escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Sidar Pürüz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Felsefe
  4. ‘‘Yazgısı Hiç Ölmemekmiş Gibi Sürdürüyordu Egemenliğini…’’

‘‘Yazgısı Hiç Ölmemekmiş Gibi Sürdürüyordu Egemenliğini…’’

‘‘Yazgısı Hiç Ölmemekmiş Gibi Sürdürüyordu Egemenliğini…’’

Dalkavukları, askerleri aşarak, bin odalı sarayların yüksek duvarlarını tırmanarak ölümün kendilerine erişebileceğini imkansız saydıklarından olacak, diktatörler hakikaten de ölmeyeceklermişçesine yönetirler ülkelerini, yahut küçük görürler ölümü ve kudrettir bunun sebebi. 

…zaman hiçbir diktatöre hak ettiğini vermemezlik yapmamıştır, hepsi toprağa girmeden çürümüştür, ölüm geldiğindeyse geriye alacak kalmamıştır.

Bu yazıda başlık açısından da istifade ettiğim, Başkan Babamızın Sonbaharı kitabından bahsedeceğim, muhtemelen fazlasıyla déjà vu yaşayacaksınız, çünkü Marquez’in çizdiği diktatörlük portresi sizlere çok tanıdık gelecektir. 

Dış kuvvetlerle işbirliği yaparak, daha doğrusu ‘‘icazet’’ alarak iktidarını kuran başkan general, eserin başkahramanıdır. En başından itibaren bütün erkleri tekeline almıştır, hukuk da ekonomi de ondan sorulmaktadır, gerektiğinde ‘‘ekonomist’’ gerektiğinde ‘‘savcı’’ olmaktadır, gayet tabii aslında hiçbiri olmadığından ötürü yoksulluk felaket boyutlara ulaşırken adaletsizlikler herkesçe hissedilmektedir.

Ancak, bunlar pek nadir ifade edilmektedir, çünkü diktatör bir korku politikası uygulamaktadır. Bu yüzden kimse konuşmaya cesaret edememektedir. Bazı dik, onurlu başlar eğilmediğindeyse general, ‘‘milletin birliği ve beraberliği’’ için sürgüne yollamak, hapsetmek, veyahut nefeslerini kesmek suretiyle onları sindirmektedir.

Rakiplerini cezaevine göndermek sayın generalin korkaklığına yorulmamalıdır, evet, rakip sevmediği bilinen bir gerçektir, lakin hapse düşmelerinin tek nedeni vatan haini olmalarıdır.

Ne hikmetse generalin bütün rakipleri bilhassa haindirler, bu arada vatan hainliğinin tanımını yapan ve kimin vatan haini olup olmadığına karar veren de sayın başkan generalden başkası değildir

Memleket, halkın umutlarını dahi sömüren cahil ve zalim bir diktatör tarafından idare edildiğinden dolayı (hâlâ kitaptan söz ediyorum) bu memlekette yaşayanlar, sanki gelecekleri alıkonmuşçasına gündelik yaşamaktadırlar.

Yarını düşünen yoktur, çünkü bir güvensizlik esastır, sayın general hukuksuzluklarıyla ve döneklikleriyle o derece bir güvensizlik tohumu ekmiştir ki yurttaşların nazarında güneşin tekrar doğması bile meçhuldür, oysa güneş hep doğmuştur!  

Sayın başkan general, diktatörlüğünü ilan ettikten sonra şatafat dolu bir hayata atılınca artık gördüklerinden gayrı, mütevazı bir hayatı istemez: kurt, sıcak kanın tadına bakmıştır bir kere.

Gün geçmemiştir ki sokaklarında vatandaşın donarak öldüğü devletin hazinesinden saraylar yaptırılmamış, yalakalık da şöhretleri yayılmış haramzadelere ziyafetler verilmemiş, saltanatın kuklası gazetecilere, siyasetçilere, tüccarlara servetler aktarılmamış olsun.

Ah, ne yağma düzeni ama!

Sonunda devletin bütçesi bu harcamaları kaldıramayınca, çok, çok, çok sayın ve kurnaz general müthiş bir fikir bulur: ülkenin doğal-beşeri kaynaklarını emperyalistlere pazarlamak! Madenleri, toprakları, ormanları, dağları satar, gölleri, denizleri, limanları, kıyıları satar, bilumum tarihi yapıtları, arşivleri satar, hey gidi Başkan Babamız, satar da satar! 

Sevgili okur, Marquez’in resmettiği kleptokrasi nasıl da korkunç, öyle değil mi? Üstelik diktatör o kadar uzun süre hükmetmiştir ki yurttaşlar bir zaman sonra onun ölümsüz olduğuna inanmışlar ve saymayı bırakmışlardır. 

Peki gerçek neydi? Sayın başkan generalin ölmek de olduğuydu, halk, onun kokuşmuş cesedini sağ kolu kıvrık, başına dayalı vaziyette görünceye dek inanmasa da gerçek buydu…

Akbabaların başkanlık sarayının pencerelerini kırıp içeriye dadandıkları o kurtuluş anından daha evvel başlamıştı çürüme… önce işlediği her adaletsizliğin bir bedeli olarak kapkaranlık, çirkin bir siluete dönüşen ruhu çürümüştü, sıra bedenine, sarayına, saltanatına, tahtına gelmişti, çürüyordu general! 

‘‘Yazgısı Hiç Ölmemekmiş Gibi Sürdürüyordu Egemenliğini…’’
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir