Üçüncü Bab: Kıssadan hisse (sözün özü).
Sunu: Toplumsal hadiseleri dert edinenler bir doğrultu oluştururlar. Doğrultu, amaca ulaşmayı kolaylaştırdığı gibi anlamı da açığa çıkarır. Anlam kaybı tehlikeli ve tehdit edicidir. Anlam olmadığında gelecek denen zaman da büyüsünü kaybeder. Hayaller suya düşer. Bundandır ki “kısadan hisse”ler yani yaşanmış olandan ders çıkarmalar sadece yaşanılanın özeti değil aynı zamanda geleceğin yapı taşlarıdır. “Geçmiş, An ve Gelecek” bütününü oluşturan da bu gayrettir.
Ne geçmişe sığınmak ne An’ın büyüsüne kapılmak ne de “yarınlar bizim” diyerek geleceği fetişleştirmektir önemli olan. Geçmişe saplanıp kalmayı da An’ı abartmayı da geleceğe güzellemeler yapmayı da reddeder, toplumsal yasalar. Sadece geçmişin, An’ın ya da geleceğin insanı olmaz; zamanın ve zaman içinde hakikatin insanı olur.
* * *
Anlatılarımızdan çıkarılacak kıssadan hisse; bir diğer ifadeyle sosyal derslere değinmeden önce şu soruyu sormalıyız: Hayatımızda kaç “ilk” vardır? Bize ait “ilk”ler ya da içinde yer aldığımız, çabamızla katkıda bulunduğumuz “ilk”ler…? Sorunun yanıtı kurumsal kimliğimiz dışında, politik toplumsal hayattaki gerçek yerimizi de belirleyecektir.
Çıkaracağımız sonuçlara gelince;
Bir: Zaman bir bütündür. Geçmiş, şimdi ve gelecek olarak ayrışmaz. An, tüm bir zamandır.
İki: Bu bağlamda “Talebelik” tarihsel bir kesit değil, politik sosyal zaman ve tarihin özüdür. Bu özden uzaklaşmak “yad” etmekle yetinmek, güncellememek mirasçılıktır. Ciddi bir eksen kayması ve anlam kaybıdır.
Üç: Popülizm ve kariyer çatışması geleneğin dışındadır. Yenme-yeni(l)şme gibi anlayış ve eğilimler, talebeliğin dokusunda yoktur ve bu iktidar mantığının tezahürüdür.
Dört: Sinerji, kolektif gücün büyüsüdür. Bu büyüyü kaybedenler hakikatin ve özgürlük ediminin öznesi olamazlar.
Beş: Memnuniyetsizliği yaratıcı tepkiye dönüştürmek sosyalistlerin temel özelliğidir. Sosyalist; durumdan yakınmaz, bir yol bulur ya da bir yol yaratır ve sonuca gider.

Altı: Siyasal kurumlaşma önemli bir adım ve gelişmedir. Ancak aynı kurumlaşma “odağı değiştirmiş”, bu da ciddi aşınma ve revizyonlara yol açmıştır. Sosyalist kimlik tehdit altındadır.
Sonuç olarak büyük doğumlara, yaratılara sahne olan bu sosyal hikâye şöyle bir cümleyle bitmemelidir: “Bir zamanlar bu şehirde konuksever, sıcak yürekli, dost canlısı iyi insanlar, ceren gibi kırmızı mercan gözlü, uzun boyunlu, kalem kulaklı, suna gibi cins atlar vardı. Onlara ne oldu? Kirli ak sakallı yaşlı adamdır ki, azıcık doğruldu, titredi, yüzü eski bir ışıkla parıldadı, ciğeri söken derin bir ‘Aaaah!’ çekti. Sırtını duvara dayadı. Neden sonra gözlerini açıp: ‘O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler…’ dedi…”
Gittiler mi?
