Yazar ve düşünür Delil Karakoçan, Kürtlerin tarihsel olarak nasıl “olağanüstü koşullara” mahkûm edildiğini, egemen aklın Kürtleri nasıl sürekli “yönetilecek bir nesne” gibi gördüğünü ve bu döngünün ancak kültürel-entelektüel bir yenilenmeyle kırılabileceğini anlatıyor.
Delil Karakoçan, Kürtlerin yalnızca siyasal baskılarla değil, aynı zamanda bir zihinsel ve kültürel tahakkümle kuşatıldığını söylüyor.
Karakoçan’a göre Kürtler, tarih boyunca yoksulluğa, bastırılmaya ve kimliksizliğe zorlandı; buna karşılık en temel talep hep aynı kaldı: “Kimlik ve özgürlük.”
“Aşkı, sevdaları, tutkuları erteledik. Tek bir şey istedik: Kimlik ve özgürlük.”
Bu sözler romantik değil; çıplak bir tarih. Kürtlerin olağan bir hayata hiç ulaşamamasının nedeni de burada yatıyor.
“Herkes Kürtleri Yönetmeye Çalışıyor”
Karakoçan, Kürtlerin sadece devletler tarafından değil, sağcı-solcu, ilerici-gerici herkes tarafından yönlendirilmeye çalışıldığını söylüyor:
“Herkes Kürtlere perspektif veriyor. Şunu yapın, bunu yapmayın. Bu bir egemenlik kültürüdür. Bir sömürgecilik mantığıdır.”
Ona göre bu, klasik askeri sömürgecilikten daha derin: Bu, zihniyet sömürgeciliğidir.
Kürtler çoğu zaman “akıl ve erdemden yoksun bir topluluk” gibi sunuluyor ve bu da onları sürekli “yönetilecek” bir kitleye indiriyor.
“Bu Kürtleri Örseliyor”
Karakoçan’ın en sert cümlelerinden biri şu: “Kürtler hep bu düzeyde tutulmaya çalışılıyor. Bu son derece örseleyicidir.”
Bu, Kürtlerin kendi kaderini belirleme iradesinin sürekli başkalarının elinde tutulduğu bir alan. Siyaset, medya, akademi, hatta “iyi niyetli” çevreler bile Kürtleri kendi adlarına konuşan bir nesneye dönüştürüyor.
Özeleştiri: “Bizim de Payımız Var”
Delil Karakoçan, sadece dışarıyı suçlamıyor. Kürt toplumuna dönük açık bir özeleştiri de yapıyor:
“Kendi içe kapanıklığımızın, gerçek anlamda irade ve inisiyatif oluşturamamamızın da payı var.”
Mücadele var ama zihinsel formasyon eksik.
Emek var ama entelektüel derinlik zayıf.
Bu boşluk, başkalarının Kürtler adına düşünmesini mümkün kılıyor.
Çözüm: Kültürel ve Entelektüel Sıçrama
Karakoçan’a göre çözüm sadece siyaset değil.
“Demokratik mücadelenin siyasal ağının entelektüel ve kültürel alana genişlemesi zorunludur.”
Sanat, edebiyat, felsefe, sosyoloji, düşünce üretimi…
Bunlar güçlenmeden Kürtlerin siyasal varlığı da kalıcı olamaz.
Çünkü dünyada algıları değiştiren şey sadece silah ya da oy değil, anlatıdır.
Karakoçan’ın mesajı net:
Kürtler, ancak zihinsel ve kültürel olarak güçlendiklerinde, başkalarının kendileri hakkında kurduğu cümleleri yıkabilir.
Kürt meselesi sadece bir siyaset değil, bir anlam savaşıdır.
