Sırrı Süreyya Önder, Türkiye’nin siyaset, sanat ve toplumsal mücadele arenasındaki en renkli, en yürekli figürlerinden biriydi.
7 Temmuz 1962’de Adıyaman’ın bereketli topraklarında, sosyalist bir babanın ve Nurcu bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ziya Önder, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Adıyaman kurucularından, idealleri uğruna dimdik duran bir berberdi. Annesi Zeliha Hanım’ın ailesi ise Said-i Nursi’nin talebelerinden gelen köklü bir geleneğe sahipti. Bu iki farklı dünya, Sırrı’nın hayata bakışını şekillendiren birer pusula oldu. Henüz sekiz yaşındayken babasını sirozdan kaybettiğinde, annesi ve dört kardeşiyle dedesinin evine sığındı. Çocukluğu, yoklukla mücadeleyle geçti; ama o, bu zorlukların arasında umudu ve direnci öğrendi. Fotoğrafçı çırağı olarak çalışmaya başladı, küçük elleriyle ailesine destek olmaya çabaladı.
On altı yaşına geldiğinde, Sıtma Savaş ve Eradikasyon Teşkilatı’nda mevsimlik işçi olarak çalıştı. Milliyetçi Cephe Hükümeti döneminde işini kaybettiğinde, kendi lastik tamir dükkânını açtı. Adıyaman Lisesi’nde okurken, babasından kalan edebiyat kitaplarıyla tanıştı ve sosyalist düşüncelere yöneldi. Ancak 1978’de, henüz lise öğrencisiyken, Maraş Katliamı’nı protesto ettiği için tutuklandı. Bu, onun ilk zincirlerle tanışmasıydı. Yine de pes etmedi; Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandı. Ankara’ya taşındığında, devrimci mücadelelere katıldı. 12 Eylül 1980 darbesi, onun hayatını bir kez daha altüst etti. Darbenin ilk dalgasında gözaltına alındı, işkence gördü ve 12 yıl hapse mahkûm edildi. Mamak, Ulucanlar ve Haymana cezaevlerinde yedi yıl geçirdi. Bir arkadaşının ihbarıyla yakalandığında, 105 gün DAL adı verilen bir yerde tutuldu. Cezaevi yılları, onun ruhunu değil, kararlılığını biledi.
1987’de özgürlüğüne kavuştuğunda, Türkiye’nin değişen yüzüyle karşılaştı. İstanbul’a yerleşti; kamyon şoförlüğü, inşaat işçiliği gibi işlerle geçimini sağladı. Kazakistan, Ukrayna ve Moskova’da çalıştı, ama okuma ve yazma tutkusundan hiç vazgeçmedi. 2003’te, tesadüfen gördüğü Barış Pirhasan’ın senaryo atölyesi ilanı, hayatını yeni bir yola soktu. Pirhasan’ın öğrencisi, ardından hocası oldu. 2006’da, kendi hayatından izler taşıyan Beynelmilel filmini yazıp yönetti. Film, 12 Eylül’ün doğudaki yansımalarını trajikomik bir dille anlattı ve Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü kazandı. Ardından O… Çocukları, F Tipi Film, İtirazım Var gibi yapımlarda senarist, yönetmen ve oyuncu olarak yer aldı. Türkiye sinemasında, toplumsal yaralara dokunan, ezilenlerin sesini duyuran bir iz bıraktı. Aynı dönemde, BirGün, Radikal ve Özgür Gündem gazetelerinde köşe yazarlığı yaparak kalemini keskinleştirdi.
2011, Sırrı Süreyya Önder’in siyasi yolculuğunun başlangıcı oldu. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun bağımsız adayı olarak İstanbul 2. bölgeden milletvekili seçildi. Barış ve Demokrasi Partisi’ne (BDP) katıldı, ardından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kuruluşunda önemli bir rol oynadı. 2013’te Gezi Parkı eylemlerinde ön saflardaydı; tear gas kapsülüyle yaralandı, ama mücadele azmini hiç kaybetmedi. Aynı yıl, Türkiye’nin en kritik dönemlerinden biri olan 2013-2015 Çözüm Süreci’nde kilit bir aktör oldu. İmralı Adası’nda PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler yaptı, Kandil’e giderek mesajlar taşıdı. 21 Mart 2013 Nevruz’unda, Öcalan’ın barış çağrısı mektubunu Diyarbakır’da yüz binlere okudu. 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı’nda, HDP heyeti adına 10 maddelik müzakere çerçevesini kamuoyuna duyurdu. Ancak süreç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mutabakatı tanımadığını açıklamasıyla son buldu. Önder, barış için attığı her adımda bedel ödedi; 2018’de, 2013 Newroz konuşması nedeniyle “terör propagandası” suçlamasıyla 43 ay hapse mahkûm edildi. Kandıra Cezaevi’nde bir yıl geçirdi, 2019’da Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararıyla tahliye edildi.
2023 genel seçimlerinde DEM Parti’den İstanbul milletvekili seçildi ve TBMM Başkanvekilliği görevine getirildi. Mizahı, hazır cevaplığı ve samimiyetiyle Meclis’te fark yarattı. 2025’te, yeni bir çözüm süreci tartışmalarında yine ön plandaydı. Şubat 2025’te, Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” açıklamasında açılış konuşmasını yaptı. Barışa olan inancı, onun hayatının son anlarına kadar sönmedi.
Ancak 15 Nisan 2025’te, kalbinin yorgunluğu ona ihanet etti. Kalp krizi geçirdi, nabızsız halde Florence Nightingale Hastanesi’ne getirildi. 12 saatlik bir ameliyatla by-pass ve aort greftleme yapıldı. Yoğun bakımda geçen 19 gün boyunca, doktorlar bir mucize yaratmaya çalıştı. Kızı Ceren, “Babam duaya inanır, dua edin” diyerek umudu canlı tuttu. Selahattin Demirtaş’tan Yılmaz Erdoğan’a, birçok dostu onun için dua etti, hastane önünde nöbet tuttu. Ne yazık ki, nörolojik tablosu giderek ağırlaştı; beyin ödemi ve azalan refleksler, onun dirençli ruhunu bedenden ayırdı. 3 Mayıs 2025’te, 62 yaşında aramızdan ayrıldı.
Sırrı Süreyya Önder, bir insan olarak sıcak, bir sanatçı olarak duyarlı, bir siyasetçi olarak cesurdu. Ezilenlerin yanında durdu, barış için bedeller ödedi. Onun gidişi, memleketin yüreğinde bir mendil kanattı. Ama bıraktığı miras, umudu dürtüp umutsuzluğu yatıştıracak bir ışık olarak yaşamaya devam edecek.
