6 Şubat 2023, Türkiye’nin yalnızca şehirlerinin yerle bir olduğu bir tarih değildir; o gün, bu ülkenin yıllardır yüzleşmekten kaçtığı gerçekler, bastırdığı suçlar ve görmezden geldiği vicdani çöküş, tüm ağırlığıyla enkazın altından dışarı fışkırmıştır.
O sabah sadece binalar yıkılmadı, sadece yollar çatlamadı; güven duygusu çöktü, adalet inancı sarsıldı, “bize bir şey olmaz” rehaveti on binlerce insanın mezarına dönüştü.
Dört ilin fiilen haritadan silindiği bu felaket, “doğal afet” denilerek geçiştirilemeyecek kadar ağır, “kader” kelimesinin arkasına saklanamayacak kadar bilinçli ihmallerle örülmüş bir suç zinciridir. Çünkü doğa sadece sarsar; öldüren, insan eliyle yapılan yanlışlardır.
Evet, o gün binalar yıkıldı.
Ama insanları asıl öldüren; yıllar boyunca çürütülmüş sistemler, görmezden gelinen raporlar, imzayla meşrulaştırılan usulsüzlükler, kâr hırsıyla hiçe sayılan mühendislik kuralları ve her seferinde “şimdi sırası değil” denilerek ertelenen hesaplaşmalardı.
Beton dayanıksızdı ama ondan daha çürük olan, bu ülkenin vicdan terazisiydi.
Deprem, bu gerçeği gizlemedi; sert, acımasız ve inkâr edilemez bir şekilde yüzümüze çarptı.

Enkazın Başında Açılan Karanlık
Enkazın başında çadır satanlar çıktı.
Emanet edilen yardımları pazarlayan kamu görevlileri çıktı.
Komşusunun cesedi daha soğumadan evini soyanlar çıktı.
Bir şişe suyu, bir lokma ekmeği fırsata çevirenler çıktı.
Ama bunlar depremle ortaya çıkmadı.
Deprem sadece ışığı açtı; karanlık zaten oradaydı.
On binlerce insan hayatını kaybetti. Binlercesi uzuvlarını yitirdi. Sayısız çocuk öksüz kaldı, sayısız aile eksildi, tamamlanması artık mümkün olmayan hikâyeler yarım kaldı.
Ancak mesele sadece kayıpların büyüklüğü değil; asıl mesele, bu kayıpların büyük bölümünün önlenebilir olmasıydı.
Yıllar boyunca atılan her usulsüz imza, yapılan her göstermelik denetim, görmezden gelinen her uyarı, alınan her rüşvet ve edilen her suskunluk; 6 Şubat sabahı birer tabuta dönüştü.
Yıkılan Sadece Binalar Değildi
Hatay’ın, Malatya’nın, Adıyaman’ın, Kahramanmaraş’ın camileri, kiliseleri, sokakları…
Binalar yıkılmadı; şehirlerin belleği, geçmişi, birlikte yaşama kültürü ve kent hafızası da moloz yığınlarının altında kaldı.
Aradan yıllar geçti ama deprem bitmedi.
Çünkü milyonlarca insan hâlâ o gecenin içinden çıkabilmiş değil. Ayakkabılarını başucunda uyuyanlar var. En küçük seste irkilerek uyananlar var. Gittiği her mekânda önce “kaçacak yer” hesabı yapanlar var.
Çünkü adalet gelmedi.
Çünkü gerçek bir hesaplaşma yaşanmadı.
Enkazlar kaldırıldı ama suçlar kaldırılmadı; dosyalar kapandı ama vicdanlar rahatlamadı.
Bu Ülkeyi Ayakta Tutanlar
Ve tüm bu karanlığın içinde, bu ülkenin utancını tek başına sırtlanmak zorunda bırakılan bir başka kesim daha vardı: halkın kendisi.
Devletin geciktiği, sistemin çöktüğü yerde insanlar vardı.
Evindeki son battaniyeyi tanımadığı birine uzatanlar vardı.
Çocuğunun montunu çıkarıp başka bir çocuğun üzerine örten anneler vardı.
Arabasına sadece ekmek ve su değil, umut yükleyenler vardı.
Tenceresinde ne varsa paketleyip yola çıkanlar, sınırları ve dilleri aşarak yardıma koşanlar vardı.
Enkaza tünel kazarak giren Zonguldaklı madenciler vardı.
İlk günden itibaren canını ortaya koyan Haluk Levent vardı.
Aylarca Malatya’da desteğini esirgemeyen Çalık Grubu vardı.
Rönesans Grubu vardı.
Hatay’da, Adıyaman’da, Kahramanmaraş’ta belediyeler, gönüllüler, isimsiz binlerce insan vardı.
Eğer bu ülke tamamen çökmemişse, onların sayesinde çökmemiştir.
Unutmak Suç Ortaklığıdır
6 Şubat bize çok net bir gerçeği gösterdi:
Bu topraklarda aynı anda hem büyük bir vicdansızlık hem de büyük bir insanlık yaşıyor.
Aynı toplumun içinde hem mezar kazanlar hem hayat kurtaranlar dolaşıyor.
Ve bu çelişkiyle yüzleşmeden, bu aynaya bakmadan hiçbir şey düzelmez.
Unutmak isteyen çok.
“Geçti gitti” demek isteyen daha da çok.
Ama unutmak, suç ortaklığıdır.
6 Şubat sadece bir yas günü değildir. Bir suç mahallidir.
Ve bu suç mahallinde herkesin yeri bellidir:
Ya enkazın altındakilerle berabersindir ya da o enkazı üretenlerle.
Başka bir yerde durmak mümkün değildir.
Her unutmaya çalıştığında, enkaz başında enkaz altındaki kızının elini tutan babayı hatırla.
