escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyaset
  4. Kürt Sorunu: Uluslararası ve Bölgesel Bir Gerçeklik

Kürt Sorunu: Uluslararası ve Bölgesel Bir Gerçeklik

featured
Kürt Sorunu: Uluslararası ve Bölgesel Bir Gerçeklik

“Sorun”, Kürt Sorunu mu, Eşitsizlik mi?

Konuya başlamadan önce bir hususun özellikle altını çizmek gerekir: Kürtler bir sorun değildir; “Kürt” sorun değildir. Sorun olan, Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde kendi kimlikleri, dilleri ve kültürleriyle eşit haklara sahip yurttaşlar olarak tanınmamasıdır. Kürt olmanın kamusal alanda bir hak değil, sürekli bir güvenlik meselesi olarak ele alınmasıdır. Anadilin yasaklanması ya da kısıtlanması, kültürel varoluşun bastırılması, siyasal iradenin tanınmaması ve kolektif hakların sistematik biçimde inkâr edilmesidir. Bu da meseleyi bir halkın varoluş sorununa dönüştürmüştür. Dolayısıyla “Kürt sorunu” denilen şey, bir halkın kendisi değil; o halka reva görülen eşitsizlik, baskı ve hak yoksunluğudur.

Kürtlerin tarihsel talebi ayrışma ya da kopuş değildir. Talep edilen şey, eşitlik temelinde onurlu bir ortak yaşamdır. Kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle eşit yurttaşlıktır.
Sorun, farklılıkların tehdit olarak görülmesi ve bu farklılıkların anayasal ve siyasal güvence altına alınmamasıdır. Kürt sorunundaki çözümsüzlük, sadece Ortadoğu’nun, Türkiye’nin değil, Kürtlerin yaşadığı bütün coğrafyanın en temel sorunudur.

Uluslararası Hesaplar ve Bölgesel İstikrarsızlık

Bu sorunun bugüne kadar çözülememiş olmasının temel nedenlerinden biri, uluslararasılık ve bölgesel çıkar ilişkileriyle iç içe geçmiş olmasıdır.

Kürt meselesinin uluslararası niteliği Lozan’a ve daha öncesine kadar uzanır. Yüz yılı aşkın bir süredir emperyal güçlerin Ortadoğu’ya —özellikle de Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya— dönük sömürgeci emelleri ve buna bağlı politikaları, sorunu kalıcı hale getirmiştir. Ortadoğu’daki petrol ve doğalgaz yatakları, dün olduğu gibi bugün de bu güçlerin iştahını kabartmaktadır.

Emperyal emelleri bölgedeki aktörler aracılığıyla bu politikalarını sürdürüyor. Bunun da temel noktası istikrar değil, istikrarsızlıktır. Kaos, çatışma ve güvensizlik bu politikanın asli unsurlarıdır. Bu nedenle istikrarlı, gelişmiş ya da kendi Kürtleriyle barışık bir ülke emperyal güçlerin çıkarlarına hizmet etmez. Bağımlılık ilişkilerini zedeleyecek her girişim ya engellenir ya da doğrudan müdahaleyle karşılanır. Kendi inisiyatifleri dışında gelişen her siyasal düzen ve her toplumsal yaşam biçimi “tehlike” olarak görülür.

Bu yüzden barış onlar için bir tehdittir örneğin.
Aydınlanma bir tehdittir.

Bu anlayış doğrultusunda bölge ülkeleri de sürekli müdahale alanı hâline getirilir. İç dinamikler canlı tutulur, beslenir ve yönlendirilir. Ülkelerin siyasetleri etkilenir, hatta belirlenir. Bölge istikrarsızlaştırılırken ülkeler ekonomik, siyasal ve toplumsal olarak zayıf ve kırılgan hâle getirilir. Ekonomik bağımlılık derinleştirilir; tarım çökertilir, sağlık sistemi felç edilir, eğitim, hukuk ve adalet yapısı aşındırılır.

Sadece yeraltı kaynakları değil, üst yapı da hedef alınır. Çünkü üst yapı çökmeden alt yapının sınırsızca sömürülmesi mümkün değildir. Eskiden örtük yürütülen bu süreçler bugün açıkça ifade edilmektedir; “Bana bunu vermezsen…” diye başlayan cümleler artık gizlenmez.

Mezopotamya’nın Kadim Halkı: Kürtler

Bu tablo içinde Kürt sorunu da hem ortaya çıkışı hem de çatışmalı biçimde sürdürülüşü bakımından, emperyal güçlerin etkisiyle ve bu etkinin yerel iktidarlar eliyle sürdürülmesi sonucunda şekillenmiştir.

Kürtler ise bu coğrafyada on binlerce yıldır yaşayan; kendi kültürü, tarihi ve toprağı olan bir halktır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında fiilen dört parçaya bölünmüş, İran, Türkiye, Irak ve Suriye sınırları içinde yaşayan 40 milyonu aşkın nüfusuyla bölgenin en büyük halklarından biridir. Yüz yılı aşkın bir süredir varlıkları, dilleri ve kültürleri inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla yok edilmek istenmiştir. Doğal olarak bu yok ediliş karşısında Kürtler direnmiştir, direnmektedir.

Bu direniş başkalarının yaşamını yok etmeye değil, kendi varlığını korumaya yönelmiştir. Bu nedenle Kürt direnci yalnızca siyasal değil, aynı zamanda ahlaki bir zemine sahiptir. Yaşamak istemek suç değildir. Kimliğini savunmak şiddet değildir. İnkâra boyun eğmemek bir halkın en temel hakkıdır.

İşte “sorun” olarak tanımlanan şey tam da budur. Aslında bu bir sorun değil; yok edilişe karşı süren tarihsel bir dirençtir. Ve bu direnç sürdükçe —yani mesele çözülmedikçe— ne bu ülkelerin ne de bölgenin gerçek anlamda “gün yüzü” görmesi mümkündür. Tarihsel süreç bunu defalarca kanıtlamıştır.

Yok Saymaya Karşı Ahlaki Direnç

Yaklaşık iki yüz yıldır Kürtler, yaşadıkları ülkelerde varlıklarını sürdürebilmek için çatışma hâlinde olmuştur. Sorunun tek bir ülkeye ait olmaması ve uluslararası boyutu, Kürtler arasındaki parçalanmışlıkla birleşince çözümü daha da geciktirmiştir. Bu durum hem Kürtleri hem de bölge ülkelerini derin biçimde yıpratmıştır.

Bu nedenle bugün barış talebi bir temenni değil; bölgenin ve Kürtlerin en rasyonel ihtiyacıdır. Mesele artık yalnızca geçmişin hesabı değil; nasıl bir ortak geleceğin kurulacağı sorusudur.

Kürt Sorunu: Uluslararası ve Bölgesel Bir Gerçeklik
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir