escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
  1. Haberler
  2. GÜNCEL/İZ
  3. Kürt Siyaseti: Duygusal Birlik, Siyasal Ayrılık, paradigmasal hakikatler…

Kürt Siyaseti: Duygusal Birlik, Siyasal Ayrılık, paradigmasal hakikatler…

featured
Kürt Siyaseti: Duygusal Birlik, Siyasal Ayrılık-2
(2.Bölüm)

M. BİDAV: Türkiye, Rojava, Güney ve Doğu Kürdistan için tek bir çözüm hattı mümkün değil yani.  Bir parçada demokratikleşme ve entegrasyon mümkünken, başka bir parçada özerklik daha gerçekçi diyorsunuz yani?  Peki,Türkiye parçasını diğerlerinden ayıran özellik sizce nedir?

D. KARAKOÇAN: Evet tam da öyle. Bir de İran faktörü var tabi. İran’ da ise bir belirsizlik vardır. Durumun neye ve nereye evrileceğini İran’ın özgül koşulları belirleyecektir. Ancak gerçek şudur ki siyasal ve idari anlamda bir “birleşik Kürdistan” dan bahsedemeyiz. Ancak haklar ve kültürel bağlar bağlamında bir ortaklaşmadan bahsedilebilir. Sorunuzun doğrudan yanıtı ise tüm “parçalar” için tek ideoloji, tek politik merkez, tek çözüm perspektifi anlayışı ile bakamayız. Siyasal ve örgütsel bağlamda da bir birinden özerk yapılar daha doğru ve gerçekçi geliyor bana…

Türkiye “parça”sını diğerlerinden ayıran şeye gelince: Ayırt edici bir çok yön var tabi. “Parça” bugün sadece coğrafi/fiziki bir tanım. Siyasal niteliği bulunmuyor. Sınırlara dayalı bir ulusçuluk  öngörülen bir şey değil. Bildiğiniz gibi Irak ve Suriye de bir defakto durum oluştu ve bu durum “özerk alan” ya da “bölgeler” oluşumunu tetikledi. Türkiye de böyle bir durum yok. İran görece daha farklı. Olası dış müdahalelerin yaratacağı bir defakto durum olabilir, olmayabilir de; kesin değil…

Somut durum yani nesnel durum üzerinden yorumlamak durumundayız.

M. BİDAV: Türkiye boyutunu biraz açsanız?

D. Karakoçan: Türkiye de durum daha farklı. Bir kez kesin ayrışmalardan bahsedemeyiz. Asimilasyon ve istibdadi entegre sürecinin yarattığı bir toplumsal kültürel geçirgenlik var. Teorik ya da siyasi bakımından bunu meşru görmeyebiliriz; değildir de. Ancak bir realite bu. Halklar, sınıflar, toplumlar, etnik kimlik ve yapılar çok iç içe geçmiş; büyük oranda entegre olmuş durumdadır. Dolaysıyla devrim ve demokrasi sorununu; ulus bazlı, sınıf ya da etnik kimlik bazlı ele almak ve bunu bir “devlet”le ya da benzeri bir yapıyla izah etmek gerçekçi değildir. Bu bağlamda ulusal kimliğe indirgenmeyecek daha genel, toplum ve halkların bütününü kapsayan bir demokratikleşme ve haklar temelli entegrasyon daha gerçekçi bir yaklaşım gibidir.

M. BİDAV: Demokratikleşme olmazsa uluslaşma olur mu? “Demokratik toplum” modelini yetersiz bulan yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

D. KARAKOÇAN: Uluslaşma olur ancak olan “demokratik ulus” olmaz.  Bilindiği gibi Ulusların, ulus devletlerin ortaya çıkışı sanayileşme ve onu izleyen Fransız Devrimiyle başlar. Bunu bilmeyenimiz yoktur. Ortak pazar, ortak dil, ortak kimlik, ortak kültür ve ortak ruhsal yapı  gibi özellikler ulusu oluşturan etmenlerden her biridir. Uluslaşma, ulusun karakteristik özelliklerini güçlendirdi ancak güçlü baskıcı devletler/rejimler de yarattı. Uluslaşma eşittir demokratikleşme değildir. Bu nedenle “demokratik ulus” tezi geliştirilmiştir.

Burada Öcalan’dan şu pasajı aktarmayı gerekli görüyorum. Öcalan, “Toplumlar için ulus-devlet modeli tam bir baskı ve sömürü tuzağıdır, şebekesidir. Demokratik ulus kavramı bu tanımı tersine çevirir. Katı siyasi sınırlara, tek dile, kültüre, dine ve tarih yorumuna bağlanmamış demokratik ulus tanımı çoğulcu, özgür ve eşit yurttaşlarla toplulukların bir arada dayanışma içinde yaşam ortaklığını ifade eder. Demokratik ulus halkın iktidar ve devlete dayanmadan kendini bizzat uluslaştırmasıdır, bunun için gerekli olan politikleşmeyle gerçekleştirdiği uluslaşmadır.” der.

Burada kayıtsız şartsız, kimliksiz, talepsiz, hak ve özgürlüksüz bir entegre durumu bulunmuyor. Demokratik ulus olgusu entegrasyonun siyasal karakterini oluşturur. Entegrasyon denen şey ise,  demokratik haklar temelinde devlet yapısına entegrasyondur. “Türk” ya da “Türklük” kimliğine, “Türkiye ulus kimliğine” bu kimliğin “tekçi” yapısına entegre olamak değildir. Entegrasyon “Türk kimliğine tabi olmayı” içermez. Vatandaşlık hukuku içinde ve haklar temelinde devlet yapısına entegrasyonu içerir. Bu kadar net.

M.BİDAV: Ya demokratik toplum modelini yetersiz bulanlar…?

D. KARAKOÇAN: Demokratik toplum modelini yetersiz bulmak ise aslında bir yanılsamadan kaynaklanıyor. Eleştirilebilir. Yetersiz görülebilir. Pratik modelleri çürütebilir. Bunlar hayatın içinde var. Birey olarak karşı çıkmam. Modeli yetersiz bulma ya da karşı durma eğilimini bir “yanılsama ya da yanılma” olarak değerlendirebilirim.

Bu yanılsama; Ulus ya da etnik kimlikli yapıları, bunların idari şekillenişleri demokrasiden-demokratik toplum içeriğinden daha ileri görme/algılama yanılsamasıdır.

Demokratik toplum içerik olarak bireysel, kamusal ve etniksel hak ve özgürlükleri içerir. Bunları eşit-özgür bir toplumsal örgü olarak geliştirir. Ancak bağımsız idari yapılara dönüştürmez. Bu sosyolojik ve kültürel olarak eşitlik-özgürlük içermeyen ulusçuluktan daha özgün ve daha ileri bir durumdur. Ulusçu kültürün yarattığı kurumsal-idari gereklilik hissinin kuvveti ve gelenekselliği “demokratik toplum” tezini baskılıyor. Çünkü içeriği çok  da bilinen, kavranmış olan bir şey değildir.

Devam edecek…

Kürt Siyaseti: Duygusal Birlik, Siyasal Ayrılık, paradigmasal hakikatler…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir