Yazar: Fatma Nur Polatcan
Van’ın gezisinde bir sahibinin kapısı sabah henüz ağarmamışken ortaya çıkıyor. Hava soğuk, keskin bir soğuk. Toprak donmuş, nefesleri buhar olup arada karışıyor. Yıllardır hayvancılık yapan Recep Yolak yeni doğan kuzunun başında bekliyor. Doğum bitti ama iş yeni başlıyor. Bu coğrafyada bir hayvanı dünyaya getirene kadar onu yaşatmak da zor.
Bir zamanlar Türkiye’nin tarım ve hayvancılıkta öne çıkan kentlerinden biri olan Van’da hayvancılık yapan Yolak’a dedesinden ve babasından kalan bu meslek sadece bir geçim kaynağı değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam biçimi. Ancak bugün bu hayatı sürdürmek çok da mümkün değil. Artan yem fiyatları, kuraklık, borçlar ve hayvanlarda bozulma değer kaybı Van’da ve Türkiye’de hayvancılığın sürdürülemez hale getiriyor.

(Fatma Nur Polatcan)
Yolak, “Hayvancılığı bırakmak, başka bir işi yok” diyor. “Ama bu yaşta de yürümüyor.”
Yün eski Van’ın köylerindeki hayvancılığın tali bir ürünü değil, gezi hayatının genelindeki değerlerden tespit edildi. Kırkım daha sonra ortaya çıkan yün dere kenarlarında yıkanır; kadınların ellerinde taranır, kök boyalarla renklendirilir, genç kızların çeyizine konur, kışa hazırlığın bir parçası olarak görülürdü. Yün yorgan hem sıcak tutar hem de emeğinin simgesi sayılırdı.

(Fatma Nur Polatcan)
Bugün ise aynı yün köylerin yakınında çuvallara doldurulup yakılıyor ya da çöpe atılıyor. Geçmişi Anlatılırken Yolak’ın sesi titriyor.
Yolak, “Eskiden kahverengi çöpe atılmazdı” diyor. “Yorgan olsaydı, döşek yapılırdı. Gençlerin çeyizi yapılırdı. Şimdi ise küresel dünyaya bakmıyor.”
Van’da işlenmeyen kahverengi, çöp oluyor.

(Fatma Nur Polatcan)
Bugün yün kilosu köylerde 3 liraya bile alıcı bulamıyor.
Yolak, “Bir bardak çay kadar değeri yok” diye anlatıyor.
Yün fiyatlarındaki düşüş kırkım, köylerde yanan ateşlerde de kendini gösteriyor: Alıcı bulamayan yünler yakılarak imha ediliyor. Yolak, “Emek veren bir şeyin çöp olması insanı için acıtıyor” diyor. “Ama alan yok.”
Çöken zinciri
Yünün değersizleşmesi bireysel bir kaybın ötesinde çöken bir üretim zincirinin sonucu. Yolak, geçmişte Van’da yün toplayan araçların olduğunu anlatıyor. Kırkım zamanı köylere gelen bu toplayıcılar, yünü önce depolara çeker, ardından da fabrikalara satarmış.

(Fatma Nur Polatcan)
“Van’da bu işi yapan esnaflar vardı. Yünleri toplar, istiflerlerdi. Sonra kamyonlarla fabrikalara giderdi.”
Zaman zaman bu sistem dağılırken Doğu Anadolu’daki yünlü sanatçının ekipmanı kapanmış, araçlar tüketilmişti. Yerini ise ucuz sentetik ürünler vardı. Plastik bazlı tekstil ürünleri ve ithal sentetik yünler doğal yünü rekabet dışı bırakılmıştır.

(Fatma Nur Polatcan)
“Bu bölgede bir tane fabrikalıydı” diye iç çekiyor Yolak. “Yün ipliği olurdu, yorgan olurdu, battaniye olurdu; her şey olurdu…”
Van’daki anlatıları, daha geniş bir kırsallığın çözüldüğü parçadır. Van Veteriner Hekimler Odası Başkanı Süleyman Kozat, kırsal kalkınmadaki ilerlemenin ekonomi ve eğitimde yetersizliklerden kaynaklandığına dikkat çekiyor. Aynı zamanda akademisyen olan Kozat’a göre gezide istihdam yaratılmadığı sürecin geçiş aşamasına geçmek mümkün değil.
Kırsalda kalkınmanın sağlanamaması halinde insanların geçimlerini kentte sürdürmeye devam eden Kozat, “Gençler gezide yer almazsa tarım ve hayvancılık sürdürülebilir olmaktan çıkar” diyor. “Van’da hayvancılıkla geçinen hanelerin kalkınabilmesi için mutlaka devlet desteğine ihtiyaç var.”
Yolak’ın aile hayvancılığı nesiller boyu sürmüş. Ancak nüfus sürülerinin de yapısal olarak beklemeleri de tam tersi olmuş.
Yolak, “10-15 yıl önce ailece 200 koyunumuz vardı” diyor. “Bugün ailemizin büyüdüğü ama hayvan sayısının artacağı azaldı. Bugün en az 500 koyunumuz olması gerekiyordu.”
Van’ın karlı ovalarında küçükbaş hayvancılık, yünün kaynağı olmaya devam ediyor.

(Fatma Nur Polatcan)
Artan masraflar, azalan su
Yem, saman ve arpa fiyatlarındaki artış bu çöküşün en önemli nedenlerinden biri. Çoban bulmak artık neredeyse imkansızdır. Aylık çoban ücreti, birçok üreticinin karşılayamayacağı seviyelere çıkmış durumda.
Yolak, “Sabah akşam çalışıyoruz ama verim alamıyoruz” diyor.
Artan üreticiyi borç sarmalına sürüklüyor. Yolak’a göre bugün hayvancılıkla uğraşanların büyük davalara borçludur. “Bankalara borcu olmayan çiftçi yok. Hepimiz borçluyla ayakta durmaya çalışıyoruz”

(Fatma Nur Polatcan)
Kuraklık bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Su görünümü ve meraların verimsizleşmesi hayvancılığı her yıl biraz daha karmaşıklaşıyor. Sonuç kaçınılmazsa: Göç.
Yolak, “Köyde kimse kalmadı” diyor. “Bizim köyden uzaktaki hane İstanbul’a, İzmir’e, Bursa’ya gitti. Şartlar böyle giderse biz de göç vardır.”

(Fatma Nur Polatcan)
“İnsanlar gezisinde artık geçimini sağlayamıyor” diyor. “Son 10 yılda bölgede yaşanan kuraklık yönetimi büyük ölçüde engellendi. Suya erişim sağlanamadığı için ekip biçemiyor. Hayvancılık da emeklerinin geri dönüşü olmuyor. Bu nedenle geziden kente göç etmek zorunda kalıyorlar.”
Alaeddinoğlu’na göre, gezide tutunamayanlar önce Van merkeze, ardından ülkenin farklı illerine göç ediyor.
Alaeddinoğlu “Van’ın muazzam bir potansiyeli var” diyor. “Ama istihdam yaratılmadığı için insanlar burada kalıyor. Geçici çözümler değil, uzun vadeli yatırımlar gerekiyor.”
Kaynak: Bu haber insideturkey.org sitesinden bire bir alınmıştır.

[…] Bakanlığı’ndan Inside Turkey’e yapılan açıklamada yüksek güvenlikli cezaevlerinin insan onuruna yakışır şekilde […]