6 Şubat 2023 gecesi, bu ülkenin saati durdu. Takvim yaprakları yerinde kaldı ama milyonlarca insan bir anda bambaşka bir hayata uyandı. Daha doğrusu, uykularından koparıldı. Karanlığın en koyu anında, sabaha karşı, yerin altından gelen o uğultu yalnızca binaları değil; hayatları, aileleri, hatıraları, geleceği yerle bir etti.
O gece tam 11 il aynı acıyı paylaştı: Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Malatya, Gaziantep, Adana, Osmaniye, Şanlıurfa, Diyarbakır, Kilis ve Elazığ. Haritaya bakıldığında bir bölgeydi belki ama gerçekte, aynı anda kalbi kırılan koskoca bir ülkeydi. Her ilde yıkım vardı, her sokakta feryat, her evde yarım kalan bir hayat… Ancak bazı şehirler vardı ki, yıkım sadece fiziksel değil, neredeyse topyekûn bir yok oluştu.
Yıkılan Şehirler, Silinen Hafızalar
Hatay, binlerce yıllık tarihiyle, çok kültürlü yapısıyla, hoşgörüsüyle bilinen o kadim şehir… O gece en ağır darbeyi alan yerlerden biri oldu. Antakya’da sokaklar tanınmaz hale geldi, mahalleler haritadan silindi. İnsanlar yalnızca evlerini değil, geçmişlerini de kaybetti. Taş üstünde taş kalmadı derler ya, Hatay’da bu söz maalesef gerçeğe dönüştü.
Adıyaman, sessiz ve mütevazı kentiyle, o geceden sonra derin bir sessizliğe gömüldü. Beton yığınlarının arasında kalan çığlıklar, sabaha kadar dinmedi. Aynı apartmanda büyüyen çocuklar, aynı sofrayı paylaşan aileler, birkaç saniyede birbirinden koptu. Adıyaman’da yıkılan sadece binalar değil, bir kentin toplu hafızasıydı.

Malatya, ağır hasarın gölgesinde uzun süre ayağa kalkamadı. Sokaklar enkaz, yüzler donuktu. İnsanlar neye ağlayacağını şaşırdı; evine mi, kaybına mı, geleceksizliğe mi… Şehir, depremden sonra sadece yaralı değil, yorgundu.
Ve depremin merkez üssü Kahramanmaraş… Acının başladığı yer. Binlerce canın aynı anda toprağa düştüğü, gecenin sabaha karıştığı o şehir. Maraş’ta her taşın altında bir hikâye, her enkazın içinde yarım kalmış bir ömür vardı.
O geceyi yaşayanlar bilir: Soğuk, karanlık ve çaresizlik birbirine karışmıştı. Telefonların şarjı bitmiş, umutlar azalıyor, zaman ağır ağır akıyordu. Bir anne enkaz başında evladının sesini beklerken, bir çocuk karanlıkta anne-babasını arıyordu. Saatler ilerledikçe umutla korku yer değiştiriyor, sabahın gelmesi bile bir teselli olmuyordu.
Yetim Kalan Bir Ülke
Ve geriye yetimler kaldı… O gece binlerce çocuk, sabaha annesiz, babasız uyandı. Kimi annesinin elini enkazda bıraktı, kimi babasının sesini son kez duydu. Oyuncakları enkaz altında kaldı, çocuklukları o gece bitti. Yetimlik, bu ülkede artık sadece bir kelime değil; binlerce çocuğun ortak kaderi oldu.
6 Şubat, sadece bir deprem tarihi değildir. 6 Şubat, ihmalin, denetimsizliğin, “bir şey olmaz” anlayışının ağır bedelidir. 6 Şubat, unutursak bir daha yaşayacağımız bir felakettir.
Bu yüzden 6 Şubat’ı anmak yetmez; hatırlamak ve unutmamak gerekir. Çünkü o gece, yerin altı değil; üstü çöktü ve biz, o enkazın altında kalan vicdanımızı hâlâ çıkarmaya çalışıyoruz.
