Malatyalı yönetmen Turgay Kural’ın yönettiği “Ada’m” belgeseli, Amerika’da düzenlenen ‘Boston Türk Filmleri Festivali’nde belgesel sinema kategorisinde özel mansiyon ödülüne layık görüldü.
Kural, bu ödülle birlikte ikinci defa bu prestijli ödülü kazanan sayılı yönetmenlerden biri oldu. Belgesel, 80 yaşındaki Ziya Abay’ın eşinin ölümü sonrası Tunceli‘deki adasında geçirdiği yaşamı konu alıyor.
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Cumhuriyet Sosyal Bilimler MYO Radyo Televizyon Programcılığı Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi olan Turgay Kural’ın hazırladığı “Ada’m” adlı belgesel, ABD’nin Massachusetts eyaletinde düzenlenen 15. Boston Türk Filmleri Festivali’nde ödüle layık görüldü.
Festivalde profesyonel yönetmenlerin kıyasıya yarıştığı belgesel sinema kategorisinde büyük ilgi gören Türk filmleri, Amerikalı izleyiciler ve Amerika’da yaşayan Türk vatandaşları tarafından merakla takip edildi. Malatyalı yönetmen Turgay Kural’ın “Ada’m” adlı belgeseli, birçok rakibini geride bırakarak belgesel sinema kategorisinde özel mansiyon ödülünü kazandı. Film, Amerikalı sinema eleştirmenleri tarafından “Görkemli Sinematografiye Sahip Bir Film” olarak övgü aldı ve uluslararası alanda büyük bir başarı elde etti.
Ayrıca, 2015 yılında düzenlenen Boston Türk Filmleri Festivali’nde de özel mansiyon ödülü alan Turgay Kural, ikinci kez bu ödüle layık görülen ender yönetmenler arasında kendine yer buldu. “Ada’m” belgeseli, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Film Atölyesi (CÜFA) bünyesinde hazırlandı.
Belgeselde, Tunceli’nin Pertek ilçesinde bulunan Keban Barajı’nda 14 yıldır yaşayan ve bu süreçte 3 bin 500 ağaç dikerek adasını adeta bir cennete çeviren 80 yaşındaki Ziya Abay’ın hayatı anlatılıyor.
ADASINA 3 BİN 500 AĞAÇ DİKTİ
Eşini yıllar önce bir trafik kazasında kaybeden Abay, eşinin doğaya ve ağaçlara verdiği önemi yaşatmak amacıyla Eskişehir’den ayrılarak memleketi Pertek’e yerleşmiş ve tek başına yaşamını sürdürmeye başlamıştır. Ağaç ve doğa sevgisiyle dolu olan Abay, adasında 3 bin 500 ağaç dikerek hem doğaya katkı sağlamış hem de eşinin anısını yaşatmıştır.
2 KAMERA İLE TEK BAŞINA ÇEKTİ
Yönetmen Turgay Kural, Abay’ın etkileyici yaşamını belgesel yapma kararı alarak adada çekimlere başlamıştır. Çekimler, adada elektrik olmaması nedeniyle zorlu bir süreç olmuş; ancak Kural, cihazların elektriği adaya götürülen güneş panelleri vasıtasıyla karşılandı. 2 kamera ile filmi tek başına çekerek Abay’ın yaşamına dokunaklı bir bakış sunmuştur. Festivalde elde edilen ödül, belgeselin uluslararası alandaki başarısını bir kez daha kanıtlamıştır.
Yönetmen Turgay Kural, Amerika’da düzenlenen festivalde aldıkları güzel sonuçla ilgili olarak, “Ada’m” belgeselinin öyküsüne duyduğu etkiyi ve Ziya Abay’ın yaşantısına olan hayranlığını paylaştı.
“Ziya amcamızın öyküsüyle katıldığımız bu festival bizim için önemliydi. Ziya amcamız, 14 yıl önce Eskişehir’den eşini kaybettikten sonra doğup büyüdüğü Tunceli Pertek’e gelerek burada yaşamını bir adada sürdürüyor. Adada bulunduğu süre içerisinde 3 bin 500 adet ağaç dikiyor. Ayrıca, boş zamanlarında da dağlardaki ağaçların bakımını üstlenerek, doğaya el verdiğince katkı sağlıyor. Bu anlamda Ziya amcamızın felsefesi, yaşam karşısındaki bu duruşu beni çok etkilediği için bu belgeseli çekme kararı aldım”
Belgeselde yer alan Ziya Abay ise eşini kaybettikten sonra adaya yerleşme nedenini ve adada geçirdiği yaşamı anlatarak:
“Eşimi çok seviyorum, o da beni çok severdi. Ben, Ankara’daydım, haber geldi. Kardeşim Bursa’ya giderken trafik kazasında eşimi ben kaybettim. Yıkıldım, bittim, tükendim. Birbirimize aşıktık, birbirimizi seviyorduk. Başımıza bunun geleceği aklımızdan geçmiyordu. Eşim ağacı çok sevdiğinden dolayı bende ondan etkilendim, birde onu unutmamak için bu adaya geldim. Ağaçları diktim, onları candan sevdim, onlara hayran, kurban oluyorum, hepsi eşimin hatırı için. Bu ada 82 dönüm, geldiğimde yüzüne bakılacak bir yer değildi. “Ben burayı nasıl yeşillendirebilirim?” düşüncesiyle ağaç dikmeye başladım. 14 yılda 3 bin 500 fidan diktim. Onlara hayranım, onları çok seviyorum. Eşim evde gül yetiştirirken hep onlarla konuşurdu, onlar canlı anlıyorlar, biz anlamıyoruz. O gittikten sonra güller soldu, kurudu. Ağaçları sulamak için bir düzenek kurdum. Motoru çalıştırıyorum, su basıyor, akşama kadar işim gücüm ağaçları sulamak. Sulamayı her gün yapıyorum. Eskiden üç bölüm yapıyordum, şimdi yaşlandım ikiye düştü. Yaşım 80, yorulmak diye bir şey bilmiyorum. Ağaçla uğraştığım için kendimi çok güçlü hissediyorum. Kendimi ağaca vermişim, onları canlı tutmaya çalışıyorum, yeter ki onlar yeşil kalsın. Onları seviyor, konuşuyorum. Çok para harcadım, yalnız hesabını bilmiyorum çünkü hesabını tutmuyorum. Aldığım parayı mazota veriyorum, yetiştiremiyorum. Bu ada da en çok sevdiğim ıhlamur ağacı, o ağaca ‘Emine’ ismini verdim. O, ıhlamur ağacını çok severdi. Ihlamur ağacına su verirken eşimi hatırlıyorum, eşim sağ olsaydı, bu adayı görseydi ben çok mutlu olurdum ama kısmet olmadı. Bu adada 3 bin 500 ağaç var. Beni tabii ki zorluyor. Bazen hortumlarda yırtık oluyor, onları tamir edip, su boşa gitmesin diye çalışacak hale getiriyorum. Benim 9 kedim var, onlar yol arkadaşlarım. Bahçede gezerken, arkamdan geliyorlar. Bazen onlara yemeğimi de kaptırıyorum ama onlara kızmıyorum. Barakamda kışın kalamıyorum, üşüyorum, yağış olunca ıslanıyorum. Camı, penceresi yok. Sıkıntı çekiyorum. Çocuklarım her dakika “sağ mısın?” diye sürekli arıyorlar. Canım sıkıldığı zaman çantam sırtımda dağlara çıkıyorum. Bazen bizim askerlerle karşılaşıyorum, ‘Sen ne yapıyorsun?’ diyorlar, ‘Badem dikiyorum’ diyorum, beni oturtup yemek ikram ediyorlar, ‘Sen ne kadar çalışkan bir adamsın’ diyorlar. Çalıların içine badem dikiyorum ki hayvanlar yemesin, o dağlara binlerce badem diktim. 500 ağaç yeri de kepçeyle kazılmış vaziyette ama gücüm yetmiyor ki o fidanları dikeyim. Zararda etsem ben bu sevdadan vazgeçmeyeceğim. Gücüm yeterse daha da çok ekeceğim, hiçbir yeri boş bırakmayacağım.”
