1. BÖLÜM
İnsanın anlam arayışında sanat; sadece kanatları değil, yaratıcı ruhudur da. Kanatlarıyla rasyonalizm ve estetizm arasında huzur ve güven veren bir köprü- denge kurar; aynı yolla insana alternatif düşünce alanları açar. Sanatın evrensel ve sınırsız doğası, politik argümanlara ve sanatı araçsallaştıran modern sistemlere sığdırılamaz.
Sanat ve sanatçıdan doğrudan, kestirme bir mesaj vermesi ya da pratik bir sorunu çözmesi beklenemez. Sanat; dar kalıplara, geleneksel ahlak normlarına ya da pratik ihtiyaçlara indirgenemez. Bir siyasi propaganda ya da ideolojik yayılma aracı olarak da görülemez. İç yapısal değerleri ve yaratıcı evrimi göz ardı edilerek salt finansal bir yatırım bir meta olarak da ele alınamaz.
Egemen Yapıların Kıskacında Sanat
Ancak merkezi, devletçi yapılar bu yaklaşımı reddeder. Sanat ve sanatçıların, belli tarihsel kesitler dışında, siyasal, ekonomik ve idari baskılarla yüz yüze kalmış olması acı vericidir. Egemen yapılar; sanat ve sanatçıyı kendi sistemine dahil etmek, onları “devlet”, “iktidar” ya da “parti” sanatçısı olarak görmek istemiş ve çoğunlukla da bunda başarılı olmuştur.
Oysa sanat, tarihsel ve güncel planda bir aydınlanma ve ruhsal motivasyon değeri olarak öne çıkar. Bilim, aydınlanmanın zihni yani aklı ise; sanat ruhudur. Ancak sanatçı ruh, akıldan farklı bir diyalektikle işler. O, toplumsal hakikatten feyz alır ancak yaratıcı dünyası “sonsuzluktur.” Toplumsal hakikati tekrar etmez; sonsuzluk içinde estetize ederek yeniden ve yeniden üreterek, yeni ufuklar açar. Toplumlar da bu iki değer (akıl ve ruh) arasında kurdukları doğru bağla ilerlerler.
Sanatsal aydınlanma, politik aydınlanmayla yakınlık kurar ancak öz ve biçim olarak farklı yollar izler. Sanat; sorgulanmadan kabul edilen dogmaları yani dini, inançları, siyasal ya da toplumsal tabuları sarsarak alternatif duygu ve düşünce alanları oluşturur; böylece insanın anlam arayışını güçlendirir. Ancak bunu belli bir siyasal aidiyet ya da tezle yapmaz; metaforlar, soyutlamalar ve imgeler yoluyla gerçekleştirir. Böylece farklı bir dil ve anlam bütünü yaratır. İnsanların sanata ve sanatçıya doğru akışı, işte bu anlam bütününün eseridir.
Rönesans’ta Zanaatkarlıktan Dehaya Dönüşüm

Bunun çarpıcı bir örneği Rönesans’ta görülür: Sanat, karanlık çağın dinsel, geleneksel ve inançsal temalarının “insanileştirilmesi” yoluyla ön açar. Tabii ki sosyal dönüşümlerin halk tarafından benimsenerek kalıcılaştırılmasının da… Rönesans’ta sanat, toplumsal hafızayı diri tutar ve toplumun genel aydınlanmacı idealler etrafında birleşmesini sağlar.
Bu dönemde de sanatı bir basınç, sınırlama ve denetime alma isteği vardır ancak sanat çoğunlukla bir şeye ya da bir yerlere angaje olmadan ilerler. Böylece Orta Çağ’da sadece birer “zanaatkâr” sayılan sanatçılar, Rönesans’la birlikte “dahi ve entelektüel yaratıcılar” olarak anılır ve yüceltilir olur.
Evet, Kilise ve yeni zengin elitlerin egemenliklerini meşrulaştırma isteği ile sanatçı ve sanatsal yaratılar arasındaki derin çelişkiler vardır. Oldukça da yoğundur. Örneğin Floransa’da Medici Ailesi ve Kilise gibi yapılar, sanat ve sanatçılar üzerinde ciddi siyasal ve ekonomik baskılar kurmuş, onları yönlendirmiştir. Ancak bu durum, Rönesans’ın ve sanatın öncü/yaratıcı rolünü değiştirememiştir.
“Atinalı Tutkusu” ve Savaşın Ortasında Sanat
İsterseniz biraz daha gerilere gidelim. Gerilerde ne mi var? Gerilerde, sanatın ve sanatçının ağırlığını, toplumsal inşadaki karşılığını buluruz.
MÖ 5. yüzyılda Atinalılar; demokrasi, felsefe, sanat ve edebiyatta Batı uygarlığının temelini atan, bilgeliğe ve kültüre odaklanan antik bir halktır. Atina’yı Atina yapan, yaratıları kadar sanatsal çabasıdır. Bu çabaya “Atina estetiği” ya da “Atinalı tutkusu” da denebilir. Akla gelebilecek her konuda açık yürekli, doğrudan, aydınlatıcı bir tartışma ve yaratı alışkanlığını ifade eder bu.
İlginç bir hakikattir: Antik Atina ölüm kalım savaşı verirken, ölümcül yenilgiler alırken -ki Atina yurttaşları arasında doğal olarak “savaşma arzusu” artmıştır- Atina devleti böyle bir ortamda, Spartalılar gibi toplumu savaşa ve şiddete angaje etmez. Halktan topladığı vergilerle oyunlar/temsiller sergiler. Bu oyunlar çoğunlukla savaş karşıtıdır ve milliyetçi duygulara tavır alır içeriktedir. Bu içerik aynı zamanda eril egemen eğilimleri de sınırlar.
İnceliğe bakar mısınız? Müthiş bir estetizmdir bu. Müthiş bir aydınlanma edimi… Antik Atina, toplumu savaşa yöneltmek, yedeklemek yerine; insancıl, barışçıl mesajlar veren bir sanat anlayışıyla öne çıkmayı seçer. Sanat yoluyla toplumu doğal ve sağlıklı kılma yolunu tercih eder. Sanat ve sanatçı “demokrasi önderlerini” amansızca eleştirir olmasına rağmen, Antik Atina sanat ve sanatçıya yatırım yapmaktan vazgeçmez. Sanat politikalarının tarihle, güncel ihtiyaçlar ve sanatla uyumu; senkronizasyonudur bu…
Aynı Atina’da tiyatrolara ayrılan para kutsal sayılır, kimseler dokunamaz. Neden mi? Çünkü toplum, sanat yoluyla dönüşmüştür. Derin anlamlı tragedyaları, ince ve zarif komedileri anlayan ve seven bir toplum haline gelmiştir.
Nedir bu? Toplumsal “değer duygusunun” ve “değer yolunun” belirlenmesidir ve bu, sanatla başarılmıştır. Çünkü Antik Atina toplumunda sanat, bir iktidar aracı ya da bir meta değil, bir değer ölçüsü olarak yer edinmiştir.
İnsanı Ölçü Alan “Sanat Toplumları”

Benzer bir durum Rönesans İtalyası’nda da vardır. Ozanlara, ressamlara, düşünürlere ve bilgelere verilen değer; Atina’nın güzelliğe ve akla verdiği değer gibidir. Floransa da öyledir. Sanat; krallardan, prenslerden çok daha üstün bir yerdedir.
Tarihsel arka planın anlattığı şudur: Sanat ve sanatçı, toplumun kimliği değil, kişiliği gibidir. Sanata; ticaretten, politikadan ve askerlikten çok daha üstün bir değer verilmiştir. Bu toplumlara “sanat toplumları” ya da “bilgi toplumları” da denebilir. Vardıkları sonuç ise şudur: İnsan en temel değerdir ve her şeyin ölçüsüdür. Bu anlayışın beslediği sanat ve sanatçı edimi, toplumsal kaosa son verir.
Sonuç olarak; “Rönesans İtalyası insanları, güzelliği yaratan, belirsizliği yok eden, kaba gücü ayıklayıp incelten, yaşamın gerçek koşullarını değiştirip özünü zenginleştiren ve adeta tanrısal bir yücelikle aralarında dolaşır gördükleri sanatçıları, soylarının en seçkin örnekleri diye saygıyla anmışlardır.”
1. Bölüm’ün özetlediği şudur:
Bir; Sanat, akıl ve ruh olarak öne çıkan iki değer arasında kurduğu bağla toplumların ilerlemesini sağlar.
İki; Sanat toplumlara, her konuda aydınlatıcı tartışma ve özgür yaratı alışkanlığı kazandırır.
Üç; Sanat, toplumsal aydınlanma ve ilerleme için, tabuları yıkar ve “demokratik öndelikleri” eleştiriye açar.
Dört; Sanat “değer duygusunu” belirler.
Beş; Sanat, siyasetten, askerlikten, ticaretten çok daha başka bir yerdedir; içeriğiyle eril egemen anlayışı ve şiddeti tasfiye eder.
Altı; Toplumlar sanat ve sanatçıyla bütünleştiği oranda kültürel olarak zenginleşir.
-Devam Edecek…
