Adlandırma yalnız isim verme değildir; varlığı kurma biçimidir. Bir coğrafyanın adı, onun nasıl düşünüldüğünü gösterir. Dersim’de suyun dili, doğanın nesne değil süreç olarak kavrandığını açığa çıkarır. Bu nedenle Mızur Nehri — resmi adıyla Munzur — yalnız hidrografik bir unsur değil, ontolojik bir anlatıdır.¹
Dersim Kurmancîsi ve Zazakisinde suyun oluşum evreleri şu dizgede ifade edilir:
Şili → Şıl → Lulik → Mız → Çav/Çım → Kanî/Heni → Kom²
Bu zincir, suyun fiziksel hareketini anlatmaktan çok, görünmeyenin görünür hale geliş sürecini kavramsallaştırır.
Şili yağmurdur: göksel başlangıç.
Şıl, henüz akışa geçmemiş nemdir: potansiyel.
Lulik, bastırılmış sızıntıdır: ilk işaret.
Mız, kırılma anıdır: doğum.
Çav, gözün açılmasıdır: görünürlük.
Kanî, süreklilik kazanmış akıştır.
Kom, suyun insanla karşılaşmasıdır.
Bu sıralama bir ontoloji önerir: varlık sabit değil, oluş hâlindedir.
Bu zincirin merkezinde yer alan “Mız” evresi kritik eşiği temsil eder. Yeraltında biriken görünmeyen potansiyel burada kırılır ve dışarı çıkar. Nehir adını bu andan alır. Mızur, doğum anının hatırasıdır.
Bu nedenle Mızur bir nesne değildir. Bir olaydır. Sürekli yeniden gerçekleşen bir doğuştur.
Resmi kullanımda yerleşen “Munzur” biçimi ise akışı sabitleyen coğrafi adlandırmadır. Harita dili oluşu dondurur. Nehri bir varlık olarak tanımlar. Halk dili ise onu bir süreç olarak hatırlar.
Burada iki farklı varlık anlayışı karşı karşıya gelir:
Sabit olanın ontolojisi
Oluşun ontolojisi
Mızur adı oluşun tarafındadır; Munzur adı sabitlemenin dilidir. Bu fark yalnız fonetik değildir. Hafızasal ve düşünsel bir farktır. Halk söyleyişi nehrin doğumunu korur; resmi ad onun sonucunu adlandırır. Birinde hareket, diğerinde tanım vardır.
Halk deyimi hâlâ bu hafızayı taşır:
Wa ci miz u dumane
No ci miz u dumano³
Bu ifade tufanı, korkunç doğa patlamasını anlatır. Miz burada kontrolsüz çıkıştır: bastırılmış olanın geri dönüşü.
Bu yazı bir köken iddiası ileri sürmez; bir hatırlama biçimini görünür kılar. Halk arasında yaşayan bu ifade, “miz” kökünün taşkın ve zorlayıcı çıkış anlamını açık biçimde korur. Nehrin adı bu söz içinde saklı gibidir: coğrafya, kendi adını gündelik dilin içinde tekrar eder.
Sümer metinlerinde geçen uz kökü, yıkıcı güç ve kontrolsüz enerji alanında kullanılır; bazı bağlamlarda içeriden dışarı taşan zorlayıcı kuvveti çağrıştırır. A. Ungnad, Subartu çalışmasında Sümer yazıtlarında geçen “uz-strom” ifadelerine dikkat çeker ve “Subartu’nun uz nehri” ile “yüksek ülkenin uz nehri”nden söz edildiğini aktarır.⁴
Doğrudan etimolojik özdeşlik kurulamaz. Ancak semantik paralellik dikkat çekicidir.⁵
Sümerce uz — Dersim mız
Zorlayarak çıkış — basınçlı fışkırma
İçten dışa hareket — yarılarak doğuş
Taşkın potansiyeli — korku metaforu
Bu yapı, coğrafyanın dil içinde saklanan hafızasıdır.
Hakikat hazır değildir, doğar. Saklanabilir, ertelenebilir, bastırılabilir; ama yok edilemez. Zamanı geldiğinde kırılır ve görünür olur. Nehir bu düşüncenin fiziksel metaforudur.
İmparatorluk coğrafyası sınırlar çizer, adları düzenler. Yerel dil ise başka bir arşivdir.Mızur adının halk söyleyişinde sürmesi, bu hafızanın sürekliliğini gösterir.
Bazı coğrafyalar nesne değildir. Olaydır.
Mızur böyle bir coğrafyadır.
Dipnotlar
¹ Yi-Fu Tuan, Space and Place, 1977.
² Dersim sözlü kültür derlemeleri ve yerel ağız kayıtları.
³ Dersim sözlü anlatılarında “miz” kökünün taşkınlık anlamı.
⁴ A. Ungnad, Subartu, 1936, s.61.
⁵ R.L. Trask, Historical Linguistics, 1996.
