Dersim son haftalarda yeniden aynı tartışmaların, aynı iddiaların ve aynı kaygıların ortasında. Uyuşturucu, çeteleşme ve fuhuş iddiaları bir kez daha gündemde. Fakat asıl mesele, bu sorunların varlığından çok, onlara verilen cevabın yıllardır hiç değişmemesi. Kentte düzenlenen yürüyüşler, basın açıklamaları ve protestolar, toplumun beklentisini karşılamaktan uzak bir “tekrar sahnesi”ne dönüşmüş durumda.
Her eylemde aynı sloganlar, aynı yüzler, aynı konuşmalar…
Sanki yıllardır süren gerçek sorunlara ilk kez uyanmışız gibi yapılan açıklamalar…
Ve sonucunda yine aynı sessizlik, aynı belirsizlik.
Toplumun büyük kısmı bu tabloya artık inanmıyor. Çünkü herkes görüyor ki yürüyüşler geçici bir rahatlama sağlıyor ama kalıcı bir çözüm üretmiyor. Sorunların kökenine dair bir araştırma yok. Gençlere yönelik bir önleyici politika yok. Siyasi partiler ve platformlar, günü kurtaran bir dilin ötesine geçemiyor.
Dersim’de asıl kriz, sorunların kendisi değil; o sorunlara verilen yüzeysel, yorulmuş ve tekrara dayalı siyasi reflekslerdir.

Anmalar da Rutine Dönüştü
Bu kırılmanın yalnızca güncel yürüyüşlerle sınırlı olmadığı açık. Seyit Rıza anmasından Newroz’a, 1 Mayıs’tan 4 Mayıs anmalarına kadar birçok tarihsel etkinlik aynı kaderi yaşıyor. Kürsüde yine aynı siyasi figürler, yine benzer konuşmalar, yine toplumun dışında kalan büyük bir sessizlik…
Mağdur ailelerinin söz hakkı kısıtlı. Gençler çoğu zaman görünmez.
Toplumun duygusu ise giderek zayıflıyor.
Bu anmalar, toplumsal hafızayı güçlendirmesi gereken etkinliklerdi. Ancak zamanla siyasi rutine dönüşerek etkisini yitirdi. Katılımın düşmesi tesadüf değil; katılımcının kendini görmediği, sesinin duyulmadığı bir alana kim neden gelsin?

Toplumsal Birlik Erozyona Uğruyor
Dersim bugün yalnızca suç örgütlerinin ya da uyuşturucu ticaretinin hedefinde değil; aynı zamanda toplumsal birlik duygusunun aşınmasının da eşiğinde. Siyasetin yıprandığı, güvensizliğin büyüdüğü, insanların birbirine temas etmekten korktuğu bir dönemden geçiyoruz.
Bu ortamda atılan her yüzeysel adım, iyileştirmiyor; aksine kırılmayı derinleştiriyor. Çünkü toplumun beklentisi artık çok net: “Yeni bir dil, yeni bir yöntem ve gerçekçi bir önderlik.”
Kopmuş Bağlar, Suskun Diaspora
Bir başka önemli mesele de diaspora–kent ilişkisi. Avrupa’daki geniş Dersim diasporası yıllarca bu kentin hem ekonomik hem kültürel hafızasını taşıdı. Fakat bugün diaspora ile kent arasındaki bağ zayıflamış durumda. Birbirimizden habersiz, birbirimizi duymadan yaşıyoruz.
Oysa diaspora ile kurulacak güçlü bir köprü yalnızca ekonomik değil; kültürel ve siyasal bir iyileşme de sağlar. Ama bunun için önce kentteki siyasi aktörlerin iç muhasebe yapması, diasporaya güven veren yeni bir dil üretmesi gerekiyor.

Gerçek Çözüm İçin Ne Yapılmalı?
Bugün Dersim’in ihtiyacı yürüyüşlerden daha fazlası.
Sembolik protestolardan daha fazlası.
Yorulmuş siyasal figürlerden çok daha fazlası.
Birincisi: Siyasi kaygılardan arınmış geniş katılımlı bir “Toplumsal Onarım Platformu” kurulmalı. Siyasi partiler, inanç kurumları, sivil toplum, gençler ve diaspora aynı masaya oturmalı.
İkincisi: Uyuşturucu ve çeteleşme gibi konular için kentte bağımsız bir araştırma merkezi kurulmalı. Sorun veriye dayalı analizle anlaşılabilir; sloganla değil.
Üçüncüsü: Anma ve kitlesel etkinlikler tamamen yenilenmeli. Aynı yüzler, aynı konuşmalar değil; mağdur aileleri, gençler, akademisyenler ve kültür kurumları söz almalı.
Dördüncüsü: Gençlere yönelik sosyal, kültürel ve ekonomik destek programları hayata geçirilmeli. Sorun, sadece suçla mücadele değil; toplumsal geleceği koruma meselesidir.
Beşincisi: Diaspora ile bağ yeniden kurulmalı. Ortak projeler, ortak alanlar, ortak sorumluluklar oluşturulmalı.
Son Söz
Dersim yıllardır aynı sorularla yüz yüze. Fakat artık aynı cevaplarla devam edemeyiz.
Çünkü bu kent, tekrar eden sözlere değil, yenileyici adımlara muhtaç.
Toplumsal yaralar büyüyor.
Güven duygusu zayıflıyor.
Değerlerimiz erozyona uğruyor.
Eğer bu gidişat durdurulmazsa bizi bekleyen şey yalnızca sorunların büyümesi değil; birlikte yaşamı mümkün kılan değerlerin çöküşüdür.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; yüzeysel değil, köklü bir toplumsal uyanış ve gerçekçi bir önderliktir.
