escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Felsefe
  4. “Ey dostlar, dost yoktur!”

“Ey dostlar, dost yoktur!”

featured

Düşüncenin gözü o kadar aydınlık ve o kadar karmaşık olmasaydı; bu kadar korkunç ve gizemli bir hayat yaşamıyor olacaktık!

Taş ustası babam, her taşı bir türküyle, bir mâni ile duvara örerdi. İyi bir insandı; “saflık” denebilecek kadar iyi. Her taşın bir hikayesi vardı O’nun ördüğü duvarda. Her birine bir ad verirdi. Taşın bir ruhu vardı; yerini sevip sevmeyeceğini bile sorardı: ‘Belki de köşe taşı olmak isterdi; belki de kalabalıkların arasında kaybolup gitmek…’

Bazen de türküler söylerdi Aşık Veysel’den: “Ötme bülbül, ötme bülbül / Derdi derde katma bülbül / Benim derdim bana yeter/ Bir dert de sen katma bülbül”.
Taşlar, dostluğun ve yalnızlığın hikayesini fısıldarken kulaklara O’nun türkülerinde “dost” güzellemesi eksik olmazdı.
Alevi deyişlerinde “dost” bir nakış gibi işlidir; ikrarlık, kirvelik, musahiplik, gönül birliğinin ete kemiğe bürünmüş halidir: Dost, dosttur yani… 

Aristo’nun bilgeliğine sığındım

Yıllar önce felsefenin labirentleri içinde gezerken, “ey dostlar, dost yoktur” sözü beynimde yankılanıp duruyordu. Bir iki şiirde ve yazıda Aristo’ya atfen kullandım.
Sarsıcı, çıplak bir gerçeklik… Sert ve acımasızdı…
Ben ‘böyle büyük laflar edemem’! Aristo’ya bağladım veya böyle ‘büyük laflar’ söylemekten utandım…
Gidip Aristo’nun bilgeliğine sığındım.
Ruh kırılgandır. İnsan ne kadar katı, sert gerçekçi yaşarsa yaşasın mutlaka o ‘sevgiye’, ‘ilgiye’ ihtiyaç duyar.
Etrafımızda, o kadar çok insan yalnız ki… En acı ve dramatik durum, yaşlı ve yalnız olanlar…! Onlarca yıl büyük emeklerle büyüttüğü çocuklarının yolunu gözlemekten yorulmuşlar…

Günümüzde genci yaşlısına bakılmaksızın yalnızlığını kırmak isteyenlerin büyük çoğunluğu sanal alemde yüzüyorlar…

“Biz öyle kendimizi yerleştirmeye çalışırken dünya üzerinde
O lanetli zaman, kaos, kafa karışıklığı, küf kokusu, nemli
Islak dostluklarla
Ve kendimizi aldatırken saçma deryalarda
Sen her şeyin ötesinde arındın o hakikatin nesnesiyle…” (SAK- M.B)
“Saflığı veya bütünlüğü içinde ulaşılabilir olduğu düşünülen dostluk, romans yazarlarının hobi atıdır” der Kant.

Dostluk, hakikatin nesnesidir; ateşte sınanır!

Alevi inancında dost, dostluk ‘kutsallık’ derecesinde önemli yer tutar. Hayatın ayrılmaz bir parçası gibidir. Olmazsa olmazı! Dostluk bir yolculuktur; hayatın içinde sınanır.
Türkülerin, beyitlerin ayrılmaz vurgusudur. “İlla dostun gülü yâreler beni…” dir.
Bir sofrada ekmeği bölüşmek, bir yolda omuz omuza yürümektir.
Yoldur; ikrarla bağlıdır, musahiptir, kirvedir, yoldaştır.
Dostluk saflığı, beklentisizliği, dürüstlüğü gerektirir. ‘Hesap, kitap’ içermez. İkirciksizdir. ‘Ama’sızdır.  Çıkarların gölgesi düşürse dostluk üzerine, kirlenir.
Kalabalıklar dağılır.
Geriye kırılganlık, öfke ve yalnızlık kalır.

İnsanın tüm çilesi kendi yalnızlığını taşıyamamasından kaynaklanır

“Dargın terk edilmiş bir gofer ağacının
Issızlığa hâkimiyetini göreceksin ilk…” (SAK-M. B)

Nuh’un Gemisi / Gofer Ağacı

Gofer, Nuh’un gemisini yaptığı ağaçtır: “Kendine gofer ağacından bir gemi yap!”
Unutulmuştur. İnsanlar, tüm canlılar hatırlamıyor eskiden minnet duydukları o ağacı. Gofer ağacı! Nasıl bir şey olduğunu bile bilmiyorlar. Gofer ağacı bir zamanlar kurtuluş vadedendi, ama artık yalnız ve unutulandır…
Yalnızlık, insanın çilesinin köküdür: İnsanın tüm çilesi, kendi yalnızlığını taşıyamamasından kaynaklanır.
İnsanlar yalnızlıkları veya unutulma korkusunu gidermek için çok mücadele etmiştir, ediyordur. Çok büyük eserler bu yüzden çıkmıştır.
Unutulma korkusu… veya ölüm korkusu!
Yitip gitme korkusu.  Bu güdüler çoğu zaman ‘büyük eser’lere bazen de ‘rezillik’lere dönüşmüştür; ‘su kuyusuna işemek’ gibi…

“Yalnızlık kendi kuyusunda boğulsun diye…
Beyaz bir somaki taşınan adını yazdım…” (SAK- M. B)

Dostluk, insanı hakikatle buluşturur. İnsan, dostlukla ve sevgiyle güzelleşir; kendini bulur. Ama kendini bulmayan, kirli duygulardan, çıkarlardan arınmayan biri dost olamaz. Yalnızlık kuyusunu kendi elleriyle kazar. Dostluk, bir türküyle örülen duvardır; her taş bir hikâye taşır. O duvarı güzelleştirmek bizim elimizdedir. 
Yine de yalnızlık, insanın kendisiyle buluşmasıdır. O kuyu, hakikate açılan bir kapıdır. Ölüm ise dostluğu da yalnızlığı da kucaklar. İnsan, her an öldüğünü bilerek yaşar. Hayat, dostluk, yalnızlık ve ölümle örülmüş bir duvardır. Ve bu duvarı, türkülerle, sevgiyle, saflıkla örmek, insanın kendi yolculuğudur.

Düşüncenin gözü o kadar aydınlık ve o kadar karmaşık olmasaydı; bu kadar korkunç ve gizemli bir hayat yaşamıyor olacaktık!

“Ey dostlar, dost yoktur!”
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir