Sözcü tayfası ve etrafındaki “aydın” maskeli ırkçılar, Türkiye’de barışın değil nefretin asli taşıyıcıları hâline geldi. MHP bile Kürt meselesinde bu kesimden daha ileride dururken, bunların çürümüş jakobenliği sadece ülkeyi tehlikeye atıyor.
Türkiye’de kendisini “ulusalcı”, “Kemalist”, “aydın” diye satan bir tayfa var.
Başını Sözcü grubu çekiyor; Uğur Dündar’ından Yılmaz Özdil’ine, Emin Çölaşan’dan Soner Yalçın’a kadar bütün o koro…
Kürt meselesi söz konusu olduğunda hepsi aynı şeye dönüşüyor: gözleri dönmüş birer ırkçıya.
PKK, Öcalan, SDG, DEM Parti, Kürt…
Ne olursa olsun refleks aynı: “Kürt görünüyorsa düşmandır.”
Ama aynı tipler, aynı kalemler Suriye’de binlerce insanın öldürülmesinde parmağı olan cihatçılarla görüşülünce tek kelime etmiyor. Neden? Çünkü işin özünde şu kirli denklem var: “Kürt düşmanı bizim dostumuzdur.”
Varlıklarını tamamen bunun üzerine kurmuş durumdalar. Çoğunlukla göçmen kökenli, yıllarca devletin gölgesinde semiren — istihbarat, askerî yapı ve yargıya çöreklenerek palazlanan — bu çevreler, devletin Kürtlerle barışmasını kendi konumları ve çıkarları için ölümcül bir tehdit olarak görüyor.
El Şara – Mazlum Abdi Çelişkisi: Irkçılığın En Net Anatomisi
Ankara’da HTŞ lideri El Şara (Colani) kırmızı halıyla ağırlanıyor.
Adam IŞİD geleneğinin içinden geldi; elinde binlerce insanın kanı var.
Üstelik Suriye’de en çok Kürt’ü öldüren yapılardan birinin başındaydı.
İşte tam da bu yüzden bu tayfanın hoşuna gidiyor.
Bu yüzden ses çıkarmıyorlar.
Bu yüzden ona “terörist” demiyorlar.
Çünkü kirli mantıkları basit: “Kürt öldürüyorsa makbuldür.”
Peki SDG’nin genel komutanı Mazlum Abdi?
Uluslararası literatürde, kadınların yönetime eşit katıldığı ve farklı halkların birlikte yer aldığı özerk yönetim modelinin güvenlik kanadıyla ilişkilendirilen komutanlardan biri olarak anılıyor.
IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlarda rol aldığı için de dünya basınında sık sık adı geçiyor.
Ama aynı çevreler, bütün bu somut verileri yok sayıp Mazlum Abdi’ye “terörist” muamelesi yaparken; IŞİD geleneğinden gelen El Şara’ya “siyasi aktör”, hatta “devlet adamı” gibi sıfatlar dağıtıyor.
Sorun tutarsızlık değil: apaçık bir çifte standart.
Bu nasıl bir utanmazlık?
Bu nasıl bir siyasi çürüme?
Bu nasıl bir ahlaki bataklık?
Bu ülkenin Kürt düşmanlığının en çıplak fotoğrafı tam olarak budur: Kürt olunca terörist; cihatçı olunca müttefik.
Kürtlerin Temsilcisini Siz Mi Belirleyeceksiniz?
Bir de utanmadan Kürtlere akıl veriyorlar: “Onlar sizi temsil etmiyor.”
Kimin temsil edip etmeyeceğine siz mi karar vereceksiniz?
Yarım yüzyıldır bütün katliamlara, tutuklamalara, faili meçhullere, işkencelere rağmen Kürt halkı kendi temsilini kendi seçti.
Sandıkta seçti, sokakta seçti, siyasette seçti.
Ve devlet de 1993’ten beri bu temsili kabul etti.
Bu temsilcilerle görüştü, mektup taşıdı, masa kurdu.
Devletin muhatap aldığı iradeyi siz reddediyorsunuz öyle mi?
Hadi ordan!
Siz kimsiniz? Kürtlerin iradesini denetleyen mahkeme misiniz?
MHP İlerledi, Siz Yerinizde Saydınız
Dün “faşist” diye suçladığınız MHP bugün Kürt sorununda sizden daha ileride.
Bahçeli çıkıp Öcalan’ın TBMM’de konuşmasını öneriyor.
İmralı’ya heyet gönderilmesini savunuyor.
“Analar ağlamasın” diyor.
Bunun kararlı adımlarını atıyor.
Siz ne yapıyorsunuz?
Hâlâ 1990’ların karanlık nefret çukurunda debeleniyorsunuz.
Bu ülkenin barış ihtiyacına karşı siz engel oluyorsunuz; farkında bile değilsiniz. Ama unutmayın, dökülecek her bir damla kanda sizin pis zihniyetinizin sonucu olacak!

Sonuç: Maskeler Çoktan Düştü
Sözcü tayfası ve etrafında kümelenen “aydın” maskeli ırkçılar…
Siz artık tarihin kenarında bir tortusunuz.
Kürt düşmanlığınız sizi içeriden çürüten bir zehre dönüşmüş durumda.
Kemalist falan değilsiniz; Cumhuriyet’in modernleşme idealini temsil etmiyorsunuz.
Sömürülen bir Kemalizm simgesine yaslanıp içi boş bir milliyetçilikle sağa sola saldırıyorsunuz.
Gerçek bir Kemalist olsanız, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında daha demokratik, daha kapsayıcı, daha barışçıl bir sisteme evrilmesi için çaba gösterirdiniz.
Ama siz, kendi konumlarınızı koruma saplantısına kilitlenmişsiniz.
Gözünüz kararmış, algınız kapanmış.
Ülkeyi tehlikeye attığınızın bile farkında değilsiniz.
Her adımınız, her cümleniz bu topraklarda barış ihtimalini biraz daha zedeliyor.
DEM Parti ve Öcalan’la görüşmeleri “Erdoğan’ın ömrünü uzatır” diye sabote etmeye çalışıyorsunuz.
Ama gerçekte yaptığınız şey çok daha başka:
Sürekli saldırarak, sürekli hedef göstererek, sürekli nefret üreterek Kürt seçmeni CHP’den uzaklaştırıyorsunuz.
Bunu anlamayacak kadar cahil değilsiniz — tam tersine, ne yaptığınızı biliyorsunuz.
Oysa Ekrem İmamoğlu’nun, Özgür Özel’in barış sürecine dair söyledikleri ortadayken; sizin bu ısrarlı ve dar görüşlü tavrınız CHP’nin önünü kesiyor, ülkenin geleceğini de kilitliyor.
Bu kadar açık.
Bu kadar net.
Utanın.
Gerçekten utanın.
Ve artık susun.
Çünkü konuştuğunuz her dakika bu ülkenin yarasını büyütüyor, kendi karanlığınızı biraz daha derinleştiriyorsunuz.
