Göçmen ve sığınmacı çocukların eğitim hayatlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan EĞİTİM SEN Merkez Yürütme Kurulu üyesi Simge Yardım, hem öğrenciler hem de öğretmenler için en temel sorunun anadilde eğitim olduğunu söyledi.

Berna KARATAŞ – Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Acil Yardım Fonu (UNİCEF) verilene göre, Türkiye’de 1,6 milyonu çocuk olmak üzere 3,6 milyon geçici koruma statüsü altında Suriyeli mülteci, başka ülkelerden gelen ve yaklaşık üçte biri çocuk olan 400.000’e yakın kayıtlı sığınmacı ve mülteci bulunuyor. Göçmen ve sığınmacı çocukların yüzde 45’inden fazlası ise eğitim ve öğretim hayatının dışında yer alıyor.

Türkiye, 1,6 milyona aşkın göçmen çocukla dünyada en çok mülteci çocuğa ev sahipliği yapan ülke konumunda olmasına rağmen bu çocukların neredeyse yarısı temel hakları olan eğitim ve öğretim hayatından yararlanamıyor. Eğitim hayatından uzakta olan çocukların büyük bir kısmını ise Suriye’deki savaş ortamından Türkiye’ye sığınan Suriyeli çocuklar kapsıyor.
TEKÇİ VE MİLLİYETÇİ EĞİTİM POLİTİKALARI
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM-SEN) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Simge Yardım, sığınmacı ve göçmen çocukların okullaşmasının önündeki engel ve sorunları sıralarken, eğitim hayatında olan sığınmacı ve göçmen çocukların yaşadığı sorunları değerlendirdi.
Yardım, sığınmacı ve göçmen çocukların eğitim hayatlarında yaşanan en temel sorunlardan birinin, ülkede uzun süredir “tekçi ve milliyetçi” anlayışla sürdürülen ve “ayrımcılığı pekiştiren” eğitim politikaları olduğunun altını çizdi. Göçmen ve sığınmacı çocukların büyük kısmının ülkelerinde yaşanan savaştan sonra büyük bir travma ile Türkiye’ye geldiğini belirten Yardım, burada da kendilerine yönelik ayrımcılık politikalarıyla bu travmanın devamını yaşadığını söyledi. Öğretmenler, veliler, okul idaresi ve arkadaşları tarafından kendilerine yönetilen ayrımcılığın eğitim sistemini ciddi anlamda sardığını ifade eden Yardım, “İktidar toplumu kutuplaştıran ve ayrımlaştıran tutumunu yaygınlaştırdı ve bu durum çocuklara kadar indi. Ve hem çocuklar hem de aileler bu ayrımcılığa maruz kalmamak üzere okulla bağlarını kesmeyi tercih edebiliyorlar” dedi. Yardım, okullardaki ayrımcılığın şiddet haline dönüştüğüne dikkat çekerek, çocuklar üzerinde ciddi anlamda psikolojik şiddet ve fiziksel şiddet olduğunun altını çizerek, “Çoğu zaman fiziksel şiddete dönen bir hal aldı. Göçmen ve sığınmacı çocukların okullarda hem psikolojik hem de fiziksel şiddetle karşı karşıya olduğunu biliyoruz” diye ekledi.
EKONOMİK SORUNLAR EĞİTİME ENGEL
Sığınmacı ve göçmen çocukların eğitim hayatlarındaki temel sorunlardan bir diğerinin ise ekonomik sorunlar olduğunu dile getiren Yardım, “Tüm toplumu etkileyen ekonomik kriz göçmen ve sığınmacı aileleri daha fazla etkiliyor. Hem iş bulma koşulları zor oluyor, çalışma izinleriyle ilgili sorunlar yaşıyorlar ve bu geçinememe sorunundan kaynaklı çocuklar eğitim haklarından mahrum kalarak çeşitli iş kollarında erken yaşta çalıştırılmaya başlıyor. Bu sadece göçmen ve sığınmacı çocuklar için de değil, şu anda birçok çocuk ekonomik sıkıntılardan kaynaklı eğitimden yoksun bırakılarak işçi olarak çeşitli iş kollarında çalıştırılıyor. Ancak bu oran göçmen ve sığınmacı çocuklarda elbette daha yüksek” ifadelerini kullandı.
ANADİLDE EĞİTİM HAKKI BARİYER OLUYOR!
Yardım, Türkiye’de eğitim ve öğretim hayatında yaşanan ve evrensel bir sorun haline gelen Anadil hakkının Göçmen ve sığınmacı çocukların da önünde engel olduğuna işaret ederek şunları söyledi: “Çocuklar Türkiye’de okullara kayıt oluyorlar ancak Türkçe bilmiyorlar. Bu süre içinde de aslında anadilde eğitim hakkının en temel hak olduğunu deneyimlemiş oluyoruz. Çocuklar sadece okula kayıtlılar dil bilmedikleri için gerçekçi bir eğitim aldıklarından bahsetmemiz mümkün değil. Bu çocuklar sadece okula gidip gelerek eğitimlerine devam etmiş gibi görünüyor. Ancak çocukların gerçek bir eğitim alması için kendi dillerinde eğitim alması gerekiyor. Okullarda yaşanan en temel handikaplardan birisi de bu aslında. Bir süre sonra çocuklar okula gelmek istemiyorlar. Çünkü hiçbir şey anlamadan ve derse ilişkin hiçbir şey öğrenmeden eğitime devam etmek durumunda kalıyorlar. Bu ülkede Kürt, Ermeni çocuklar için tespit ettiğimiz sorunlar sığınmacı göçmen çocuklar için de aynı şekilde yaşanıyor. Okula başlayan çocuklar dil öğrenmekte zorlanıyor ve bu yine bir ötekileştirmeye ve şiddete kadar varan bir hal alıyor. Okullarda yaşanan en temel sorunlar bunlar. Pek çok toplumsal etmen de okullarda kendilerini var ediyor.”
‘MEB ALDIĞI FONLARI DOĞRU KULLANMIYOR’
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) sığınmacı çocukların eğitim hayatına ilişkin verileri kamuoyu ile paylaşmadığını aktaran Yardım, “Çocukların eğitime dâhil olması için MEB’in kapsamlı bir çalışma yürütmesi ve bu sorunları tespit edip çözümler üretmesi gerekir. Fakat MEB böyle bir çalışma yapmadığı gibi verileri de Sendika ve kamuoyu bile paylaşmıyor. MEB son süreçlerde eğitim sistemini projeler ve protokollerle yönetmeye çalışıyor ancak kendi siyasal ideolojisine uygun projeler oluyor bunlar. Son süreçleri düşündüğümüzde zaten eğitim bilimciler ve sendikalarla da ortak hareket etmiyor” diye ekledi.
Yardım, MEB’in göçmen ve sığınmacı çocukların eğitimine ilişkin Avrupa Birliği’nden fon aldığını ve alınan fonların bu yönde kullanılmadığına değinerek sözlerini şöyle sürdürdü: “MEB’in uzun zamandır devam eden PICTES projesi var. Ancak PICTES projesi de gerçekten çocukların eğitim hakkını gözeten bir proje değil göstermelik olarak fon desteği almak üzere oluşturulmuş bir proje. Çocuklar PICTES projesi kapsamında belirli saatlerde kendi dillerinde konuşan öğretmenlerle yan yana gelebiliyor ancak bu verimli olan bir proje değil. PICTES kapsamında çalıştırılan öğretmenlere de çok düşük ücretler ödeniyor. Maaş bordroları ile ellerine geçen ücret çok farklı. Çünkü bordrolar fona sunulan bunun üzerinden destek alınan resmi belgeler. PICTES projesinin verimli olmadığını MEB kendisi de biliyor. PICTES projesinden gelen fonları okul için kullanan iller var, okula bilgisayar ve klima gibi malzemeler alınıyor. Aslında bu fon çocuklar için ayrılmış bir fon. Buradan bakıldığında da bu projenin göstermelik bir proje olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. PICTES projesi dışında da başka bir proje yok. Aslında MEB’in göçmen ve sığınmacı çocukların eğitimlerine ilişkin bir politika oluşturma derdi de yok.”
KİMLİKLERİ ÜZERİNDEN AYRICIMLIĞA MARUZ BIRAKILIYORLAR
Eğitim hayatına devam eden göçmen ve sığınmacı öğrencilerin ise bir biçimde dezavantajlı grup olduğunu belirten Yardım, eğitim sisteminin handikaplarını da çok fazla yaşadıklarını ekledi. Yardım, okula başlayan çocukların ciddi anlamda ayrımcılıkla karşı karşıya kaldıklarını ve bazı öğretmenlerin bu ayrımcılığı pekiştiren bir yerde durduğunu söyleyerek, “Bir resim yarışmasına Suriyeli göçmen bir çocuğun resmi çok başarılı olmasına rağmen gönderilmek istenmemişti. Bu tarz ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldık. Hem ailelerin hem de çocukların okullar içerisinde psikolojik desteklere ulaşabiliyor olması lazım. Çünkü bu süreçle baş edebilmek için psikolojik desteğe ihtiyaçları olduğunu biliyoruz. Fakat bu desteğin sağlanmadığını biliyoruz. PICTES projesi kapsamında okullara kendi dillerinde konuşan rehber öğretmenler geliyor ancak çocuklara kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” ifadelerini kullandı.
Sığınmacı ve göçmen çocukların eğitimi konusunda eğitimcilerin de zorlandığı yerler olduğunun altını çizen Yardım, “Öğretmenler açısından da çeşitli zorluklar yaşanıyor. Çocuklarla aynı dili konuşamıyor olmak, çocukların travmalarından kaynaklı geliştirdiği davranışlarına müdahale edememek, bu travma etkisiyle gösterilen davranışların sınıflarda zorlayıcı olması sınıf içerisinde çeşitli sorunlara sebebiyet verebiliyor. Velilerin birbirleri arasında yaşadığı çatışma sınıf öğretmenlerini çok fazla etkileyen bir durumda. Bu anlamıyla sınıf içerisinde sorunlar yaşandığını biliyoruz ama burada da öğretmenler açısında en temel sorun yine dil bariyeri sebebiyle iletişim kuramıyor olması” diye belirtti.
Sığınmacı ve göçmen çocukların eğitim hayatlarında yaşanan sorunlardan bir diğerinin de beslenme olduğuna dikkat çeken Yardım, “Beslenme tüm çocukların temel hakkıdır. Biz EĞİTİM SEN olarak beslenme hakkının en temel hakkı olması sebebiyle okullarda bir öğün ücretsiz yemek verilmesini talep ediyoruz. Göçmen sığınmacı çocukların ailelerinin ekonomik durumu açısından beslenme koşulları sağlanamayabiliyor. Çocuklar okula aç gelip aç gidiyor ve bu durum çocukların gelişimlerinde sorunlara yol açabiliyor” dedi.
‘ÖTEKİLEŞTİREN POLİTİKALARA SON VERİLMELİ’
Yardım, MEB’in sığınmacı ve göçmen çocukların eğitim hayatına ilişkin sorunlarına, okula devam eden ve eğitim hayatından uzak çocuklar olarak iki ayrı yöntem ile çözüm geliştirmesi gerektiğini söyledi. En temel başlangıç olarak hem iktidarın hem de MEB’in ayrımcı ve kutuplaştırıcı politikalarını bırakması gerektiğinin altını çizen Yardım, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Okula devam eden göçmen ve sığınmacı çocuklar için okullarda şiddet eğilimlerinin ortadan kalkması ve okullarda demokratik bir eğitim ortamının oluşturulması önemli bir durum. Çocukların okula geldiğinde kendilerini iyi ve güvende hissedecekleri ortamların oluşması gerekiyor. Bu da MEB’in temel sorumluluklarından biri olmalı. Okullarda çocuklara psikolojik danışman hizmetlerinin sağlanabiliyor olması da önemli bir nokta. Çocukların bu süreç içerisinde savaş koşullarının yarattığı travmaların ve okul içerisinde yaşadıkları ayrımcılıkların yarattığı travmalarla ilgili çocukların iyileştirilmesi için psikolojik destek hizmetlerinin oluşturulması önemli. Çocuklar kendi anadilinde eğitim almaları için bir alan oluşturulması en temel çalışmalardan biri. Buna ilişkin mekanizmaların oluşturulması ve çalışmaların yürütülmesi gerekiyor. MEB’in okula devam eden çocukların tüm sorunlarını tespit edip en temel başlangıçtan başlayarak tek tek çözmesi gerekiyor. Her şeyden önce MEB tekleştiren ve ötekileştiren eğitim sisteminden vazgeçmeli. İktidarın ötekileştiren dilini ve göçmen aileleri ve çocukları hedef alan politikaları bırakması gerekiyor. Çünkü bu kutuplaştıran ve ötekileştiren tavrın okullarda çocukların eğitim hayatlarına kadar indiğini görebiliyoruz.
Okula devam etmeyen sığınmacı ve göçmen çocuklar açısından ise çocukların okullara devam etmeme gerekçelerinin araştırılması ve bunun üzerine çözüm üretilmesi gerekiyor. MEB’in elinde veriler var fakat somut bir çalışma yok. Tek tek bu sorunların nedenini bulup çözümüne ilişkin çalışmalar yapılması gerekiyor. Özellikle göçmen sığınmacı çocuklar toplum içerisinde istismara uğruyor bunun için de bir politika geliştirilmesi gerekiyor. Bu sorunları araştırıp çözüm uygularken MEB’in en temel çocuk haklarını esas alan çocuğun üstün yararını esas alan politikalar geliştirmesi gerekiyor. Fakat MEB’in çocukların haklarını ve yararlarını esas alan bir politika hattının olmadığını iktidarın üstün yararını esas alan politikalarla hareket ettiğini biliyoruz. Eğitim Sendikaları ve eğitim bilimcilerinin ayrıca gerçekten çocuk haklarını esas alan çocuk hakları derneklerinin bu çalışmalar içerisinde yer alması önemli. Diğer türlü hem okula devam eden hem de okula devam etmeyen sığınmacı göçmen çocuklar açısından da ciddi risk ile karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. “
