escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
  1. Haberler
  2. Siyaset
  3. Dersim Mebusu Kurdizade Lütfi Fikri Bey’in Kadın Hakları Mücadelesi

Dersim Mebusu Kurdizade Lütfi Fikri Bey’in Kadın Hakları Mücadelesi

featured
Dersimli Kurdizade Lütfi Fikri Bey, 1909 itibarıyle Osmanlı’da ve onun devamı olan T.C.’de Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı Tanınması isteminin Öncüsüdür

Dersimli Kurdizade Lütfi Fikri Bey, 1909 itibarıyla Osmanlı’da ve onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’nde Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı Tanınması isteminin Öncüsüdür!

Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkının 1934’te İsmet İnönü tarafından yapılan teklifle getirildiği biliniyor. Oysa Dersim Mebusu Kurdizade Lütfi Fikri Bey, 1909 yılında Meclis-i Mebusan’da bu konu da ilk teklifi yapan kişidir.

Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkı: Tarihçe ve Gelişim

Türkiye’de 1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma, ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı.

Gerekli yasal değişiklik 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin sunduğu Anayasa ve Seçim Kanununda değişiklik yapılmasını öngören yasa önerisi sonucu gerçekleşti. Öneri, 5 Aralık 1934’te Mecliste görüşüldü. Yapılan oylamada, 317 üyeli Meclis’te, oylamaya katılan 258 milletvekilinin tamamının oyuyla değişiklik önerisi kabul edildi. Anayasanın 10. ve 11. Maddeleri değiştirilerek her kadına 22 yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakkı verildi. Bu anayasa değişiklikleri çerçevesinde İntibah-ı Mebusan Kanunu (Milletvekili Seçimi Kanunu)’nda 11 Aralık 1934’te yapılan değişiklikler sonucu anayasada tanınan haklar seçim kanunuyla da düzenlendi. (Wikipedia)

Lütfi Fikri Bey

Kurdizade Lütfi Fikri Bey’in Mücadelesi ve Vizyonu

Lütfi Fikri Kurdizade’nin Osmanlı Meclis-i Mebûsan’ında kadınların seçme ve seçilme hakkının olması gerektiğini savunmasının izleri, cümlelerinin etkisi bugün hala güçlü bir şekilde hissediliyor. 20. yüzyılın başlarında, (1909) Lütfi Bey’in cesurca ortaya attığı bu istek, Osmanlı İmparatorluğu’nda yol gösterici, sosyal yaşamında çığır açan bir adım olarak değerlendirilebilir. Var olan cinsiyetçi, ataerkil bakış açısından dolayı ne yazık ki, o dönemde bu istek kabul görmemiş ve kadınların sosyal yaşama katılımları, siyaset kurumınlarda, yasama, yürütme organlarında yer almaları özenle erkek mebuslar tarafından engellenmiştir.

115 yıl sonra bile Türkiye’de kadınlar halen yasama, yürütme de dıştalanıyorlar. İl genel meclislerinde, belediye meclislerinde, siyasi parti yönetimlerinde, seçme-seçilme de eşit hak ve imkanlara sahip değiller. Bugün dahi kadın milletvekili ve belediye başkanı oranı oldukça düşük seviyelerde. Bu durum, kadınların siyasi alanda temsil edilmediğinin, karar alma süreçlerine eşit oranda katılamadıklarını gösteriyor, katılmalarının önlendiğini ıspatlıyor.

Kadınların seçme ve seçilme hakkı elde etmesi, demokratik bir toplumun temel unsurlarından biridir. Bu hak, Türkiye’de 1934 yılında gerçekleşmiş gibi gözükse de aslında bu önemli adımın öncülerinden biri Osmanlı İmpğaratorluğu’nun II. Meşrutiyet rejimi döneminde siyaset yapmış olan Dersim Mebusu Kurdizade Lütfi Fikri Bey‘dir. 01.6.1909’da Meclis-i Mebusan’da dile getirdiği isteğiyle kadınlara seçme ve seçilme hakkını gündeme getiren Lütfi Bey, zamanının ötesinde bir vizyona sahipti. Ancak, bu isteği zamanının siyasi atmosferinde kabul görmemiş, ancak İsmet İnönü başbakanlığında 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

Hak kanuna göre belirlenir, yazılır. Tek parti iktidarı dönemidir. Seçimler göstermeliktir. Merkezden atamayla mebuslar belirlenir. Erkekler, erkekleri seçerler. Bu hak olarak yazılı halde kalır, pratik görülmez.
Lütfi Bey’in 115 yıl önce, döneme göre son derece cesur olan hamlesi, Osmanlı’da ve onun devamı, siyasal sistemi değiştirilmiş hali olan Türkiye’de kadının hakları konusunda önemli bir tarihi şerhtir. Bu gerçeği bilmek, anlatmak gerekir.

Lütfi Fikri Kurdizade’nin Kadın Hakları Konusundaki Mücadelesi

Konuyu Araştırmacı Yazar Evin Çiçek araştırmalarından okuyalım…

L. FİKRİ KURDİZADE Meclis-i Mebûsan’ da 01.6.1325 (1909) 92. Oturumda, Anayasa müzakeresi sırasında, kadınların seçme hakkını kullanmaları gerektiğini dile getirir.
Kendisi “Mebuslar, büsbütün milletin Mebuslarıdır. Hâlbuki bu hakkın, toptan millete ait olması lâzım gelir.” belirlemesinde bulunur. Bu önerisi, istemi sadece erkeklerden oluşan o mecliste reddedilir. Osmanlı güvenlik bürokrasisinin ordu kesimi asker olarak, sivil gibi düşünmeyi bilmez ki! Buna alışkın değildir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde kadınların sahip oldukları hakları dahi gasp eden İttihad-i Terakki Partisi/İTP’nin askeri-siyasi kumandanlarından adalet, eşitlikçi yaklaşım beklenemez ki. Sadece kadınların oy hakkı değil, kendisinin basın ve diğer alanlarda metinleri üzerinde çalıştığı konular, hayalini kurduğu değişimler gerçekleşmez, o meclisçe gerçekleştirilmez. Günlüğünde kadına yönelik düşüncelerini yazar, kendisinin okunması gerekir.

Kurdizade’nin Kadın Haklarına İlişkin Notları

“24.5.1913- Ben artık bütün işlerimizin sebebini kadını arayınız diyerek arıyorum. Hatta şu herkesin “Ah bir diktatör! Nerde kaldın yetiş” diye beklediği adamın gelmemesini de ben yine bizde kadınların kapalı olmasında görüyorum. Çünkü bizde sırf erkek hayatı hükümferma olduğundan ve bunun neticesi olarak herkes miskin miskin yaşadığından kimse okumuyor ki ideal sahibi olsun. Çünkü bizde herkes tembel, okumaz. Eğer kadınlar açık olsa idi, tabii memleketin zihni seviyesi yüksek olacaktı. Fransız İhtilâlinde komplolarda kadınlar da büyük rol oynamış. Bizim komplolarımızın kepaze bir şekil almasında da kadınsızlığın bir tesiri oluyorsa dikkat çekici bir şey!.. Demek orada kadınların kıyamı, oğullarının bir tesirini görüyoruz.

1 Ocak 1904- Bizde aşk ve alâka ile evlilik gayet enderdir. Evlilik sürecinde karı ve koca arasında tutku uyanmaz. Daima arada bir mesafe, bir soğukluk mevcuttur.
27.2.1913-Bizim Eski Milli Eğitim Bakanı Said Bey’in bir çürük iddiası vardır. Daima söyler: “Sultan Aziz zamanında memleket daha mütemeddin imiş” yani seviye-i zihniye yüksekmiş, çünkü kadınlar daha açık saçık imişler. Ben de kendisine cevaben her vakit diyorum ki, kadınların sevk-i şehvet ve sefa-perestî ile açık saçık gezmeleri başkadır. Memleketin seviyesi yükselmek itibariyle artık kadınların çarşafla sokağa çıkmamaları başka bir meseledir.
Bunlar başka şeylerdir. Hatta aynı muhakeme tarzıyla diyebilirim ki Milli Müdafaa namına üniversite Toplanma Encümeni’nde olan kadınların bu toplanmalarından, biraraya gelmelerinden de kadın hürriyeti itibarıyla bir şey çıkmaz. O kabilden bin tane toplanma olur da yine tesettür kalkamaz vesselam.”

Kürdizade, Meclis-i Mebûsan mensuplarının, yürütme kurulu üyelerinin faaliyetlerinden dolayı sorgulanmaları gerektiği kültürünün yerleşmesi için zaman ayırır, enerji tüketir. 20. Yüzyıl Osmanlı siyasi tarihinde muhalefet kurumunun oluşmasında öncü konumuna yerleşir. Bilinçli muhalif siyasetçi isim listesi oluşturulduğunda, kendisine ön sırada yer verilir. Osmanlı basın tarihinde üretimiyle, çabalarıyla, çıkışlarıyla örnek olarak gösterilir. Övülen, takdir edilen Osmanlı devletinin gönüllü muhafızı mebuslarından biridir. Bilgisini, becerilerini, yeteneklerini, olanaklarını, cesaretini, özgüvenini, enerjisini, zamanını Osmanlı’nın devamlılığını sağlamak için kullanan eğitimli kişidir. Kendisi, muhalefet için muhalefet değil, hakikat için muhalefet yaptığını, söyleyen bir siyasidir.

Anayasa’nın Değiştirilmesi, Düzeltilmesine Dair Anayasa Encümeni Tutanağı

Meclis-i Mebusan, oturum: 92, 1 Haziran 1325
Reis; Müzakere gündeminde anayasa müzakeresi var. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. 56. Maddeyi okuyoruz.
L. Fikri Bey; (…) Mustafa Arif Bey’in ifadesine nazaran öyle anlıyorum ki bir memlekette üç yerine dört kuvvet tasavvur edilir. Bildiğimiz yürütme gücü, yasama gücü bir de Hükümdarımız çıkıyor. Ona karşı ayrıca birtakım muamele ki Vükelâ tasdik etmezse, Hükümdar tasdik ederse ne yapacak, etmezse ne yapacak diye ayrıca bir şey meydana gelir ki katiyyen muvafık değil. Burada Meclis-i Mebûsan ve Ayan’dan [Osmanlı İmparatorluğunda iki millet meclisinden üyeleri hükümetçe seçilmiş olanlar] yani yasama gücünden çıkacak. Kanunların Hükümdar tarafından tasdik olunması demek, yürütme gücü tarafından tasdik olunması demektir. Onun mesuliyeti yürütme gücünden Kanuni Heyete karşı mesul olanlara aittir. Burada Hükümdarın Zâtı, mahsus bazı imtiyazatı şahsiye, bilmem birtakım… bir şey değil, o, yürütme gücüne ait bir hak amma, bu niçin verilmiştir ve kim vermişti?

Mademki teori yapılıyor, teori yapalım. Bu ne için verilmiştir? Eğer bunların tahsilini kaideten alırsanız bu maddenin… Yürütme gücü Hükümdara değildir, vermemek lazım gelir. Bunlar ayrılmalı, kanuni düşünce, yürütme gücü vazifelerini yapmalı. Bu kuvvetler yekdiğerine karşı tecavüz etmiş, o tecavüzlerin neticesi olarak kanuni düşüncenin, niyetin tecavüz ettiği şeylere yürütme gücü yine ona mukabil böyle olur. Eğer kuvvetler böyle olursa, tamamen dağıtmak lazım gelse, Heyet-i Vükelâ’da teklif hakkının öyle olmaması lazım gelir? Teklif hakkını ona vermişler.

Niçin İdare-i Maslahat böyle icap ettirir? Çünkü hakkı yok. Heyet-i Vükelâ, yürütme gücüdür. Teklif haklarının olmaması lazım gelir. Buna karşılık Meclis-i Mebusdan’da Vükelâ mesul olmamak lazım gelirken, çünkü yürütme gücü ayrıdır. Heyeti Vükelâ mesul edilmiş; bunda da kanuni kuvvet tecavüz ediyor. Buna karşılık, yürütme gücüne teklif hakkı verilmiş. Böyle, her memlekette böyledir. Cumhurbaşkanının hakkı vardır. Orada bile verilmiştir. Bu madde, esasen, bendenizin fikrimce aynen kalmalıydı; bununla birlikte ilave edilmiş, pekâlâ, hiçbir, mahzur yok bunda; o müddetle şöyle olmuş, böyle olmuş. Yürütme gücü derse ki, siz Meclis-i Mebûsan’ da bir kanunu iki aydan ziyade tutarsanız ben ne yapacağım? Derse, yürütme gücünün de bize bu sözü söylemeye hakkı vardır. Bize karşı bir şey diyorlar mı? Amma kanunlar sıkça çıkmış. Yeni kanun yapıldığı vakit eski kanunlar var, demektir. Bu, her memlekette mevzubahs olmuştur. Ne olacak? Elbette eski kanunlarla icrayı hükmedeceğiz. Demek oluyor ki ihtiyacı kati husule gelmemiş, eskiler vardır, onlarla işlem olunur. 

Bu nedenle, üç kuvvet ile husule gelsin. Amma husule gelmemiş, eski kanunlarla icrayı işlem olunur. Böyle hiç mesabesinde olan noktalara ilişerek, rica ederim, mesele yapmayalım, işimizi bitirelim. Aynen kabulünü teklif ediyorum.

“Meclisi Mebûsan Başkanlığı’na.
Anayasanın aslında 64. Maddesini teşkil eden taslak madde eş değerinde 55. Maddeyi teşkil eden madde hükmüne uygun olarak değişikliğini talep ederim. Dersim Mebusu Lütfi.”

Kurdizade’nin Anayasa Encümeni’ndeki Çabaları

Bir mesele olmuştur burada, biliyorsunuz hakkı tekliflerden başlayacak o madde değiştirilmek üzere Encümene gitti. O madde ne şekilde olacaksa ona göre bu maddeyi değiştirmek lazımdır. Encümene havale etsinler. Eğer Encümen eski fikrinde ısrar ederse o başka, fakat bu iki madde beraber değiştirildi.

İzah edeyim. Diyorum ki anayasanın asılda 64. Maddenin hüküm hakkı teklifin kimlere ait olacağı hakkındaki maddede ne sayılırsa ona göre değiştirmek lazım gelir. Çünkü Zeynel Abidin Efendi’nin o günkü bildirmesi uyarınca Meclis kabul ederse ki teklif hakkı Meclis-i Mebûsan’ dan geçecek bir kanun taslağı evvelâ Mebûsan’ da sonra Âyân’ a gidecek diye, bu fikri kabul ederse, 64. Maddeyi değiştirmeye lüzum yoktur. Yok, eğer biz arzu ediyorsak o maddeyi değiştiririz. Denilirse ki bir kanun taslağı, Maliye Kanunu müstesna olmak üzere, isterse Meclis-i Mebûsan’ da isterse Meclisi Âyân’ da [Osmanlı İmparatorluğunda iki millet meclisinden üyeleri hükümetçe seçilmiş olanlar] başlar dendi mi, o maddenin hükmüne uygun olarak 64. Maddeyi değiştirmek lazım gelecek. Kanunun aslı 64. Madde, Meclis-i Mebûsan’ dan çıkacak Maliye Kanunu şu, şu şartları tetkik eder, iade eder veyahut kabul eder, diyor.

64. Maddenin değiştirilmesi çabaları

Bendeniz mütalaamı söyleyeyim, kabul edin, etmeyin; ümit ederim ki siz de iştirak edersiniz. Böyle bir fark gayet tuhaf görülüyor. Buyurdukları gibi Âyân ile Mebûsan kanuna başlayacak; sonra diyoruz ki ayrılıyormuş, neymiş. Eğer kanun olarak başlarsa, 64. Madde tatbik edilmeyecekmiş. Yok, Âyân en evvel kanun Meclis-i Mebûsan’dan çıkarsa 64. Madde tatbik edilecekmiş. Bu gayet mantıksız, hiçbir yerde görülmemiş bir şeydir. Niçin bir kanun bir taraftan başladığı zamanda onun için bir özel madde olsun?… Öbür taraftan başladığı vakit, bunu hiç benim aklımın ereceği bir şey değildir. Eğer sizin aklınız eriyorsa kabul edin, ben de katılırım. Biraz garip görürsünüz, müsaade buyurursanız, izah edeyim.

Şimdi mesele bizim 65. Madde diyor ki; 50 bin erkek nüfustan bir kişi [mebus] olacak. Bunu böyle yapacağımıza, 100 bin nüfustan bir kişi mebus olsun, diyorum. Bu daha doğru olacak.

Kurdizade Lütfi Fikri: Kadınların seçme seçilme hakkının tanınmasına dönük mücadelenin öncüsü…

“Nedir o Şeriat?”

Efendim, çünkü mebus seçmek için başlıca iki şey var. Seçmen ne suretle mebus seçer, bu kendine ait bir hak mıdır, yoksa umumi millete ait olan bir hakkı memuriyet sıfatıyla ifa ediyorsa, mebus hakkı umum millete aittir. Yalnız millet bir kanun tayin etmiş, demiş ki şu, şu şartlara sahip olanlar vazife ifa edebilecek, yani mebus seçme memuriyetine haiz olacak. Nedir o şerait? Yirmi beş yaşından yukarı olacak, medeni hukukun verdiği haktan mahrum kalmayacak, mahkûm olmayacak, iflâs etmeyecek. Bu şartlar dairesinde, demek istiyor, Millet mebusların seçilmelerine müsaade ediyor.

Bir bu suret var, bir de bir fikir. Seçme, seçilme hakkı herkesin kendisine ait haktır. Böyleyse sırf kimlere ait seçme onlar için mevzuubahs olması lâzım gelir? Yani demek lâzım gelir ki şu kadar adet seçmen için bir mebus olması lâzım gelir ki bu fikir hiçbir taraftan kabul olunmamıştır, bizde de kabul olunmamıştır. Diğer maddeler de gösteriyor. Biz kabul etmeyeceğiz. Çünkü diyor ki bir mebus kanunumuz var. Diyoruz ki mebuslar büsbütün milletin mebuslarıdırlar. Bu da gösteriyor ki şu şarta haiz olarak alırsa, mantıksızlığa bakınız şimdi “50 bin erkek nüfusu” diyor, 50 bin erkek nüfusun hepsi seçmen değildir. İçinde çocuklar var, kadınlar var; bunlar seçmen değildir.Kadınlar seçmen değildir amma çocuklar da seçmen değildir. Halbuki bu hakkın toptan millete ait olması lâzım gelir. Seçme hakkı görevi, mebusun sayısını anlamak içindir.

Lütfi Fikri’nin Kadın, çocuk, mahkumların hatta yabancıların seçme hakkının tanınmasına ilişkin görüşleri

Burada bu gibi mebusun adedini anlamak içinse, kadınların da çocukların da mevzuubahs olmaları lâzım. Hatta mahkûmlar gibi birçok adamlar vardır ki seçme hakkına sahip değil. Bu gibi mebusun adedini tayin lâzım geldiği vakit ölçü olacak adet bunlardır, onlar da dâhildir. Bundan dolayı nasıl ki çocuklar dâhil olursa, kadınların da dâhil olmaları lâzım gelir.

Ben bunu teklif ediyorum. Hatta garip bir şey daha söyleyeyim. Fransa’da çocukları değil, kadınları değil, o seçim dairesi dâhilinde bulunan yabancıları bile hesap ederler. İki şıkkın biri kabul olunsun. Eğer sırf seçmen ayıracaksanız, her şu kadar adet seçmen için şu kadar, yok umum millete ayıracaksınız. O halde kadınları ayırmağa lüzum yoktur. Şu kadar nüfus demeli. Gayet basit, elli bin nüfusta bir diyeceğimize yüz bin, deriz. Şu suretle şu madde gayet teoriye, esasa ait kanuna uygundur; bundan dolayı bunu rica ediyorum. Bu teklifim Encümene havale edilsin, Encümene, icap ederse, daha fazla bilgi veririm.

Kadın Hakları Mücadelesinde Engeller ve İlerleme

İstanbul Mebusu Kozmidi Efendi; Bendeniz, Lütfi Bey arkadaşımızın fikrine iştirak etmeyeceğim. Bu kanuni maddeden erkek ibaresinin çıkarılmasını istiyorlar. Peki, 50 bin kişi yerine 100 bin kişi diyelim, kadınları da hesaba dahil edelim. Bundan ne fayda belli olacak? Bizim bütün izafetle vekil olmamız meselesiyse merhamet ediniz, şimdi, Osman milletinin kadın topluluğuna vekâlet etmiyor muyuz? Ediyoruz, biz de zaten kadınlar siyasi işlere doğrudan doğruya karışmazlar, tabii bulundukları erkekleri dolayısıyla oy verirler. Ona tabi olarak umumi hukuktan da yararlanırlar. Onun dediği şeyi kabul edersek gerçi şimdi doğrudan doğruya Ayana müdahale hakkı vermeyeceğiz, ona bir başlangıç açacağız.

Fikri Bey kardeşim zannetmezler mi ki biraz acele etmiş olacağız? Henüz Avrupa’da yapılmamış bir şeyi, çok geride kalmış olan biz, şimdiden yapmaya bir meyil gösterirsek, zannedersem bizim hazır halimize uygun bir şey yapmış olmayacağız. Onun için, rica ederim, teklifi kendiliğinden geriye alsınlar. (Alkış)

10 Ocak 1924 tarihli Vakit gazetesinde Lütfi Fikri Bey’in karikatürü

Reis; Lütfi Bey’in teklifini önemseyenler ellerini kaldırsın. (Eller kalkmaz). Kabul olunmadı efendim, mesele bitti.

“Yüce Başkanlığa.
65. Maddeye teşrîhan verilen manayı açıkça belirtmeyi kapsamak üzere “Her 50 bin” ibaresinden evvel “ortalama” kelimesinin ilâvesini teklif ederim. Selanik Mebusu Honeus.”
Selanik mebusu Honeus Efendi; Mutlak surette “65. Maddede; her 50 bin nüfus listesinde bir mebus seçilmiş olunur.” diyor. Hâlbuki tatbikte Mebusun Seçimi Nizamnamesi gereğince o “50 bin nüfus” ibaresini ortalama itibariyle 50 bin nüfus ibaresi itibariyle takdim edilerek 25 binden 75 bine kadar bir mebus seçilmesi takarrür etmiştir. Bu manayı içermek üzere anayasamızda ortalama kelimesi her 50 bin nüfustan her 25 bin nüfusta bir mebus olmak üzere gösterilmiştir. Mebus Seçim Nizamnamesi de zaten bu yolda tanzim edilmiştir. Bu ortalama kelimesinin katılmasını teklif ederim.

Kastamonu Mebusu Hacı Ahmed Mahir Efendi; Hayır, kabul olunmaz.
Reis; Kabul ediyor musunuz? (“Hayır, hayır” sedaları) Kabul olunmadı.

“Yüce Başkanlığa.
“50 bin erkek nüfusu” aldatmasına “mülk sahibi olmak” ibaresinin ilâvesini teklif ederim.” Preveze Mebusu Hamdi”
(“Hayır, hayır” sedaları)
Reis; İyice incelemeye alıyor musunuz? (Eller kalkmaz) Kabul olunmadı.”  Lutfi Bey

Kurdizade Lütfi Fikri’nin Mirası ve Bugünkü Etkisi

Lutfi Bey’in hitabı yazıcılar tarafından Meclis-i Mebusan Zabıt Cerideleri ne işleniyor. O cerideleri bugünkü türkçeye çevirenler gerekli önemi vermiyorlar. İyi şekilde çevirmiyorlar. Osmanlıca bilmediğim için doğrudan inceleyemedim. Çeviriler üzerinde çalıştım. Tabi ki çevrilen haline bakınca seçme hakkı anlaşılıyor. Seçilme hakkını savunduğuna da inanıyorum. Çünkü günlüğünde sürekli kadının gelişimi konusuna vurgu yapıyor, kadının aktif olarak sosyal yaşamda yer almasını zorunlu görüyor. Aklı başında, iyi düzeyde Osmanlıca bilen bir Kürd kendisinin konuşmalarını çevirirse, tam olarak ne demek istediğini anlayacağız. Şimdilik seçme hakkı diyelim, ama kadınla ilgili olumlu tüm çabalarını, söylemlerini de belirtmemiz gerekiyor.

Araştırmacı Yazar Evin Çiçek

Kurdizade Lütfi Fikri Bey İle İlgili Diğer Yazılarımız

Dersim Mebusu Kurdizade Lütfi Fikri Bey’in Kadın Hakları Mücadelesi
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir