Semsür hikâyelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Son hikâyede Komagene Kralı Antikhos’un anıt mezarında kalmıştık. Antîkos’un Plio adını arkadaşlarıyla yer sofrasında yemek yediğini söylemiştik. Antikos devasa bir mezar yaptırdı. Anıt mezarın doğu ve batısında devasa kaide üzerine Baba ve Anne tarafından atalarının tanrılarının heykellerini yerleştirdi. Antikos baba tarafından Med–Pers, anne tarafından Grek’tir. O nedenle Med ve Greklerin tanrıları yan yana iç içe tasvir edilmiş.
Güneş kutsaldır, güneşin doğuşu ve batışı düşünülerek anıt mezarın doğu ve batısı bu maksatla tercih edilmiş. Tanrı Zeus ile Ahura Mazda’yı aynı kılıkta iç içe, tanrı Apollo ile Mitra’yı aynı kılıkta iç içe ve tanrı Harekles ile Artagnes aynı kılıkta iç içe tasvir edilerek, hiyerarşik düzene göre merkezden sağ ve sol uçlara yerleştirilmiş. Antikos kendi büstünde önce, kendisi ile Ahura Mazda arasında Komageneyi sembolize eden Komagene adındaki kadın büstünü yerleştirmiş. Kadını kendinden büyük kabul etmiş.
Kral ve tanrıların en son sırasına ise güçlü ve gözlemci vasıfları atfedilen kartal ile Aslan heykellerini yerleştirmiş. Komagene kralları ve halkı Mitra inancına bağlıdır. Mitra inancı Hindistan’dan Roma’ya kadar etkisini gösteren bir inanç sistematiğidir. Kımıl Dağın, Zaugma, Arsemia, Sofraz, Beli Dağı üzerindeki anıt mezarda ve diğer inanç merkezlerinde Mitra ile Antikos’un el ele, yüz yüze rölyefleri konumlanmış.
Her sene kral Antikos’un kral olma tarihi ile doğum tarihlerinde adı geçen inanç merkezlerinde dini şölenler yapılıyor, halk bu törenlere davet ediliyor, halk bir taraftan dini vecibelerini yerine getirirken, bir taraftan da krallığın sunduğu yeme ve içme ile eğlenceli hoş vakitler geçirirmiş.

Dört Unsur ve Kadim Bilgelik
Kırk iki bin yıl önce Palani Mağarası’nda yaşayan Komagene krallarının ve Komagene halkının ataları derin gözlemleri neticesi, kendini tanımaları, etrafını tanımaları uzun bir süre aldı. İnsan etrafındaki ağacı, otları, dereleri, dağları, suları tanımaya çalıştı. Yediği yeşillikleri, meyveleri ve bunların yeşerme hikmetlerini düşündü.
Bir meyvenin su, toprak, güneş olmadan yetişmeyeceği sonucuna vardı. Güneş görmeyen kuytu bir yerde otların, sebzelerin, meyvelerin ya yetişmediğini ya da cılız kaldığını gördü. Bir sonuca vardı: hayat dört unsura dayanıyordu. Toprak, Su, Hava ve Güneş.
Bu dört unsurun yaşamın esası olduğunu anladı. Bu dört unsuru yaratıcı güç olduğuna inandı. Bu dört unsura değer verdi, kirletmedi, korudu, sevgi ve saygı besledi. Suyu, toprağı, havayı temiz tuttu. Güneşe saygı duydu. Her sabah uyandığında güneşe dönerek içinden geldiği gibi saygısını ifade etti. Ateşe tükürmedi, insan ve hayvan artıklarıyla toprağı kirletmedi.
Ölüme ve Doğaya Dair İnanç
O günün insanı ölülerini yüksek yerlere bırakıp, et yiyici hayvanlara terk edilirdi. Bir zaman sonra bu usul yerine taştan mezar açma usulü başladı. Bu usulün Anadolu’da Frigya’nın daha önce başvurduğu anlaşılıyor. Kaya mezarların o dönemden kaldığı biliniyor. Pirin Mağaraları o inancın egemen olduğu çağın bir eseridir.
O günün insanı ölülerini toprağa koyup toprağı kirletme yerine taştan mezarlara yerleştirip, toprağı kirden korumayı esas aldı. Dört unsur kutsaldır. Bu inanış, doğayı kutsamaya bıraktı. Doğa inancı zaman içinde felsefi kavram halini aldı. Mitra bu inancı formüle eden bir düşünürdür.
Heykellerin başı üstündeki taç güneş ışınları ile sembolize edildi. Mitra inancında ölüler ya erişilmez yüksek yerlere ya da çok derin ve karanlık yerlere defnedilirdi. Antikos vasiyeti üzerine naaşı Beli Dağı’ndaki anıt mezar alanında elli metre yüksekliğindeki taş tümseğin altında defnedildi. Antikos’un babası Mitrades’in naaşı ise kutsal mekân Arsemia’da derin bir kuyu içinde defnedilmiş.
Halen bölgemizde bu inanca sahip kişiler ritüelleriyle bu anlayışlarını sürdürüyor. On binlerce yıldan günümüze kadar gelen bu inanç, farklı inanç ve resmi anlayışlara rağmen varlığını koruyor. Hikâyemize bir başka konu ile devam edeceğiz.
