Dil, bir halkın kimliğinin, tarihinin ve kültürünün taşıyıcı ana kolonudur. İnsanlık tarihinin ortak mirası olan diller, bireylerin kendilerini ifade etme ve topluluklarının hafızasını yaşatma araçlarından en önemlisidir.
Gel gelelim…
Türkiye’de anadiller, özellikle Kürtçe ve Zazaki/Kırmançki, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana uygulanan tekçi politikalar nedeniyle sistematik bir şekilde yok sayılmış, baskılanmış ve asimilasyona maruz bırakılmıştır. UNESCO’nun “Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre, Türkiye’de 18 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır ve Zazaki/Kırmançki bu diller arasında maalesef ilk sıralarda yer alıyor!
Kürtçe ise, yaygın kullanımı ve görece güçlü direnişine rağmen, kamusal alanda ve eğitimde hala ciddi engellerle karşılaşmaya devam ediyor.
Kürtçe ve Zazaki/Kırmançki, Hint-Avrupa dil ailesinin İranî koluna ait diller olup, tarihsel olarak Mezopotamya ve Anadolu’nun kadim coğrafyalarında gelişmiştir. Kürtçe, Kurmanci, Sorani ve Gorani gibi lehçeleriyle milyonlarca insan tarafından konuşulurken, Zazaki/Kırmançki, ayrı bir dil olarak kendi dilbilimsel özelliklerine sahiptir. İtiraz edenler olacaktır ama bunu ben değil, dil bilimciler ifade ediyor.
Zazaki/Kırmançki’nin Kürtçe’nin bir lehçesi olmadığı, dilbilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır; farklı bir sözdizimi, fonetik yapısı ve kelime dağarcığına sahip olup, bağımsız bir dil statüsünde olduğu ifade ediliyor.
Kürtçe ise, yazılı edebiyatı ve sözlü geleneğiyle binlerce yıllık bir geçmişe sahip kadim bir dildir. Ehmedê Xanî’nin 17. yüzyılda yazdığı Mem û Zîn gibi eserler, Kürtçe’nin edebi zenginliğini en net biçimde ortaya kokuyor. Zazaki/Kırmançki ise daha çok sözlü gelenekle aktarılan bir zeminde duruyor. Ancak son yıllarda yazılı eserlerle de güçlenmeye başladığını söyleyebiliriz.
Her iki dil de, insanlığın tarihsel mücadelelerini, mitolojilerini ve kültürel değerlerini taşıyan birer hazinedir.
Anadilimiz Neden Önemli?
Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; bir halkın kimliğini, hafızasını ve benliğini somutlaştırır. Kürtçe ve Zazaki/Kırmançki, halkların tarihsel varlığını, acılarını, sevinçlerini ve mücadelelerini yansıtır. Bu diller, halkların sanatını, müziğini, edebiyatını ve günlük yaşamını şekillendiren temel unsurlardır. Örneğin, Kürtçe dengbêjlik geleneği, tarihsel olayları ve destanları nesilden nesile aktarırken, Zazaki/Kırmançki’de ise ağıtlar ve halk hikayeleri, bu dili konulan toplumun kültürünün ruhunu taşır.
Anadillerin korunması, kültürel çeşitliliğin ve insanlık mirasının sürdürülebilirliği için mutlaktır.
UNESCO, dillerin yok olmasının, insanlığın ortak hafızasında onarılmaz bir kayıp yaratacağını vurgular.
Bir dilin kaybolması, o dilin taşıdığı bilginin, dünya görüşünün ve estetik değerlerin de yok olması demektir. Kürtçe ve Zazaki/Kırmançki gibi diller, Anadolu ve Mezopotamya’nın çok kültürlü dokusunun ayrılmaz parçalarıdır. Bu dillerin yok olması, bu coğrafyanın kültürel zenginliğini çoraklaştırır, aynı zaman da toplumsal barışı da tehdit eder.
Üniversitelerde Ne Durumdayız?
2012-2013 eğitim-öğretim yılında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ortaokullarda “Yaşayan Diller ve Lehçeler” başlığı altında seçmeli Kürtçe ve Zazaca dersleri başlatıldı.
Ancak, bu dersler haftada yalnızca iki saatle sınırlıdır ve seçmeli ders kotası, talebin tescil edilmemesi, sistemde engellemeler gibi pek çok bürokratik engel, bu hakkın etkin kullanımını zorlaştırdı.
Liselerde ise Kürtçe ve Zazaca’ya yönelik ciddi bir müfredat veya eğitim programı hala bulunmuyor.
Üniversitelerde durum biraz daha olumlu görünse de, yetersizlikler göze çarpıyor. 2022 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarına göre, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde Kürt Dili ve Edebiyatı için 25, Muş Alparslan Üniversitesi’nde 30, Bingöl Üniversitesi’nde 30; Zaza Dili ve Edebiyatı için ise Bingöl Üniversitesi’nde 30, Munzur Üniversitesi’nde 25 kontenjan ayrıldı.
Bu kontenjanlar tamamen dolmuş, hatta okul birincileriyle birlikte 145 öğrenci bu bölümlerde öğrenim görmeye hak kazandı.. Ancak, bu sayı, milyonlarca Kürt ve Zaza’nın anadil talebini karşılamaktan uzaktır. Üniversiteler, bu bölümler için kontenjan artışı planlasa da, devletin genel politikası, anadilde eğitimi yaygınlaştırmak yerine sembolik adımlarla sınırlı kalıyor.
Yok olma tehlikesinin temel nedenleri, devletlerin asimilasyoncu politikaları, anadilde eğitimin yasaklanması, kamusal alanda dil kullanımının engellenmesi ve yeni nesillerin anadillerini öğrenme fırsatından yoksun bırakılmasıdır.
Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren uygulanan “tek dil, tek millet” politikası, Kürtçe ve Zazaca’nın kamusal alandan dışlanmasına yol açmıştır. 1983-1991 yılları arasında, Türkçe dışındaki dillerde yayın yapmak, eser basmak veya tanıtım yapmak yasaktı; bu yasaklar, özellikle Kürtçe’yi hedef aldı. 2007’de Diyarbakır’da belediye hizmetlerinde Kürtçe kullanımının Anayasa’ya aykırı bulunması gibi olaylar, devletin anadil karşıtı tutumunu açıkça ortaya koydu.
Günümüzde, seçmeli dersler ve TRT 6 gibi sembolik adımlar, anadil taleplerini karşılamaktan uzaktır ve kültürel etkinlikler sıkça yasaklanmaktadır.
Türkiye’de devletin dil politikaları, kısa vadeli siyasi çıkarlara dayalıdır. Örneğin, anadilde yayın yapan basın organlarının kapatılması, kayyımlarla çok dilli tabelaların kaldırılması ve seçmeli derslerin fiilen etkisiz hale getirilmesi, devletin kültürel çeşitliliği koruma konusundaki samimiyetsizliğini ortaya koyuyor. UNESCO’nun anadilde eğitimin pedagojik faydalarını vurgulayan raporlarına rağmen, Türkiye bu hakları tanımamakta direniyor.
Kürtçe ve Zazaca, Anadolu ve Mezopotamya’nın kültürel zenginliğinin ayrılmaz parçalarıdır. Ancak, devletin asimilasyoncu politikaları, bu dilleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaya devam ediyor.
Kürtçe ve Zazaca’nın kurtuluşu, anadilde eğitimin anayasal güvence altına alınması, kamusal alanda serbestçe kullanılması ve kültürel etkinliklerin desteklenmesiyle mümkündür. Dilimiz kimliğimizdir; onu yaşatmak, varlığımızı sürdürmektir!
