Tertelê -Soykırım aynı zamanda o dönemde ister inançsal ve kültürel, isterse siyasi nedenlerle olsun kimi zorla ailelerinden koparılarak, kiminin ise öldürülerek yok edilen ailelerin evlatlık verilen çocuklarının, ki bunların hemen hemen hepsi kız çocukları, dramlarıyla dolu.
Devlet zoruyla “Evlat” verilme dönemin mevcut devlet politikasının Dersimi inanç ve kültürel kimliğinden dolayı yok etmeyi ve geride kalanların büyük kısmını ise batıya zorunlu göçe tabii tutarak asimile etmeyi de hedefliyordu.
1937/38 Tertelesi akabinde sayısı bilinmemekle birlikte evlat verilen, toprağından koparılan yüzlerce kız çocuğunun evlat verildikleri ailelerde aldıkları yeni soyadı ve isimlerle kendi kültürel kimliklerinden koparılıp yabancılaştırılarak türkleştirilmelerini ön görmekteydi. Resmi devlet politikası soykırımla birlikte geride kalanların yeniden eğitilmeleri, ama aynı zamanda evlat verilen bu çocukların inançsal ve etnik kökenlerinden koparılarak asimile edilmeleri 1937/38 tertelesinin bir parçasını oluşturuyordu.
Birleşmiş Milletler 1948 Soykırım Sözleşme’nin I. Maddesi “ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen” veya doğrudan ve dolaylı yollardan yok etme kastıyla işlenen suçların zaman aşımına tabi olmadığını ve Tarafların bunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğü bulunduğunu belirtmektedir. Dersim soykırımının üzerinden 87 yıl geçmiş olmasına rağmen devlet halen 1937/38 yıllarında işlenen soykırımı kabul etmemekte ve o dönemi devlete karşı bir başkaldırının sonucunda başvurulan basit bir önlem olarak görmektedir.
Oysa ki 1948 Soykırım Sözleşme’nin ll. Maddesi’nin fiillerinden biri olan e) şıkı tek başına 1937/38’in bir soykırım olduğunu teyit etmektedir. Soykırım Sözleşme’nin ll. Maddesine göre ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla işlenen ve başvurulan fiillerden biri olan çocukların inanç ve etnik kökenlerinden dolayı ailelerinden zorla alınarak başka bir gruba, verilmelerini sokırım olarak görmektedir.
87 yıl önce evlatlık verilen bu kız çocuklarının büyük bir kısmının akıbeti belirsiz, taaki Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın, yıllarca uğraşarak, izini sürdükleri ve gün ışığına çıkararak Dersim’in toprağından ve ailelerinden koparılan yüzü aşkın insanın – ki bu çocukların çoğu bugün doksanlı yaşını aşmış – hikayelerini kitaplaştırıp ve belgesel çekimlerini yapmalarıyla gündeme taşımaları oldu. Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın 2011 yılından sonra da devam eden çalışmaları sonucunda buğüne kadar akibeti bilinmeyen 400’ü aşkın kişiye ulaşılmıştır.
Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın bu konudaki (Dersim’in Kayıp Kızları “Tertele Çenequ”) çalışmaları tarihin derinliklerinde bırakılarak unuturulmak istenen, insanlıktan saklanan dram dolu hikayeleri sadece edebi ve sanatsal boyutuyla değil, aynı zamanda hafıza kültürümüze de büyük bir kazanımdır.
Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın bu çalışmalarına paralel olarak, veyahut bunun bir sonucu olarak gerek Avrupa‘da ve gerekse de dünya sanat çevrelerinde tanınan değerli sanatçımız İsmail Çoban’ın yaptığı „Dersim’in Kayıp Kızları“ Heykeli de hafıza kültürümüzde unutulmayacak bir yer alacaktır.
İsmail Çoban’ın uzun yıllardır süren hastalığına rağmen 8 ay üzerinde çalışarak bitirdiği 5 metre boyutundaki bu Heykelin satın alınarak ve sonrası bronz dökümünün yapılarak Dersim‘e götürülmesi için bir grup Dersim dostları tarafından başlatılan bu insiyatifin kayıp kızlarımızın yaşadıkları dramlarının bir anıtla kültürel hafızamıza kazandırılması küçümsenmeyecek bir değere sahiptir. Bu eserin yaratıcısı ressam ve heykeltraş Ismail Çoban eserinin dikilmesini görmeden 8.Kasım 2024 tarahinde yaşamını yitirerek aramızadan ayrıldı. İsmail Çoban yaşamı boyunca yaklaşık onbinlerce eser üreterek 33 ülkede 178 kişisel sergi açarak sanat camiyasının en üretken ressamları arasında yer aldı.
“Dersim’in Kayıp Kızları“ Heykeli satın alındıktan sonra „Avrupa Dersim Akademik Değişim Vakfı‘“ üzerinden Dersime hibe edildi.
Dersim’in dostları tarafından başlatılan bu girişime 40 genç kızımız ve aileleri 1000er euro vererek Heykel’in satın alınması için katkı sundular. Sanat değeri ölçüleyemeyen bu Heykelin 40 bin euroya alınması ve sonrasında bronz dökümünün yapılması için Dersimlilerden de destek beklenmektedir. Bu girişim aynı zamanda uzun bir süre hastalığından dolayı çalışamayan ve çalışamadığından dolayı sanat atölyesi ve evine el konulan sanatçı İsmail Çoban’la da bir dayanışmaydı.
Niderim
Kar kalkıp
Bahar gelende,
sürecekler bizi
uzak topraklara…
Dilini,
Yolunu, yolağını bilmediğim
uzak topraklara…
Sonra niderim ben,
Babom niderim ben
Gelinlik kızlarımla
yaban toprağında niderim…
(Hıdır Eren Çelik, 1986,Şiirler. Dersim. Tükenmedim kanlı kavgalar içinde)
1937/38 Tertelesinin üzerinden 87 yıl geçti…içimizdeki yara halen kanayıp duruyor.
