Ağrı Doğubayazıt’ta bulunan Gürbulak Sınır Kapısı, Türkiye’nin ikinci büyük gümrük kapısı. Türkiye’nin İran üzerinden Ortadoğu ve Asya’ya açılan ticari yolu. Neredeyse Türkiye’nin en büyük firmaların ürünlerinin geçtiği bir gümrük kapısı.
Peki Ağrı bundan yeteri kadar faydalanabiliyor mu? Sınır ticaretinin il ve bölge ekonomisine girdi ve çıktıları nelerdir? Sınır ticaretinde yaşanan sorunlar ve çözümleri nelerdir?
6.Teşvik Bölgesi kapsamında olan ve gelir düzeyi seviyesinde de sonuncu il olan, gümrük kapısındaki hantal işleyiş yüzünden kendisine gelen İranlı turisti adeta Van’a kaptıran Ağrı’yı ve sınır ticaretinde yaşanan sorunları Ağrı Girişimci ve Sanayici İşadamları başkanı ve aynı zamanda Serhat Sanayici ve İş Dünyası Federasyonu başkanı olan Mehmet Akbaş ile Munzur Press olarak konuştuk.
“Fiziki zemin yetersiz”
Başta sınır kapısının fiziki yetersizlikleri olmak üzere çok sayıda sorunlar yaşadıklarını belirten Akbaş, konuşmasına şöyle başlıyor:
“Sınır ticaretinde yaşadığımız çok sayıda sorun var. Başlıca olanı Gürbulak Gümrük Kapısı’nın sınır ticaretinde yeterli hizmeti verebilecek fiziki şartlara sahip olmaması. Bu beraberinde birçok sıkıntıyı da getiriyor.

Şu anda TOBB’in yapmış olduğu bir çalışma var. Ve bu çalışma yaklaşık olarak üç senedir devam ediyor. 2024 yılının sonlarında bitmesi planlanmaktadır. Ama çok yavaş ilerliyor. Sebebi ise üç yıldır devam eden inşaat. Üç yıl süren bir inşaat süreci mi olur?
Her ne kadar hem çalışıp hem de fiziki eksiklikler tamamlansa da sonuç itibariyle ticarette dakikalar bile önemlidir. Bundan dolayı sınır kapısındaki fiziki eksiklikler çok hızlı bir şekilde giderilip, buna uyumlu olarak personel sayısı da artırılarak hizmetlerin hızlı bir şekilde yapılması sağlanmalıdır”.
“İhtisas gümrüğü şart”
Bölge olarak çok ciddi avantajlara sahip olmalarına ihtisas gümrüğüne sahip olamadıkları için yaşadıkları problemlere vurgu yapan Akbaş, şu örnekleri veriyor:
“Sınır kapısında istediğimiz verimi alamıyoruz maalesef. Bunun birçok sebepleri var. Buna; siyasi konjonktürleri, İran ile olan ilişkileri, gümrük kapılarındaki personel yetersizliğini ve gümrüklerin fiziki koşullarını örnek gösterebiliriz. Bunlardan dolayı hem istediğimiz ürünü çıkaramıyoruz hem de ürün çeşitliliği yapamıyoruz.
Gürbulak Sınır Kapısı, Türkiye’nin ikinci en büyük sınır kapılarından biri fakat içinde ihtisas gümrüğü yok. İhtisas gümrüğü dediğimiz şey nitelikli ürünlerin gümrüklenmesidir. Örneğin; bir camı dışarı çıkardığımız zaman bunu gidip başka illerde yani gümrükten 1000 km uzaklıktaki bir ilde gümrükleme işini yaparsak, bu nakliyeden dolayı ürünün piyasaya verme şartları değişmiş olur.

Bunun için Gürbulak Sınır Kapısı’nın ihtisas gümrükleme şeklinde olması gerekiyor.
İstediğimiz düzeyde bir ticaret alanı için de, Ağrı’nın sınır kapısı ili olması, bölgenin TR-6 yani 6. teşvik bölgesi kapsamında olması ve gelir düzeyi seviyesinde Türkiye’nin sonuncu ili olması hasebiyle buraya özel bir yetkilendirme yapılıp tüm ürünlerin çıkarılmasına izin verilmesi gerekiyor. Ki Doğu ile Batı arasındaki ekonomik denge de sağlanabilsin. Bizimle beraber sorun yaşayan başka bir kesim de turistler. Türkiye’nin ikinci büyük gümrük kapısı olmasına rağmen buraya gelen turistler maalesef binbir cefayla karşılaşıyorlar.
Saha içinde bir turistin en az üç km bavulunu taşınmasıyla birlikte Türkiye’den alacağı ürünleri de götürememe ile karşı karşıyalar.
Batı gümrüklerinde turizm için gelenler tabiri caizse kırmızı halı ve çiçekle karşılanırken burada binbir eziyet çektiriliyor”.
“Ağrı bir transit il konumunda”
Sınır kapısına sahip ama ondan en az faydalanan il konumunda olduklarına dikkat çeken Akbaş:
“Ağrı sınır ili ve gümrük kapısına sahip olmasına rağmen sınır ticaretinden yeterince faydalanamıyor. Ağrı ili zaten bir transit yeri oluyor. Örneğin; Türkiye’nin bütün büyük firmalarının ürünleri Ağrı üzerinden Ortadoğu veya Asya’ya geçse de Ağrı olarak biz bundan faydalanamıyoruz. Evet, kuyruklar oluşuyor, insanlar günlerce karşı tarafa geçmek için uğraşırken görürsünüz fakat bunun sebebi Ağrı’nın ürün geçişi değil Ağrı dışındaki sanayiinin yoğun olduğu illerin ürün geçişlerinden kaynaklanmaktadır.
Maalesef sınır kapısına sahip olmamıza rağmen sınır kapısından en az yararlanan il konumundayız. Bu ne adil ne mantıki ne de ahlakidir.
Bunun için şu önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz; ilimizin sanayiisi olmayabilir ama ilimizin de faydalanabilmesi için uygun teşviklerin olması gerekir. Ona uygun da Devlet Planlama Teşkilatı çerçevesinde veya kalkınma ajansları vasıtasıyla ilimizin insanlarının da faydalanabileceği bir ortamın oluşturulması lazım. Bir yönlendirmenin olması gerekiyor” sözleriyle yapılması gerekenleri de sıralıyor.
“Sarısu Açık Pazarı hayali gerçekten hayal oldu”
Büyük hayallerle bekledikleri Sarısu Açık Pazarı’nın mutlaka aktif hale getirilmesi gerektiğini dile getiren Akbaş, sözlerine şöyle devam ediyor:
“Sarısu Açık Pazarı, şöyle planlanmıştı; İran’dan gelen malların ve bizim taraftan satılacak malların teşhir edileceği, aynı zamanda Asya’ya da ürün satışını yapabilecek bir serbest bölge alışveriş ortamının oluşturulması. Fakat öyle olmadı. Sarısu resmen bir kangren haline geldi. Planlama da heba oldu yani. Zaten fiziki olarak şu an harabe, kullanılamayacak durumda. Ve herhangi bir faaliyet söz konusu değil. Yıllardır Sarısu, Sarısu diye hayal ettiğimiz şeyler maalesef şu anda hayallerde kaldı.
Buranın yani Sarısu Açık Pazarı’nın kullanışlı hale gelebilmesi için başta fiziki altyapı olmak üzere hepsi gözden geçirilip yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Ama bunu günün şartlarına ve modernizasyonuna uygun olacak şekilde. Yoksa eski tip, iki tuğla diktim, bir kapı vurdum, alın size bunu işletin mantığı ile olmaz. Böyle olursa efektif olmaz. Bu sadece devletin parasının heba edilmesi anlamına gelir. Bunun bu şekilde değil de efektif olması için yapılabilecek ne varsa İran tarafı ile görüşülüp ona göre bir çözüm bulunması gerekiyor. Ağrı’nın da sınır ticaretinden faydalanması için Sarısu Açık Pazarı’nın mutlaka aktif hale getirilmesi gerekiyor”.

“Günübirlik giriş ve çıkışlarda da sorunlar var”
Günübirlik ticari giriş ve çıkışlarda yaşananlara da değinen Akbaş, yurttaşların mağduriyetlerinin giderilmesini de istiyor:
“Günübirlik ticari giriş ve çıkışlarda da çok ciddi sıkıntılar var. Belli başlı ürünleri çıkarabiliyoruz. Uygulanan kotalar. İnsanlar hangi ürünü ne zaman çıkaracağını bilemediği için getirilen ürünler ya iptal ediliyor ya da geri götürülüyor. Veya yeteri miktarda olmuyor. Yani bir insanın bir ticaretten kazançlı çıkabilmesi için ürünü sapasağlam getirmesi gereken yere ulaştırması gerekiyor. Bunlar şimdi çok zor oluyor. Gümrükleme kartları iptal edildiğinden veya kart için yeteri belge sunulmadığından kartlar iptal edildiği için insanlar araçlarının işlemlerini yapamıyor. Sonuçta bu ticaretin olabilmesi için insanların araçlarını gümrüğün içerisinden geçirip işlemlerini yapması lazım. Bunların bir an önce hızlı bir şekilde yapılıp bu insanların da gelir kapılarının kapanmaması gerekiyor. Sonuç itibariyle bu da bir ticari anlayış ve legal bir anlayış”.
“Analiz laboratuarları mutlaka bu ilde olmalı”
İthal edilen ürünlerin laboratuvar analizleri için neden mutlaka Ağrı’da da analiz laboratuarlarının olması gerektiğini Akbaş, sıraladığı şu problemlerle dile getiriyor:
“Bizim üstüne basa basa söylediğimiz şeylerden birisi de eğer ki gümrük kapısı burada ise ve Türkiye’nin en büyük gümrük kapılarından biri ise bu kapılardan geçen ürünlerin analizlerinin de burada yapılmasıdır. Düşünün siz bir ürünü gümrük kapısından çıkarıp laboratuvar analizi için 1000 km uzaklıktaki Kayseri’ye veya 1500 km uzaklıktaki Mersin’e götürüyorsunuz. Bu o insana eziyettir. Nitekim para eziyeti sevmez, hızlı işlemlerin yapıldığı yeri sever. Amiyane bir tabirle söyleyecek olursak, kimse parası ile rezil olmak istemez. Ağrı’da gümrükten çıkardığı bir malın laboratuvar analizi için Kayseri, Mersin veya Trabzon’a götürmek o insanı rezil etmek demektir. O ürünün yolda başına bir şeylerin gelebilme riski veya nakliye masraflarını telafi etmek için malın fiyatını artırırsınız. Bu da kazanç getiren değil yanlış bir işlem. Halbuki gümrük kapısının olduğu yerde analiz laboratuarlarının da olması gerekir. Eğer ki analiz laboratuarları çok maliyetli ise seyyar dediğimiz mobil merkezler -ki şu anda artık dünyanın yer yerinde mobil merkezler var- kurulabilir. Bu şekilde işlemler o anda orada bitip ürünü teslim alan kişi ürünü gitmesi gereken yere ulaştırır.
En yakın yer olan Van 250 km uzaklıkta. Van’a analiz için bir ürünü götürüp tekrar Ağrı’ya Kars’a veya Karadeniz tarafına götürürseniz bu bir maliyettir. Bu maliyet total maliyetin üzerine geçeceği için ürün fiyat dengesini bozmaktadır”.
“İhtisas gümrüğü ekonomik dengeyi sağlar”
İhtisas gümrüğüne tekrar vurgu yapan Akbaş, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Başta da dediğim gibi bizim gümrük kapısında ihtisas gümrüklemenin de olması gerekiyor. Bizim de ihtisas ürünlerini çıkarabilmemiz için. Asya’ya açılan en büyük gümrük kapısına sahibiz. Bunu ihtisas gümrüğü haline getirerek de ekonomik dengeyi sağlayabiliriz.
Bu çok basit birkaç işlemle olur. Atayacağınız personel, fiziki koşulları iyileştirme ile birlikte siyasi konjonktürü de ortadan kaldırarak bu işlem yapılabilir ve o yurttaşın da faydalanması sağlanılabilir”.
