Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. CHP’yi Anlamak – Ve Anlayamamak

CHP’yi Anlamak – Ve Anlayamamak

featured
Çokluk’un Gözünden CHP’nin İmralı Reddi ve Tarihsel Baskının Negriyen Okuması

Türkiye’nin en ağır ve ertelendikçe daha da ağırlaşan meselesi Kürt sorunu, kaçınılmaz bir yol ayrımındadır. Bu sorunun çözümü bu ülkenin normalleşmesi, ekonomik istikrarı, toplumsal barışı ve siyasal aklının rehabilitasyonu açısından hayati bir zorunluluktur.
40 yıllık pratiğin bize öğrettiği bir gerçek var:
Bu çözümü ne kimlik siyaseti ne de bir retoriktir. Öcalan’la doğrudan, açık ve siyasi bir görüşme mekanizmasının kurulması ve bunun halka doğru, şeffaf bir şekilde anlatılmasıdır.

Bunu devlet de biliyor, siyaset de biliyor, toplumun önemli bir bölümü de biliyor.
Durum buyken çözüm konusunda ikirciklik yaşamak ülkeye ciddi zararlar veriyor.

CHP’nin Kararı: Gerekçeler, Baskılar, Çelişkiler

CHP’nin dünkü “İmralı’ya gidilmesine katılmama” kararı histerik bir çıkış değil; kendi iç mantığı, kendi dengesi var.
Bunu inkâr etmeyelim: CHP hâlâ 100 yıllık devlet aklıyla kurduğu ilişkiyi çözmeye çalışan, içe dönük refleksleri güçlü bir parti.
Ama başka bir gerçek daha var: Bu ülkeyi kuran parti olarak, Kürt sorununun bugünkü hâline gelmesinde tarihsel sorumluluğu bulunuyor. Bu sorumluluk bugün cesaretten kaçmayı değil; cesaretle ve açıklıkla adım atmayı gerektiriyor.
Üstelik bu sorumluluk tek başına tarihsel değil; siyasal da: DEM, son iki–üç seçimdir CHP’ye stratejik destek verdi.  CHP’nin kaderini belirleyen kentlerde oylarını taşıdı.  Bugün gelinen noktada bu desteğin karşılığı DEM’in yalnız bırakılması oldu.
Çokça dile getirdikleri “bu süreç Erdoğan’ın iktidar ömrünü uzatmak için kuruldu” düşüncesini böylelikle kendi elleriyle inşa etmiş oluyorlar.
Madem gözünüz tutmuyordu, içinizdeki Kürtleri ateşe atsaydınız; Sezgin Tanrıkulu, Ali Haydar Fırat, Orhan Sarıbal gibi vekilleri gönderseydiniz. Biz gitmedik, içimdeki Kürtler gitti der kurtulurdunuz!

CHP’yi anlamak

Parti içi psikolojik eşik: CHP hâlâ değişimin kapısında duran bir parti. Bir adım ileri, iki geri…Her adımında “ulusalcı taban kızar mı, ekranlar bağırır mı, oy kaybeder miyiz?” hesabı yapıyor.
Medya–ulusalcı baskı mekanizması: Halk TV ve Sözcü hattının yıllardır ürettiği milliyetçi algı, CHP’nin nefes borusunu daraltıyor. Parti, kendi politik aklını bu medya ikliminin tepkisine göre şekillendirmek zorunda hissediyor.
Sonuç: Sürekli kendini frenleyen bir siyasetten kurtulamama…

İktidarın CHP Belediyelerine -belediye başkanlarına dönük tasfiye politikası

Gerekçeler: Bir tarafta barıştan bahseden iktidar, neden CHP belediyelerini tasfiye etmeye çalışır?
Belediye başkanlarını görevden alır, kayyumlar atar”
Hukuksuz tutuklamalar yapar?
Haksız yere insanları teşhir eder?
Belediye başkanlarını tehdit ederek partiden istifa etmelerini ve AK Parti’ye katılmalarını sağlar?
Medya organlarını baskı altına alır, kayyum atar? 
“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”
“İktidar bu konuda samimi değil!”
“Bize bu süreç samimi gelmiyor. Bu bir oyundur: Erdoğan’ın iktidar ömrünü uzatmaya dönük bir oyun!”
CHP genel olarak gerekçelerini böyle sıralıyor. Haksız mı, değil!
Ama çıkarsaması yanlış.

Barış, toplumsal barış bir lüks değil, zorunluluktur; uzadıkça, uzaklaştıkça toplumu kemirir.
Barış, barışmak
popülist kaygılara göre belirlenmez; partileri değil, ülkeyi etkileyen bir sorunudur.
Barış bir risk değil, mükafattır.
Dezavantaj değil, avantajdır.
Barış ülke ekonomisini rahatlatır, toplumu nefeslendirir, siyaseti normalleştirir.
Barış, CHP’nin de bugün içinde boğuştuğu sorunların çözümü için de en uygun zemindir.
Barış döneminde kitlesel desteği artırarak sorunların çözümünü sağlayabilir. MHP bu konuda oldukça cesaretli -Belediye başkanları yargılanmalarına ve uzun tutukluluk süreçlerine ilişkin- destek açıklaması yaptı.
Bu süreçte en sağlam duruşu MHP ve özellikle Devlet Bahçeli sergiliyor. “Gerekirse biz gideriz” diyerek siyasetin önünü açıyor.
Peki durum buyken CHP hâlâ barışı “siyasal maliyet” hesabına sıkıştırıyor ya da dar ulus saplantılarından kurtulamıyor?
Türkiye’de “kurucu rolü” neden demokrasi ayağında geliştiremiyor -üstelik 70 yıldır iktidar da değil?
İşte bunu anlamak zor!

“Öcalan’ın ayağına gitmek”

Ayrıca “Öcalan’ın ayağına gitmek” gerekçesine değinmekte yarar var. Bakın bunun birçok önemli gerekçesi var. Anladığım kadarıyla MİT Başkanı İbrahim Kalın bunun gerekçelerini ve gerekliliğini meclis komisyonuna detaylarıyla izah etmiş.
Ancak anlaşılmış mı? Değil!
Hala bazı aklı evveller, kendini ülke üstü, siyaset üstü olarak görenler, “Öcalan’nın ayağına mı devlet gidecek” diyorlar. Bu kadar dar, bu kadar sığ!

Peki, Öcalan mı kendini adaya kapattı?
Özgür bir yurttaşken Meclis’e gelmedi de şimdi mi ‘ayağına’ gidilmesini mi bekliyor?
İmralı başka bir ülkenin toprağı mı?
Devlet yıllarca “çözümün adresi İmralı’dır” demedi mi?
Ve “çözümün adresi Meclis’tir” diyen kimdi CHP?
E şimdi ne değişti?

Ya Öcalan’ı meclise getirirsin -Devlet Bahçeli’nin dediği gibi- ya da Meclis komisyonunu Öcalan’a gönderirsin, bu kadar basit!

Böyle önemli bir konu, böyle saçma bir gerekçeyle nasıl heba edilebilir?
Barış cesaretli ve gerçekten ülkesini seven siyasetçilerin eseri olacaktır. Türkiye bu sorunu çözmeden normalleşemez.
Kürt meselesi ertelendikçe ağırlaşıyor, ülke nefes alamıyor, siyaset kendi dar kalıplarını kıramıyor.
Oysa çözüm basit: Cesaret, açıklık, Meclis iradesi ve toplumsal destek…
Güzel bir ülkede yaşıyoruz. Hep birlikte sorunların çözümünde rol üstlenebiliriz.

Ve unutmadan:
Aman provokasyonlara dikkat!

CHP’yi Anlamak – Ve Anlayamamak
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter