Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ortadoğu’da Yeni Savaş, Eski Oyun!

Ortadoğu’da Yeni Savaş, Eski Oyun!

Emperyal projeler halkları bölüp sustururken, çözüm ancak eşitlik, barış ve demokratik siyasetle mümkündür.

Ortadoğu’da Yeni Savaş, Eski Oyun!
Ortadoğu’da Yeni Savaş, Eski Oyun!

İsrail–İran gerilimi, sadece iki ülkenin değil, tüm Ortadoğu halklarının kaderini tehdit ediyor. Emperyal projeler halkları bölüp sustururken, çözüm ancak eşitlik, barış ve demokratik siyasetle mümkündür.

Ortadoğu yeniden kanıyor!


İsrail ile İran arasında beklenen çatışmalar, bölgeyi bir kez daha emperyal projelerin cehennemine sürüklüyor. Bu savaş, iki devlet arasında yaşansa da aslında çok daha derin fay hatlarını tetikliyor. Ortadoğu, emperyal satranç tahtasında otoriter rejimlerin halkları bastırdığı, tarihsel yaraların –özellikle Lozan Antlaşması’yla– kaşındığı bir krizler coğrafyası.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), bu fay hatlarını sömürerek İsrail’in güvenliğini merkeze alıyor, bölgede ABD hegemonyasını pekiştirmeyi hedefliyor.


İran’ın nükleer programı bu güç mücadelesinde hem bir bahane hem stratejik bir koz haline gelirken, Çin ve Rusya ile kurulan ilişkiler küresel satrançta yeni hamlelere zemin hazırlıyor. (Daha önce, kendi yarattıkları katil Saddam rejimini devirmek için Irak’a da aynı bahane ile – “kitlesel imha silahları”- girmişlerdi. Kendi verdiği silahları aradılar. Hani şu Halepçe’de Kürtlere karşı kullanılan silahları… Irak’a gelen “demokrasi” hepimizin malumudur.)

Türkiye: Tarafsızlık mı, hesaplı pozisyon mu?

BOP’un ilk yıllarında Türkiye, laik yapısı, NATO üyeliği ve “model ülke” imajıyla sahaya sürüldü. Ancak son 20 yılda siyasal İslamcı çizgiye kayan Ankara, Batı ile ilişkilerini gererken Rusya ve İran’a yakınlaştı.
S-400 alımı, Moskova ile iş birliği ve İsrail’e karşı geliştirilen söylem, Türkiye’yi Batı ittifaklarıyla çatışan bir pozisyona savurdu. Bugün Ankara ne ilkeli bir tarafsızlıkta ne de tutarlı bir eksende durabiliyor.

İsrail’e yönelik sert söylemler iç kamuoyunu konsolide etmeye yarıyor, ama ticaret tüm hızıyla sürüyor. İran’la ilişkiler ise hassas bir dengede yürüyor. Türkiye’nin Suriye politikasındaki ısrarcı tutumu, bu kırılganlığı derinleştirdi.


Ekonomik kriz, toplumsal kutuplaşma ve dışa bağımlılıkla birleşince, Türkiye bu savaşta her an bir cepheleşmenin ortasında kalabilir. Mülteci akınları, güvenlik riskleri ve yaptırımlar kapıda.

Kürtler: Sessiz cephe, çifte baskı

Peki Kürtler bu savaşta nerede duruyor? Bazı Kürt çevreler, bu saldırıları bir “fırsat” olarak görüyor. Bazıları da “barış sürecinin” tehdidi. Kafalar gerçekten karışık, tutumlar da…

Gerçek şu: Kürtler yalnızdır. Ne İsrail’in ne İran’ın ne de Türkiye’nin çıkar politikalarında Kürt halkına yer vardır. İsrail onları taktiksel bir araç, İran tehdit unsuru, Türkiye ise bastırılması gereken bir ‘iç mesele’ olarak görmektedir.

Irak’ta Kürtler denklemler dışında bırakılıyor. Suriye’de statü arayışları engelleniyor. Türkiye’de ise eşit yurttaşlık talepleri sistematik biçimde bastırılıyor. İran, Rojhilat’taki baskıyı artırırken; Türkiye, Güney Kürdistan’a yönelik operasyonlarla Kürtlerin kazanımlarını tehdit ediyor. İsrail ise Kürtleri sadece jeopolitik bir araç olarak kullanmak istiyor.

Emperyal güçlerin de umurunda değil Kürtler! Kürt halkının yaşadığı sorunların yaratıcısı zaten onlar? Bu güçler yüz yıldır Kürtlere dönük soykırıma varan katliamları desteklemediler mi? Silah, gaz, tank, top, uçak satmadılar mı? Desteklediler, sattılar! Sorunu çözmek yerine daha da derinleştirdiler. Emperyal güçlerin derdi Kürtlere barış ve özgürlük getirmek değil, son derece stratejik önemde; gaz ve petrol yataklarına sahip Ortadoğu’ya hükmetmek, kontrolü ele geçirip Uzak Asya’ya açılmaktır.  

O yüzden Kürtler bu oyunun figüranı değil, ancak Ortadoğu’da köklü bir halk olarak, Ortadoğu barışının asli taşıyıcısı olabilirler. Bunun da yolu, silahların değil siyasetin konuşmasından geçiyor.

Suriye’de SGD yönetimindeki Kürt Halkı, Esad Rejimine karşı doğrudan cephe almadı. Deyim yerindeyse, o kadar baskı ve yok saymaya karşın “arkadan vurmadı”.  Bu politika kazandırdı. İran’da da aynı politikayı izleyecektir. Nihayetinde PJAK’ın yaptığı açıklama da bu yönlü… Ancak, bazı çevreler bu oyunun bir figüranı olmak için hınçla çabalıyor: Kürtleri bu oyunda taraf olmaya, cehennem ateşine; belki de halklar arasında yüzlerce yıl sürecek bir çatışmanın, düşmanlığın ortasına çekmeye çalışıyor.

Bugünkü çatışmalar, halkların değil, onları yöneten rejimlerin ve emperyal planların eseridir.
Bugünkü çatışmalar, halkların değil, onları yöneten rejimlerin ve emperyal planların eseridir.

Barış, halkların ortak zeminidir

Ortadoğu halkları tarih boyunca birlikte yaşadı. Dilleri, kültürleri, inançları iç içe geçti. Bugünkü çatışmalar, halkların değil, onları yöneten rejimlerin ve emperyal planların eseridir.
Barış, bu halkların en meşru talebidir.

Ortadoğu’da yeni bir savaş, eski bir düzeni korumaya çalışıyor. Bu düzen; halkların değil, silahların, sömürünün ve tahakkümün düzenidir.

Oysa bu coğrafyada başka bir gelecek mümkündür. Barış ve özgürlük temelinde inşa edilecek bir gelecek, halkların kardeşliğiyle mümkündür.
Türkiye ya bu savaş politikalarına yedeklenecek ya da kendi içindeki demokratik sorunlarla yüzleşerek bölge barışına katkı sunacaktır.
Kürtler ise eşit ve özgür halk statüsüyle barışın asli öznesi olabilirler.

Savaşların değil, halkların sesi yükselmeli. Emperyalizmin değil, eşitliğin sesi yankılanmalıdır.


Ortadoğu’da Yeni Savaş, Eski Oyun!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter