Adıyaman ve Çelikhan yöresinde tütün üretiminin tüm aşamalarını, üreticinin yaşadığı zorlukları ve yasal çıkmazları; tütün üreticisi ve tütün işleme tesisi sahibi Abdullah Turan anlattı. Röportaj Mehmet Leblebici tarafından hazırlandı.

Toprakla başlayan, alın teriyle yoğrulan ve çoğu zaman yasal engellere takılan Adıyaman tütününün hikâyesini; tütün üreticisi ve tesis sahibi Abdullah Turan tüm gerçekliğiyle dile getirdi. Röportajı Mehmet Leblebici gerçekleştirdi.
Bir zanaat, bir kültür ve binlerce ailenin geçim kaynağı olan Adıyaman tütünü neden sahipsiz kaldı? Üreticinin yaşadığı sorunları ve çözüm önerilerini, tütün üreticisi Abdullah Turan anlattı.
“Adıyaman tütünü” denildiğinde tam olarak neyi anlamalıyız?
Adıyaman tütünü denildiğinde aslında tüm ili kapsayan bir üretimden değil, özellikle Çelikhan yöresindeki belirli köyleri kastetmek gerekir. Bu tütün sıradan bir tarım ürünü değildir. Tütüncülük; bilgi, sabır ve ustalık isteyen bir iştir. Herkesin yapabileceği bir iş değildir, adeta bir sanat gibidir. Bu yüzden Adıyaman tütünü aynı zamanda bir zanaat ve kültürdür.

Tütün üreticisi bir köylü için bu iş yılın ne kadarını kapsıyor?
Neredeyse yılın tamamını. Tohumdan son ürüne kadar geçen süreç, köylünün hayatını bütünüyle tütün üzerine kurmasına neden olur. Sadece hasat zamanı değil, yılın her döneminde tütünle ilgili bir iş vardır. Bu süreç çok ciddi emek, fedakârlık ve sabır gerektirir.
Tütün yetiştirmenin ilk aşaması olan tohum ve fide dönemini anlatır mısınız?
Tohumlar bir yıl önceden hazırlanır. Bahar geldiğinde, hava şartlarına göre birkaç haftalık sapmayla ekilir. Biz bu döneme “sabır” deriz. Diğer sebze tohumlarından farklıdır. Ektikten sonra fideye dönüşmesi için çok dikkatli bakım gerekir. Fideliklerdeki yabancı otlar ayıklanır, ilaçlama yapılır. Fide yaklaşık 40-50 gün boyunca sadırda büyür. Bu dönem gerçekten sabır isteyen bir süreçtir.

Fideler tarlaya ne zaman ve nasıl dikiliyor?
Çelikhan köylerinde genellikle Mayıs sonu ile Haziran’ın ilk haftasında fide dikimi yapılır. Fideler tek tek sadırdan sökülür, tarlaya taşınır ve tamamen el emeğiyle toprağa dikilir. Makineyle yapılabilecek bir iş değildir. Her fide ayrı ayrı ilgi ister.
Dikimden sonra üreticiyi hangi zorluklar bekliyor?
Dikimden hemen sonra sulama yapılır. Ardından çapalama başlar; yani zararlı otlar temizlenir. Bitkinin gereksiz filizleri koparılır, buna “şakalama” deriz. Ayrıca tütün tarlaları her yıl mutlaka hayvan gübresiyle beslenmelidir. Aksi halde verim düşer, hastalıklar artar. Bu da ayrı bir maliyet ve emek demektir.

Hasat süreci nasıl ilerliyor?
Hasat, yani “kırma” aşaması çok hassastır. Yapraklar gün doğumuyla birlikte toplanmaya başlanır ve güneş yükselmeden bitirilir. Çünkü güneş yükseldiğinde olgun yaprakla olgunlaşmamış yaprağı ayırt etmek zorlaşır. Yanlış kırma kaliteyi düşürür.
Toplanan tütün yaprakları hasattan sonra nasıl işleniyor?
Tarladan gelen yapraklar çuvaldızla tek tek iplere dizilir. Buna “dizme” deriz. Daha sonra tütünler bir süre sıcağa maruz bırakılır, yani “kandırılır”. Ardından “kan” denilen özel düzeneklerde güneşte kurutulur. Üst, orta ve anaç yapraklar ayrı ayrı sınıflandırılır. Bu süreç yaklaşık bir ila iki ay sürer.

Kurutma sonrası süreçte neler yapılıyor?
Tütün tamamen kuruduktan sonra iskelelerde bekletilir. Köylü genelde yağmur yağmasını bekler. Yağmurdan sonra tütün indirilir ve nemini koruyacak şekilde muhafaza edilir. Daha sonra ipten çıkarılır ve “deste” haline getirilir. Biz buna yörede “güçlük” deriz.
Yapraklar nasıl sınıflandırılıyor?
Desteleme sırasında yapraklar üçe ayrılır: Birincisi kötü yapraklar, bunlar ayrılır. İkincisi kızıl ya da kırmızı yapraklar. Üçüncüsü ise sarı yapraklar, halk arasında “Sarıkız” denir. Bu üç sınıfın rengi, tadı ve içimi farklıdır. Yani üç ayrı tütün çeşidi ortaya çıkar.

Kadınların bu süreçteki rolü nedir?
Kadınların emeği çok büyüktür. Özellikle en güzel, en temiz yaprakları seçip ayırırlar. Bu tütünler sandıkların altında saklanır. Bir ton tütünden belki 4-5 kilo çıkar. Buna “misafirlik tütünü” denir. Köye gelen misafire ikram edilir ya da talep ederse özel olarak satılır. Bu, tütünün sadece ekonomik değil, kültürel bir değer olduğunu gösterir.
Tütün üreticisinin bugün en büyük sorunu nedir?
En büyük sorun satış ve yasal zemindir. Eskiden Adıyaman tütünü Suriye’ye, Urfa’ya, Diyarbakır’a giderdi. Çünkü ana tüketici bu bölgelerdeydi. Zamanla denetimler arttı, kaçakçılık farklı biçimlere dönüştü ama sorun çözülmedi. Bugün devlet tütünü almıyor, firmalar ise maliyetler nedeniyle yanaşmıyor. Üretici malını satamıyor.

Bu durum köylüyü nasıl etkiliyor?
Çelikhan köylüsünün tütünden başka geçim kaynağı yok. Bu üretim biterse o köyler de biter. Üstelik yasal boşluk nedeniyle tütününü satmak için şehir merkezine giden üretici yolda jandarma engeliyle karşılaşabiliyor, yüksek cezalarla emeği heba oluyor. Bu çok büyük bir mağduriyet.
Kooperatif yasası bu sorunu çözmedi mi?
Maalesef hayır. Kaçak satışı önlemek için çıkarılan kooperatif yasası, üreticinin gerçek şartlarına göre hazırlanmadı. Kooperatifler işlevsiz kaldı. Adıyaman tütünü, standart fabrika ve yurt dışı ölçülerine uymadığı için piyasada rekabet edemedi. Yasa bugün kâğıt üzerinde var ama sahada karşılığı yok.

Sizce çözüm nedir?
Çelikhan tütününe özel bir yasal düzenleme şart. Mevcut yasa tamamen değişmeli. Vergilendirme modeli bu ürüne özgü olmalı. Devlet, küçük üreticiyi görmezden gelemez. En önemlisi de yasa hazırlanırken üretici masada olmalı. Çiftçiyi muhatap almadan çıkarılan her yasa başarısız olur.
Son olarak Adıyaman tütününü nasıl tanımlarsınız?
Adıyaman tütünü alın terinin adıdır. Katkı maddesi olmadan içilebilen nadir tütünlerden biridir. Bu yönüyle dünyada eşsizdir. Eğer doğru yasalarla, adil fiyat politikalarıyla ve kooperatifleşmeyle desteklenirse, Adıyaman tütünü uluslararası pazarda güçlü bir marka olabilir. Bu hem geçmişimizin mirası hem de geleceğimizin umududur.
