Evrensel Bir Sembolün İki Yüzü
“Üç maymun öğretisi”, kökeni Japon mitolojisi ve Budist geleneğine dayanan, evrensel bir etik sembol. Mizaru (kötülüğü görmemek), Kikazaru (kötülüğü duymamak) ve Iwazaru (kötü söz söylememek) …
Bu bilge maymunlar, tarih boyunca sanatın, edebiyatın ve toplumsal pratiklerin içinde yeniden canlanan birer ahlaki pusula olarak varlığını sürdürdü.
Ancak aynı sembol, kültür değiştikçe bambaşka anlamlara büründü. Japonya’da zihin arınmasının ve kişisel olgunluğun simgesiyken; Türkiye ve Batı toplumlarında çoğu zaman toplumsal sorumluluktan kaçmanın, adaletsizlik karşısında susmanın metaforuna dönüştü. Yani bu figür, bir yanda erdemin, öte yanda pasifliğin sembolü…
Türkiye’de Üç Maymun: Kayıtsızlığın Anatomisi
Bizde “üç maymunu oynamak”, tanık olunan kötülüğü bilerek görmemek, duyulan çığlıkları yok saymak, konuşması gereken yerde susmak anlamına gelir. Özellikle siyasal alanda, suskunluğun kendisi iktidar lehine işleyen görünmez bir mekanizmadır.
Bugün ekonominin ağırlığı altında ezilen milyonlarca insanın sesini duymayanlar… Yatağa aç giren çocukların çığlıklarını duymamış gibi yapanlar…
Daha adil bir eğitim sistemi isteyen öğrencileri görmezden gelenler…
Hukukun sınırlarını aşan uygulamalar karşısında tek kelime etmeyen kurumlar…
Hepsi aynı sahnededir: Üç maymunu oynamaktadır.
Ve bu suskunluk, iktidarın nefes borusunu genişleten bir oksijen tüpüne dönüşüyor. Oysa unutulmamalıdır: Bugün görmeyen, duymayan, konuşmayanlar; yarın sıra kendilerine geldiğinde yanlarında kimseyi bulamayacak.
Toplumsal Sorumluluk ve Siyasetin Kör Noktaları
Türkiye’nin yanı başında Suriye’de yaşananlara, yıllardır hedef haline gelen Alevilere ve Sünni olmayan azınlıklara yönelik zulme sessiz kalanlar… Bu coğrafyada barışı, özgürlüğü ve kardeşliği inşa edemez. Hakikatin karşısında susmak, her dönemin en ucuz ihaneti oldu. “Terörsüz Türkiye” söylemi etrafında TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da bu metaforun güncel bir yansıması. Tartışmalar dar bir çevrede dönüyor; geniş toplumsal kesimler ise süreci uzaktan izlemeyi tercih ediyor. Toplum ile siyasal yapı arasındaki gerilim tam da burada görünür hâle geliyor.
Sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve meslek örgütleri sınırlı ve çekingen bir pozisyonda. Aydınlar konuşuyor ama örgütsel güçleri olmadığı için sesleri duvara çarpıp geri dönüyor. Sonuç? Sessizlik büyüyor; adaletsizlik kök salıyor.
Gören, Duyan ve Konuşan Bir Toplum İçin
Üç maymun öğretisi sadece bir deyim değil hem bireyin hem toplumun vicdanına yöneltilmiş bir sorudur. Bilge maymunların işaret ettiği gibi, kötülüğe karşı duyarlılık, adaletsizlik karşısında söz söylemek, kolektif sorumluluğun özüdür.
Sessiz kalmak kolay. Sorumluluktan kaçmak da öyle. Ama geleceği kuracak olanlar, görenler, duyanlar ve konuşanlardır.
Son söz, kısa ve keskin: Sessiz kalma; duy, gör ve konuş. Çünkü sesimizi yükselttiğimizde üzerimize çöken karanlık perdeyi yırtar ve aydınlığa ulaşırız.

Harika, çok anlamlı bilgi düşünce ve toplumsal beklentiyi içeren bir yazı kutlarım yürekten.