. Küresel ölçekte ulusal istenç ve direnç te de ciddi kırılmalar var. Bundandır ki ABD olası alternatifleri ya da alternatif oluşumları daha ana rahminde iken söküp alıyor.
Dediğim gibi dünya kaynakları hızla tükeniyor. Kriz derinleştikçe küresel güç merkezleri kaynakların olduğu alanlara yöneliyor. Altın, petrol, su vs. Bu bir kriz. Küresel ölçekli bir buhran… Çin, Rusya gibi ülkelerin katılımıyla bu kriz daha da büyüyebilir. Kurt kanunu; güçlü olan güçsüz olanın elinden kapacak!
***
Kimse meseleye buradan bakmıyor. İnsan aklına da vicdanına da baskın bir pragmatizm hâkim. Herkes bir pay çıkarma, pay alma derdinde. Solcu kardeşlerimiz “Kahrolsun ABD” demekle yetiniyor. Bazı Kürtler de “keşke bizde de böyle bir şey olsa Amerika bizi bir beladan kurtarsa” diye düşünüyor. Özellikle Suriye ve İran meselesinde çok baskın bir duygu, bir istem bu… Hatta bir irade teslimi…
ABD müdahalesi hiçbir biçimde ve hiçbir gerekçeyle onaylanamaz. Devletlerin ya da ülkelerin yapısı ne olursa olsun. Rejim sorunu Ülkelerin ve Ülke içi dinamiklerin bir sorunudur. Muhatabı iç dinamikleridir. Meşru olan, evrensel hukuka uygun düşen bu dinamiklerin geliştirdiği ya da geliştireceği mücadelelerdir. Küresel güçler bunun tayin edicisi olamaz; olmamalıdır.
