‘Türkiye’nin Ermeni Coğrafyası’

featured

-Peder Sukyas Eprigyan’ın kitabı çok sınırlı bir çevrede bilinen bir çalışmaydı.

Zannediyorum belli bir harfe kadar gelmişti ve devamı yoktu. Bu çalışmanın önemi nedir?

Ermenilerin 1915’te trajik bir şekilde kapanan ‘Altın Çağı’nın bir tür kuğu şarkısıdır Eprigyan Sözlüğü. 20. yüzyılın eşiğinde birçok sıkıntılara rağmen hala iyimserlikle dolu olan bir dünyanın coğrafi ve sosyolojik envanteridir. Kendi çağında bildiğim kadarıyla bir benzeri veya eşdeğeri yoktur. Tabii sonradan, o döneme dair, en ünlüsü Kevorkyan ve Pabuççiyan’ın anıtsal eseri olmak üzere onlarca envanter çalışması yapıldı. Bunların hepsi 1915’in kara gölgesini taşıyan eserlerdir. Hepsine dehşetli bir ağıt havası ve – soykırım inkarına duyulan haklı tepkiden doğan – bir polemik hırsı hakimdir. Eprigyan’da bunlar yok. Yaşayan, sıkıntıları ve umutları olan bir dünyayı anlatıyor.

Doğrusunu isterseniz, Ermeni tarihini bir soykırım ağıtına indirgeyen bakış açısı beni artık yoruyor. O yüzden, 14 yıl önce ilk elime geçtiği günden beri bu sözlük beni heyecanlandırdı. 2011-12’de birkaç kişiyi bu kitabı çevirmeleri için teşvik ettim. Fakat gerek dil, gerek içerik açısından işin altından kalkmaya cesaret edecek kimseyi bulamadım. Sonunda iş başa düştü. Giderayak bu görevi bizzat üstlenmem gerektiğini düşündüm.

-Ne tür kaynaklara başvurmuş Eprigyan?

Eprigyan Sözlüğü bir derleme çalışmasıdır. Kendisi sanıyorum Türkiye’de hiç bulunmamış, 19. yüzyıl zarfında Ermeni aydınlarının “vatanı keşfetme” heyecanının ürünü olan yayınlardan istifade etmiş. Bunların başlangıcı, kendisi gibi bir Mxitaryan rahibi olan Ğugas İnciciyan’ın 1806 ve 1822’de yayınlanmış iki başyapıtı, Dünyanın Dört Bucağının Coğrafyası ve Eski Ermenistan Epigrafisi’dir. Sonra İstanbul’daki Merkezi Milli İdare’nin 1874’te yayınladığı istatistikler, yine Mxitaryan rahiplerinden Nerses Sarkisyan’ın gezi ve epigrafi notları, Karekin Srvantsdiants’ın Toros Ağpar adlı seyahatnamesi, Manuel Miraxoryan’ın 1884-86’da çıkan üç ciltlik seyahatnamesi, Ğevont Alişan’ın 1880-90’larda çıkan ŞiragAyrarad ve Sisvan adlı bölgesel çalışmaları gelir. Ticaret ve sanayi bilgileri için Fransız yazar Vital Cuinet’nin 1890’larda yayınlanan altı ciltlik La Turquie d’Asie başlıklı istatistik derlemesine başvurmuş. Yanısıra zamanın gazete ve dergilerinde çıkan makalelerden de bolca yararlanmış.

-Siz bu kaynaklara nasıl ulaştınız? Zor olmadı mı?

İnternet çağında kaynaklara ulaşmak çok zor değil. Karadağ’ın bir köyünde oturup dünyanın bütün kütüphanelerine girip çıkabiliyorsunuz. Çalışmaya başladığım günden itibaren Eprigyan metnini kaynaklarıyla karşılaştırarak okumaya özen gösterdim. Çünkü bazen aktarımda yazım ve yorum hataları olabiliyor, ya da orijinal metindeki bağlamı bilmeyince söylenen sözü anlamak zorlaşabiliyor. Ne bileyim, Miraxoryan o mezarlık köyün çeyrek saat batısındadır demiş, Eprigyan çeyrek saat doğusunda diye aktarmış. Eski tarihçilerin metinlerindeki bir referansı anlamak için ana kaynağa başvurmak gerekebiliyor. Neyin kesin bilgi, neyin yorum ve tahmin olduğunu anlamak için iğneyle epey kuyu kazmak zorunda kalınabiliyor. O yüzden, 19. yüzyıla ait doğrudan kaynakların yanısıra, metinlerde sık sık anılan Xorenatsi veya Tovma Ardzruni veya Tovma Medzopetsi gibi eski tarihçilerin metinlerini de evire çevire neredeyse ezberleme noktasına geldim.

Oldukça antika bir Osmanlı Ermenicesiyle yazmış Eprigyan. Aktardığı kaynaklar da 19. yüzyıl başından sonuna kadar çeşitli üslupları temsil ediyor. Yıllar önce ilk tanıştığımda bir miktar zorlamıştı beni bu dil. Sonra yavaş yavaş açıldım, alıştım. Ne de olsa serde Mxitaryan eğitimi var. İlkokulu Mxitaryan’da okudum ben, küçükken öğrendiğin her şey bir şekilde aklında kalıyor. Eski tarihçilerin krapar pasajlarında daha büyük zorluk çektim. Çünkü 1982’de Columbia’da Profesör Nina Garsoian’dan aldığım birkaç haftalık krapar dersi dışında eski dili bilmiyorum. Ama şükür, onların da çoğunun İngilizce, Almanca, Fransızca çevirileri var, çok mesele olmadı.

Bir şey daha ilave edeyim. Osmanlı yazı diline aşina olmak da çok faydalı oldu. Türkçe kelime hemen hiç kullanmıyor Eprigyan. Ama kavramları, deyimleri, düşünce kalıpları 19. yüzyıl sonunun Osmanlı kültüründen tanıdığımız şeyler. O yüzden çeviride de yer yer ister istemez biraz küflü eski Türkçe kelimeleri tercih etmekten kendimi alamadım. Denilenleri daha iyi yansıttığını düşündüm.

-Siz çevirmekle kalmadınız, kaldığı yerden devam ettirdiniz ve notladınız. Nasıl bir çalışma yürüttünüz?

Eprigyan’ın eseri Ermeni alfabesinin 15ci harfi olan G’nin sonlarına doğru kesilmiş. Takriben 2200 sayfa olması gereken çalışmanın ancak 1300 küsur sayfası yayınlanabilmiş.

Çeviriyi bitirdikten sonra düşündüm. Ermenice metinde alfabetik sıralamanın bir mantığı var. Türkçeye çevirince anlamsız bir durum çıkıyor ortaya. P harfi var, K harfi var, Z harfi var ama mesela B yok, M yok, S yok. Böyle bir şeye benzemedi diye düşündüm, Eprigyan’ın standart kaynaklarına gidip onların yazdıklarını aktarmaya karar verdim. Bunları da olduğu gibi İnciciyan’dan, Miraxoryan’dan, Srvantsdiants’tan, Alişan’dan sayfa belirterek tercüme ettim. Kendim bir şey eklemedim. Daha doğrusu benim eklediğim açıklayıcı notları ayrı font ve puntoyla dizmeye özen gösterdim. Benim notlarımı ayrı renk mürekkeple basalım istedim, fakat yayınevim fazla maliyetli olacağı için ona yanaşmadı. Gene de sözlükte neyin çeviri, neyin bana ait telif olduğu gayet net bir şekilde vurgulanmıştır.

“Türkiye’nin Ermeni Coğrafyası* deniyor ancak bu yazıldığı dönem itibariyle Osmanlı’nın hatta ötesinin Ermeni coğrafyası. Zannediyorum bu haliyle sadece Ermeni okurlar için değil bölgeyi merak eden tüm okurlar için ilginç olacaktır.

Eprigyan Sözlüğü bütün Ermeni coğrafyasını kapsıyor. Hatta Rusya Ermenistanı hakkında daha zengin malzeme bulduğu için olacak, o kısımları biraz daha kapsamlı. Ben Türkçe çeviri eserde okurun Türkiye-dışı bölgelere yönelik ilgisinin ve bilgisinin çok sınırlı olacağı düşüncesinden hareketle, eserin sadece bugünkü TC sınırları içinde kalan maddelerini çevirmeye karar verdim. Yani çevirdiğim kitap alelumum Ermenistan Coğrafyası değil, Türkiye’nin Ermeni Coğrafyası’dır. Bunun dışında ya ilginç bulduğum ya da kitapta sözü edilen yerlerle doğrudan ilgili olduğu için Ermenistan Cumhuriyeti’nden on, İran’dan bir, Çerkes ülkesinden bir, bir de bonus olarak Habeşistan’dan bir madde ilave ettim. Mesela o tarihte Polonya’da, şimdi ise Ukrayna’da olan bir düzineden fazla Ermeni kasabasına ait maddeleri, şahsen çok ilginç bulduğum halde çevirmedim.

Elbette kitabı Türkçe’ye çevirmek, Ermeni okurdan çok Türkiyeli okura hitap etmek anlamına geliyor. İşin bu yönünü bilhassa önemsiyorum. Biliyorsunuz, Türkiyeli okur ülkenin sosyal tarihine ve insan coğrafyasına ilişkin muazzam bir cehaletten mustariptir. Eğitim sisteminden kaynaklanan koyu bir karanlık içindeler. Birçoğu bugün el yordamıyla, dedelerinen duyduklarını uç uca ekleyip bir şeyleri anlamaya çalışıyor. Kitabın öncelikle onlar için aydınlatıcı olacağını umuyorum. Öncelikli maksat tereciye tere satma misali Ermeni okura Ermeni tarihi anlatmak değil, Türk okura kendi ülkelerinin hiç bilmedikleri birkaç yönünü tanıtmak. Buna yoğun ihtiyaç var bugünün Türkiye’sinde.

Yanısıra ülkenin Ermeni geçmişini az ya da çok bilenlerin de bu çalışmadan yarar sağlayacakları kanısındayım. Çünkü gerek internette gerek matbu alanda Ermeni ulusal tarihine ilişkin yazılandarda da bugünkü Türkiye coğrafyasına ilişkin bilgiler epey eksik ve bazen yanlıştır. Ülkeyi adım adım gezmiş ve son 15 yıldır Yer Adları Sözlüğü vesilesiyle epey mikro-coğrafya bilgisi biriktirmiş biri olarak, onlara da uzun yıllar fayda sağlayacak bir referans kaynağı sunabildiğimi sanıyorum.

-Bir de sunuşta zorunu bir açıklamanız var, onu da belki burada zikretmek istersiniz.

‘Türkiye’nin Ermeni Coğrafyası’ şüphesiz provokatif bir başlık. Türkiye’nin mutat klişeleri ile yetişmiş olan pek çok kişinin tüylerini diken diken edecektir. Gelecek olası tepkileri düşünerek küçük bir açıklama ekleme gereği duydum. Şöyle dedim:

“‘Ermenistan’ (Hayasdan) deyimi, çevirdiğimiz eserlerde Ermenilerin tarihi yurdu anlamında kullanılmıştır. Çevirmenin ve yayınevinin, bu yerlerin bugünkü siyasi aidiyetine ilişkin bir iddiası yoktur. Bilindiği üzere ‘Roma İmparatorluğu’ veya ‘Prusya’ veya ‘Endülüs’ gibi tarihi isimler, bugünkü siyasi ve toplumsal gerçeklerden bağımsız olarak serbestçe kullanılır. Çevirdiğimiz yazarlar şayet farklı bir siyasi tahayyüle veya emellere sahip iseler, bunu bir çağın ve bir zümrenin fikir dünyasının ifadesi olarak değerlendirmek ve bizzat Türkiye’nin siyasi tarihine nasıl bir ışık tuttuğunu takdir etmek gerekir.”

Aslına bakarsanız mantıklı okur için hiç gereği olmayan bir izahat bu. Arif olan elbette anlar. Arif olmayanları ikna etmek zor iş, ama aralarından birkaçı burada söyleneni durup düşünse o da kardır diye düşündüm. İşin yalın gerçeği şu ki, bugün adı Türkiye ve hatta etnik aidiyetinden dolayı Kürdistan olan bazı yerler, geçmişte Ermenistan adını taşımış. Bu gerçeği idrak etmek, o yerin bugünkü statüsüne halel getirmez. Fakat o yerin geçmişini ve bugününü çok boyutlu olarak algılamamıza yardımcı olur. Bu da, şüphe yok ki, bu ülkeyi seven ve anlamak isteyen biri için öfke değil memnuniyet kaynağı olmalıdır.

Kitabı Kitapyurdu’ndan temin edebilirsiniz.

‘Türkiye’nin Ermeni Coğrafyası’

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Munzur Press ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!