Genç Ölümlerin Artışı ve Toplumsal Soru İşaretleri
Son dönemlerde artan kalp krizleri toplumda büyük bir kaygı yarattı. Özellikle genç yaşlarda yaşanan ani ölümler hepimizi derinden sarsıyor. Malatya’da 12 yaşındaki bir kız çocuğunun okulda aniden kalp krizi geçirerek vefat etmesi beni de derinden etkiledi. Yakın çevremde arkadaşlarımın akrabalarında yaşanan benzer kayıpları duydukça acı daha da ağırlaşıyor.
Bu ölümlerin sebepleri artık açık ve bilimsel bir dille kamuoyuyla paylaşılmalı. “Aile yatkınlığı”, “beslenme”, “günlük yaşam rutini” gibi klasik açıklamalar toplumu ikna etmiyor. Pandemi sonrası kalp krizi oranlarının özellikle gençlerde belirgin şekilde arttığı görülüyor. Bu artışın nedenleri araştırılmalı ve toplum gerçek bilgilerle buluşturulmalıdır.
Aşıyla bağlantı ihtimali de —varsa— şeffaf şekilde tartışılmalıdır. Bu yalnızca bir ihtimaldir; fakat ihtimaller bile toplumdan gizlenemez. Sağlık politikalarında şeffaflık bir lütuf değil, temel bir haktır.

Tabip Odalarının bu süreçte neredeyse tamamen sessiz kalması da düşündürücü. Her konuda açıklama yapan odaların, genç kalp krizlerindeki artış hakkında tek bir cümle kurmaması geniş bir soru işareti yaratıyor. Aynı şekilde, baroların da Avrupa’daki örneklerde olduğu gibi tek bir dava bile açmamış olması ayrı bir tartışmayı hak ediyor.
Kısacası: toplum cevap bekliyor. Sağlık Bakanlığı’ndan, Tabip Odalarından, Barolardan ve duyarlı meslek örgütlerinden net açıklamalar gelmeli.

Bilimsel Verilerin Gösterdiği Tehlike ve Çocuk Yaştaki Kayıplar
İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bilge Erdoğan’ın aktardığı son araştırmalar durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Koronavirüs döneminden sonra 25-44 yaş aralığında kalp krizi oranlarının %30 arttığı bildiriliyor. Bu tablo karşısında artık kimsenin susma hakkı kalmamıştır.
Avrupa’da kalp krizi yaşı ortalama 60-65 civarındayken, Türkiye’de uzmanlara göre bu yaş 50-55 bandında seyrediyor. Yani Türkiye’de kalp krizleri Avrupa’dan yaklaşık 10 yıl daha erken görülüyor. Yirmi yıl önce çoğunlukla 60 yaş üstünde olan kalp krizleri bugün 45 yaş altına kadar indi. Bunun yanında yaşlı nüfusta azalma yaşanırken 25-44 yaş grubunda belirgin bir artış görülüyor.
Bu art arda gelen acı haberlerle birleşince tablo daha da ağırlaşıyor.
Malatya’da 12 yaşındaki Sude…
Trabzon Of’ta 13 yaşındaki bir öğrenci…
Ordu Ünye’de 11 yaşındaki Suat…
Hayatlarının en güzel çağında yitip giden bu çocuklar hepimize ağır bir soru bırakıyor: “Bu ölümleri neden engelleyemiyoruz?”
Okullar güvenli alanlar olmalı. Çocukların nefes aldığı, geleceğe hazırlandığı, korunmuş hissettiği yerler… Bu beklenmedik ölümler, sağlık taramalarından acil müdahale süreçlerine kadar birçok konuda yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.
Bu ülkenin çocukları bizlere emanettir. Bir çocuğu kaybettiğimizde yalnızca bir aile değil, bir toplum eksiliyor.
